Distory
Düğün Dönüşü kapağı

Düğün Dönüşü

Uygulamada dinle

Telefonunla tarat

Telefonda uygulama yüklüyse doğrudan açılır; değilse mağazaya gider.

distory.co/oyku/dugun-donusu

Tanıtım

Gece yarısı, sarhoş bir saatçi karanlık sokaklarda kaybolurken, geçmişe dair hüzünlü ve komik anılarının yankıları arasında kaybolur. "Düğün Dönüşü", Memduh Şevket Esendal'ın derin gözlemleriyle dolu, yaşamın absürd yanlarını keşfeden bir öykü. Her adımında yeni bir sürprizle karşılaşmaya hazır olun!

Öykünün başlangıcı

Gece yarısını iki saat geçiyor. Saatçi Rıfat Efendi, ellilik bir ihtiyar; düğün evinde kafayı tütsülemiş, evine dönüyor. Biraz da yalpalıyor. Kendi kendine de söyleniyor. Sokak hem karanlık, hem de çamurlu. Rıfat Efendi çamura her batışında:— Vay canına, diyor. Battın mı gene Rıfat! Yarın dinle karının dırdırını! Sağ olsaydı anam da açardı ağzını... Dinlemezdim ya...Durduğu yerde biraz sallandıktan sonra, yeniden yürümeye başlayarak:— Hani ulan Belediyenin kandili! Kahpe Belediye Reisi al oğlum paraları ye! Sarhoşlar batsın çamura sen bak keyfine... Herif ömründe bir gün sarhoş olmamış ki... Müftü oğlundan belediye reisi yaparsan böyle olur!...Bu sırada, Serdaroğullarının evinin önüne gelmiş bulunur. Çalı çevrilmiş avlunun kapısı arasından bir köpek çıkar, salmağa başlar. Rıfat Efendi biraz gerileyip sırtını duvara verir, der ki:— Ulan, Müftünün adını anınca sen nereden çıktın?Köpek salar.— Hav hav! hav!— Şaka etmeci varım, tanıdık köpeğisin!— Hır hır! hav hav hav!...— Rahmetli efendinle kadeh arkadaşlığımız vardır. İçerdik, sonra da gider tarla hendeğinde sızardık. Neyse, sünüğü depreşmesin, dalaşmadığı, dolaşmadığı adam yoktu.Rıfat Efendi bunları söylerken, köpek de durmaz, salar. Rıfat Efendi karanlıkta köpeği görmeye çalışarak:— Çok gürültü ettin ama... Sen bizim candarma çavuşu Hüseyin’den de sertmişsin! Sarhoş olmasam sana bir tekme savururdum, Türkmen Ali’nin kör katırı bile imrenirdi... Ama şimdi olmaz. Bak, arkamda duvar sallanıyor... Belediyenin uyuzluğu yüzünden senin suratını da seçemiyorum. Herif yağlı yemekten bocur domuzuna dönmüş... Yarın sağ çıkarsam, ben de ona senden öğrendiğim gibi bir hırlayayım, anlasın Şam pazarında öreke satmayı.— Hır hır! hav hav hav...— Nasıl, beğendin mi?Köpek biraz yavaşlamışken yeniden saldırmağa başlar. Rıfat Efendi:— E, yeter artık, anladık. Senin de ısıracağın yok ya! Kahveci Osman gibi gürültü ile ortalığı korkutmağa çalışıyorsun. Sana ay ışığı bir gecede bir ders vermek boynuma borç olsun!Köpek salar, Rıfat Efendi söylenir. Sonunda köpek havlamağı keser, belki de oraya oturur.— Ne kestin? Duvar dibini bırakayım diye mi bekliyorsun? Alır mısın akideyi miski pahasına?... Şimdi sıra bana geldi ama, tam bir küp şarap içmişim, bulut gibiyim...Rıfat Efendi köpeğin üstüne saldırır gibi yapar. Köpek ilkin korkar, sonra yeniden havlamağa başlar.— Ha haaaa! Ne korktum? Sesin kalın ama kendin kaba kuyruksun. Ulan, köpeğin de sahibine çekeni hiç görmemiştim. İbrahim sağ olsaydı, seni evlatlık edinirdi. Bıldırcın etiyle beslerdi!Rıfat Efendi gene köpeğe salar gibi yapar:— Buuuuuuuvvv...Köpek geriler, sonradan gene salar.— Anlaşıldı. Ben duvar diplerini tutup savuşabileceğim ama sokağa ayağım alışık değil. Yıkılır kalırsam, senin de, seni besleyenin de gelmişini geçmişini kalaylarım, anladın mı?Bu sırada çalı duvar üstünden bir genç çocuk sesi:— Efendi amca der, korkma geç, ısırmaz.Rıfat Efendi irkildi.— Vay, sen de kimsin? Sokağı haraca kesmişsin be!Köpek arkasından sesi işitince daha yüreklenir, saldırmağa arttırır. Çalı duvar üstünden seslenen çocuk kapı önüne gelir, köpeği çağırır, sonra da der ki:— Hadi geç, tuttum.Rıfat Efendi hem yürür hem de söylenir:— Sen İbrahim’in torunu musun nesin? Sizin soyunuzdan hayırlı adam çıkmaz ama sen çekmemişsin.Çocuk:— Ben Yetim Salih’in oğluyum.— Ha, gördün mü! Babanın da gömü bulacağım diye kırmadığı çeşme taşı, kazmadığı beylik köprü, körletmediği hayrat kalmadı ya. Bu kasabanın su yollarını kazıp bozan, Kantarcıoğlu Selim ile babandır. Herif mal değildir ya, neyse...Rıfat Efendi biraz uzaklaştı. İleride gene çamura batmış olacak ki:— Vay canına gene mi battın Rıfat! dedi. Ulan genç olsam gider tarla hendeğinde sabahlardım. Dinle karının şimdi küfürleri. Anama da nasıl benzemiş! Gelin kaynana toprağındandır derler. Doğrudur. Kızı olsa bu kadar çekmezdi. Çene babam çene!Biraz daha uzaklaşınca, kalın, tatlı, kumlu bir sesle bir türkü tutturur:"Aman çavuş, yandım senin elinden,Çok salma kasatura düşer belinden!"Türkünün arkasından ufak bir nâğra:— Of anam of...Yavaş sesle:— Yandık bee... Ne ses kaldı ne yürek. Sat anasını bu yaşamanın...Ses uzaklaştı, işitilmez oldu.

Uygulamada oku

Telefonunla tarat

Telefonda uygulama yüklüyse doğrudan açılır; değilse mağazaya gider.

distory.co/oyku/dugun-donusu

Yazar

Memduh Şevket Esendal
Memduh Şevket EsendalYazar · 4 eser · distory.co/yazar/memduhsevketesendal
Sayfası

Benzer öyküler

Komedi / Mizah

Keşfedebileceğin yazarlar

Düğün Dönüşü kapağı
Düğün DönüşüMemduh Şevket Esendal · 6 dk
Uygulamada dinle

Telefonunla tarat

Telefonda uygulama yüklüyse doğrudan açılır; değilse mağazaya gider.

distory.co/oyku/dugun-donusu