Tanıtım
Vapurda yangın muhbirine basmak için obsesif bir istek duyuyorum. Gece biri basıyor, müzisyen yakalanıyor. Ben sorgu hâkimiyim diyerek sorguya giriyorum!
Öykünün başlangıcı
Koca bir vapur yolculuğu bir düğme için zehir oldu.Anlatayım...Bazı küçük şeyler vardır. Mesela, yeni cilalanmış bir masa, parlatılmış bir cam, sivri bir kadın çenesi ya da yıkanmış bir köpek... Ne kadar büyük bir irade kuvvetiniz olursa olsun bütün bunlara dokunmadan edemez; cilalanmış masanın parlaklığında, yeni silinmiş camda, küçük kadın çenesinde elinizin şimdiye kadar değmediği bir alem, yepyeni bir dünya bulacağınızı zannedersiniz.İlk dakikalarım vapurda çok iyiydi. Hiçbir şeyle ve hiç kimseyle meşgul değildim. Kendimi büsbütün yanımdakilere karşı kapamış, bir köşeye çekilmiştim.Bütün bu dinlenmemi, birinci mevki sigara salonu ile yemek salonu arasındaki koridorda küçük bir gezinti altüst etti. Birdenbire, sağ taraf duvarında, bir konsol saati büyüklüğünde bir alet gözüme ilişmişti.Üzerinde yazılı olan kelimeleri size de birer birer okuyayım :"YANGIN MUHBİRİCAMI KIRINIZDÜĞMEYE BASINIZ!"Muhbir büyük bir sessizlik içinde duruyordu. Cam bir kaptaydı. Adeta insan ya da hem cinsi olan eşyalardan ayrı tutulmuş, havasız bir hale konulmuştu. Fakat tam ortasındaki siyah düğme!... İşte bu, her dakika, kendine dokunacak bir parmağı karşılamaya hazır bir vaziyette, gözleri açık ve sabırsızdı. Hatta o kadar açıktı ki aman Allah'ım, küçükken tanıdığım bir kızın, bir böcek ayağı kadar gergin kirpikleri kadar açıktı. Bir defasında, annemi sormak için misafir geldiği zaman, ince bileklerinden içeri çekmiş, kendi küçük odama kapatarak, bütün çırpınmalarına rağmen, arka üstü yatırarak kirpiklerindeki sivri böcek ayaklarını birbirine değdirinceye kadar onu ciyak ciyak bağırtmıştım.Bu hatırlama, doğrusunu söylemek gerekirse, benim için hiç de iyi olmadı. Hemen elimi uzatmak, camı bir saniyede kırıp bu uykusuz yangın muhbirinin üzerine bütün kuvvetimle basmak ve her şeyi ayağa kaldırmak istedim.Vapur 17 mil üzerindeydi. Açık bir hava vardı. Bir tarafımızda büyük Midilli adası, coğrafya derslerinde çizdiğimiz haritalara benzemeksizin devam ediyordu, Haritalarda belki de bir saniyenin onda birinde imal ettiğimiz ada, saatler saati uzundu. Şundan dolayı söylüyorum ki vapurda her şey sakindi. Kamarotlar işsiz bir halde gidip geliyorlardı, yani bir adamın ne yaptığının farkındaydılar.Öğlene kadar yangın muhbirinin önünden yüz defa gidip geldim. Ara sıra koridorda kimse kalmıyor gibi oluyordu. Derhal camı kırmak ve parmağımın bütün kuvvetini bu açık gözlerde yoklamak fırsatını kazanıyordum fakat uzun boylu ve kıvırcık saçlı biri, belki bir müzisyendi; hiç aralıksız ön ve arka sahanlıklardan karşıma çıkıyor, bir aşağı bir yukarı dolaşıyordu. Adeta orta kamaraların arasına rastgelen koridorda garip bir köşe kapmaca oynamaya başlamıştık. Yalnız, bir saniye geldi ki, müzisyen ikinci koridorda kaldı... Bir daha görünmedi, nakavt oldu.Yemeğe kadar her şeye rağmen tek başıma kalamadım. Yemeği herkesten daha önce bitirmek; dışarı fırlamak istiyordum. Aksiliğe bakın ki bu sefer de İzmir'e çıkacak bir tütün tacirinin karın ağrısı tuttu. Yemeğe gelmedi. Bunu bir tarafa bırakınız, daha başka bir şey yaptı. Sigara salonundaki iskemlerlerden birisini sağ koridora, yangın muhbirinin karşısına çekti. Oturdu.Öğleden sonra kendi kendime şunu düşündüm. Yangın muhbirinin önünden bir defa geçmek ve sinirlerimi yoklamak. Belki, diyordum; ilk tesiri kalmamıştır. Hızla fırladım; ellerim cebimde şiddetle ona doğru yürüdüm. Aynı vaziyette duruyor; gözleri bir karış açık bir halde, avaz avaz bana kafa tuttuğunu işitiyordum.Gece oldu. Vapurun bütün pencereleri kapandı. Üstelik camlara mukavvalar geçirildi. Işık maskeleme hazırlıkları alındı fakat ne yapayım ki koridor maskelenmedi.Bununla beraber kamarama çekildiğim zaman saat on buçuktu. İki saat sonra kalkmayı düşündüm. Koridorlar boş olacaktı. Bütün yolcular birer ikişer zaten çekilmişti. "Tam fırsatı" diyordum. Kamaramdan yavaş yavaş çıkacak, her ihtimale karşı alt koridorla merdiven taksimatının başındaki telefonları açık bırakacak, sonra ana koridorda yangın muhbirine doğru sokularak, cama küçük bir vuruşla...Birdenbire müthiş bir feryat vapuru bastı. Pijama pantolonumdan bacaklarımı henüz sokmuştum ki kamara kapısını hızla açtım. Bütün başlar alt koridorun kaloriferle boğulacak kadar sıcak sessizliğine, sapları üstünde eğilen birer ayçiçeği kadar eğilmişti:— Aman, dedim. Belki bir torpil yedik arkadaşlar…Bir kamarot hızla geçiyordu:— Hayır, dedi; yangın zili çalıyor.Bütün koridorda koşuşmalar oldu. Birinci, ikinci mevki yolcuları birbirine girdi. Herkes yangını soruyordu. Acaba kazan dairesi mi kaptan köşkü mü yanıyor? Banyo dairelerinden biri mi ateş aldı? Pijamamın üstüne aceleyle pardösümü geçirdim. Yukarı koştum. Bir polis, birisini yakalamış, kaptanın odasına doğru götürüyordu. Baktım. Bizim beyaz saçlı müzisyen... Kaptan etrafındakilere bir sorgu hâkimi olup olmadığını soruyordu. Benim küçük kamarota doğru sokuldum:— Ne var; dedim. Galiba yangın müzisyenin kamarasından çıkmış olacak?— Bırakın Allah aşkına, dedi. Delinin biri olacak, durup dururken yangın muhbirinin camını kırıp düğmeye basmış.Kaptana yaklaştım:- Ben, dedim. Antakya'ya yeni tayin edilen sorgu hâkimiyim. Eğer isterseniz ilk sorgusunu yapabilirim.Tuhaftır şu insanlar doğrusu...
Yazar
Benzer öyküler
Komedi / Mizah