Tanıtım
Arkadaş Beyoğlu'nda her kadını tanıdığını iddia eder. Defterçik çıkarır, 50 kadın foto ısmi yazar! "Kiminle şeref duyduğumu şimdi anlıyorum." Şarlatan tipi.
Öykünün başlangıcı
Bu da bize Beyoğlu'nun yadigarı. Bu kış biz, oraya Beethoven'ı, Korsakoff'u, Brodin'i dinlemeye gidiyor fakat ayrıntılı bir şekilde saatlerce Bozopiye Bey'i dinliyorduk. Kendisi de oraya aynı endişe ile geldiğini, yüksek musiki eserlerini pek ziyade sevdiğini söylüyordu lakin "Yedinci Senfoni" gibi bir şaheserin o, insanı kendinden geçiren melodisi çalınırken bile beriki, çenesini tutmuyor, kulağıma eğilip: şu hanım, filanın haremi, şu madam filanın sevgilisi diye kadınlardan bahsediyordu. Zaten, onunla geçen bir iki aylık ahbaplığımız zarfında, hemen kadın lakırdısından başka ağzından bir şey işitmedim gibi… Beyoğlu Caddesi'nden geçen hiçbir kadın yoktu ki, o tanımasın ve kim olduğunu bana anlatmasın! Konserden çıkar çıkmaz başlardı: "Arabada geçeni gördün mü? Bak, dikkat et!" Rasim Mehmet Bey'in karısı… Bana selam verirdi ama görmedi. Şu yeşil şapkalıyı tanır mısın? Bu meşhur Üzümcaki'nin kızıdır, geçen sene adada tanışmıştım; gayet iyi keman çalar, hatta iki ay kadar bir İtalya'da beraber ders almıştık. İstesem konuşurdum ama yanında annesi var, münasebet almayacak... Bak bak bak, Şişli'nin en güzel kadını geliyor, şu karşı kaldırımdan bu tarafa doğru gelen, mor mantolu. Gayet zengindir, kışın Şişli'de, yazın Moda'da oturur, ismini de biliyordum ama unuttum. Bir defa hususi bir cemiyette kendisiyle tanışmıştım; beni gayet sever, hatta bazen niye gelmiyorsun, diye darılır. İşte bizim bu kendi gelen genç ahbaba, ne vakit Beyoğlu'nda tesadüf ettimse koluma girer ve bu minval üzere sağlı sollu, genç ihtiyar, İslam Hıristiyan bütün geçen kadınların, hepsinin şifahi ve ayrıntılı olarak bir künyesini çıkarır ve hepsinin de kendisiyle dost olduğunu söyler fakat nedense benim yanımda bunların hiçbiri ile konuşmazdı. Bir gün, galiba cuma günü idi, akşam üstü yine kol kola Taksim'e doğru giderken bana uzaktan gelen şapkalı bir kızı göstererek: - Bununla dedi, yeni başladık, geçen hafta dansta tanışmıştık. Galiba Fransız olmalı! Gayet kibar bir şey. Bak şimdi konuşacağım! Kız yaklaştı, yanımıza geldi, birde dikkatle yüzüne baktım ki, Hasköylü Limoncu Yahudi'nin yılışık ve arsız kızı... Her akşam Haliç vapurunda; gençlerle şakalaşır, ötekinin berikinin üzerine fıskiye ile lavanta sıkar, yazın cuma ve pazar günleri birer zibidinin kolunda gezer, işporta malı bir şeydi. Hatta kız beni tanıyınca biraz bozulur gibi oldu ve mahcubiyetini tamir için Hadi Bey'den evvel bana aşinalık etti, hal ve hatır sordu: - Bonjour beyefendi! Nasılsınız? Şimdi bu tarafta oturuyorsunuz. Biz de Hasköy'den çıkalı çok oldu, işimdi benim babası, burada apartman tuttu. Artık dayanamadım, patladım: - Kız dedim, hangi baban hangi apartman? Baban her akşam Balat'ta "Üç tane bir çeyreğe!'' diye bağırarak limon satıyor. - Yok valla!.. O limon satan benim babası değil o benim uzaktan hasımdır. Hadi Bey kıpkırmızı olmuştu. Yahudi kızıyla bir iki lakırtı da o etti ve ayrıldık. Sonra bana dert yandı: - Vay kâfir vay!.. Demek Fransız diye beni aldatmış. Mamafih halinde bir kibarlık, incelik var da birdenbire ona aldandım. Teşekkür ederim beni ikaz ettiniz! Efendim geçen sene, yine böyle bir kız, kendisini bana, gayet kibar bir aileye mensup diye tanıtmış ve bir hayli zaman beni aldatmıştı... Mamafih, bendeniz için bunlar çerez kabilinden şeylerdir, benim görüştüğüm kadınların içinde öyle kibarları, öyle emsalsizleri var ki... Hatta belki şimdi biraz ileride rastlarız, hani geçen akşam otomobille geçerken size lüder mantolu, yeşil gözlü bir hanım göstermiştim. Bu işte İstanbul'un en güzel ve şık kadınıdır, iki aydır hemen her gün buluşuyoruz. Sonra bir de Kadıköylü var... Sözünü kesip dedim ki: - Azizim, böyle olmaz, böyle şaşırıyor isimlerini, hüviyetlerini filan unutuyorsun, sen şimdi şuradan beş kuruş verir, bir defter alır, ne kadar tanıdığın ve görüştüğün kadın varsa hepsinin ismini, cismini, tercüme-i halini, ayrıntılı yazar, hatta her birinin künyesinin üstüne birer de fotoğrafını yapıştırır, arzu edenlere çıkarır gösterirsin!.. Buna karşı ne dese ve ne yapsa beğenirsiniz? Hemen elini cebine sokup bir defter çıkardı ve bana uzatarak, buyrun, dedi. Bir de defteri açtım ki, beğen beğendiğini al, her cinsten, her boydan, sarışın, esmer, kumral, zayıf, şişman, Müslüman, Rum, Ermeni, Yahudi belki elli tane kadın ismi ve resmi var. O zaman bizim yeni ahbaba dedim ki: - Affedersin küçük bey, benim mankafalığıma ver, kiminle onur duyduğumu şimdi anladım!..
Yazar
Benzer öyküler
Komedi / Mizah