Distory
Külyutmazoğlu Şaban Efendi kapağı

Külyutmazoğlu Şaban Efendi

Uygulamada dinle

Telefonunla tarat

Telefonda uygulama yüklüyse doğrudan açılır; değilse mağazaya gider.

distory.co/oyku/kulyutmazoglu-saban-efendi

Tanıtım

Terziden yeni elbise alır, sırtındaki etiketi kopartmayı unutur. Tavcı okuyup adını öğrenir, kandırıp soyar. İstanbul efsanesi - detay kurtarır!

Öykünün başlangıcı

Birkaç haftadır, ticaret maksadıyla İstanbul’da bulunan Safranbolulu Külyutmazzâde Şaban Efendi iftar topuna beş dakika kala, terziden yeni elbiselerini aldı ve hemen alelacele arkasındaki eskileri orada terzi dükkanının bir köşesinde çıkarıp gazete kağıdına sardı ve yenileri arkasına giyip aynanın karşısında bir müddet alık alık kendisini seyrettikten ve sırıttıktan sonra sokağa fırladı.Niyeti, bu akşam Beyoğlu tarafına geçip şöyle dört başı mamur, doyasıya bir hovardalık yapıp günlerden beri, Mahmutpaşa Oteli’nin loş ve tenha odasında yaşadığı bekar hayatının acısını çıkarmaktı.Sirkeci’den Köprü’ye kadar hep sağlı sollu dükkanların camekanlarındaki eşyayı seyretmek bahanesiyle duruyor, yeni elbiselerin altında kendinin ne kadar şıklaştığını, güzelleştiğini tetkik ediyordu. Eminönü’ndeki büyük bir tuhafiye mağazasının önünde, yine böyle durup hayran hayran kendi gölgesini seyrederken kolundan biri çekip selam verdi:- Selamünaleyküm, Şaban Efendi!- Ve aleykümselam!...- Nasılsınız, iyisiniz inşallah?- İyiyim, hamdolsun ya!... Velakin affedersiniz zatınızı tanıyamadım!- Tanımadınız mı, amma yaptınız ha!... Siz Safranbolulu Külyutmaz Şaban Efendi değil misiniz?- Ta kendisiyim emme!... Birdenbire zatınızın kim olduğunu çıharamadım!..- İhtimal, oruç keyfiyle tanıyamadınız, anlaşılan henüz iftar etmediniz, buyrun isterseniz beraber bir çorba içelim!(Meçhul şahıs Şaban Efendi’nin koluna girer, Sirkeci'ye doğru hem yürür hem konuşurlar.)- Siz arada sırada Kastamonu’ya gelir miydiniz?- Gelmez olur muyum? Senede dört beş kerret Kastamonu’ya gidüp gelürdüm.- Şimdi beni tanıdın mı?(Bir müddet düşündükten sonra)- Ayup değil a yine tanıyamadım vesselam!..- Hele gel, şuraya girelim, bir karnımızı doyuralım!Sağ tarafta bir kebapçı dükkanına girerler.Meçhul şahıs, iki yoğurtlu kebap ısmarlar ve cebinden bir tesbih çıkarıp dudaklarını oynatarak çekmeye başlar. Külyutmazoğlu Şaban Efendi hâlâ, kendisine böyle yoğurtlu kebap ikram eden adamın kim olduğunu düşünmekle meşguldür.- Dimek sizinle Gastamonu’da tanışmıştık öyle mi?- Öyle ya. Dereboyu’ndaki İstanbul kıraathanesinde az mı tavla oynadıktı. Harb-ı Umumi’den evvel ben orada tefecilik, celeplik filan itmiyor muydum?- Ha, şimdi bildim, zatınız Gonyalı Hacıbekir’in ortağıyla beraber gezerdiniz!..- Hah şöyle !..- İsminiz de Mustafa mı idi?- Mustafa bizim kâtibimizdi, benim adım Raşit değil miydi?Ha!.. Raşit Efendi idi... Eey Raşit Efendi, daha ne var ne yoh bakalım, iyisin hoşsun ya?- Hamdolsun, seni sormalı!Halbuki Şaban Efendiye, kendisini Konyalı Hacı Bekir'in ortağı Raşit Efendi diye takdim eden bu adam, meşhur tavcılardan ve sabıkalılar ashabından Aksaraylı Ballıbaba Ahmet’ti. Yemekten sonra paraları Ahmet verdi.- Eey Raşit Efendi, daha ne var, ne yoh bahalım, iyisin hoşsun ya inşallah!..Allah’a çok şükür iyiyiz, siz ne alemdesiniz bakalım? Kastamonu’da ne var, ne yok ?- Ne olsun, gozellik!.. Emme İstanbul’daki gozellik Gastamonu’da ne gezer?Ahmet cebinden bir tabaka çıkarıp içinden kalınca bir cigara alır, Şaban Efendiye uzatır:- Bir de şu bizim kaçaktan içelim, bakalım, biraz hafiftir amma mis gibi kokar, halis Hendek tütünüdür.İkisi de cigaraları yakarlar, çekiştirerek Galata tarafına geçerler. Biraz rıhtım boyunda dolaştıktan sonra Tophane taraflarındaki karanlık sokaklardan birinde, Ahmet arkadaşını kahvehane diye izbe bir meyhaneye sokar, bir de şıra ikram eder. Artık muhabbet koyulaşır, Şaban Efendi, coştukça coşar, burada hangi otelde yattığını, ne için geldiğini, nerede, ne kadar parası ve malı olduğunu, koynundaki cüzdanını geçende Balıkpazarı’nda yan kesiciler çarparken farkına vardığı için artık onu bir kayışla beline bağlayıp bacaklarının arasına salıverdiğini bülbül gibi anlatır.Sabaha karşı, Cihangir yangın yerlerindeki tenha arsaların birinde gözünü açan Şaban Efendi arkadaşına seslenir:- Raşit Efendi, neredesin? Raşit Efendi hu!..Neden sonra aklını başına toplar, bir de bakar ki arkasında bir don, bir gömlekle yangın yerinde yatıyor. O zaman telaşla kalkar ve soluğu doğru polis karakolunda alır. Şaban Efendi, polis karakolunda komiser muavinine ifade verirken, tavcı Ahmet de Galata’daki tavcılar kahvesinde arkadaşlarına meseleyi şöyle anlatmaya başlar:- Top yeni atılmıştı, Eminönü’nden Sirkeciye doğru tavlanacak bir enayi kollarken oradaki mağazalardan birinin önünde baktım ki hırbonun biri, durmuş camekandaki eşyaları seyrediyordu. Herifin yanına sokulunca bir de ne görsem beğenirsiniz? Ceketinin arkasında dört köşe beyaz kâğıttan ufak bir tabela asılı!..- Ne tabelası?- Üzerinde (numero 1836) Safranbolulu Külyutmazoğlu Şaban Efendi yazılı.. Bunu görünce az kalsın sevincimden olduğum ya da narayı basacaktım. Herif terziden elbiseleri almış, arkasına giymiş, fakat kime ait olduğuna dair terzinin yapıştırdığı kâğıdı kopartmayı unutmuş. Bunu okur okumaz, hemen sokuldum, kolundan yakaladım:- Merhaba Şaban Efendi’yi bastırdım! Herifle hemen samimi olduk, avale Sirkeci’de otuz kuruşluk kebap ısmarladım, arkasından da bir cigara ile şıra dayadım.. Gece yarısı tertemiz soydum, 120 papeli ile elbiseleriyle, potinlerini alıp Cihangir yangın yerinde kirişi kırdım!..

Uygulamada oku

Telefonunla tarat

Telefonda uygulama yüklüyse doğrudan açılır; değilse mağazaya gider.

distory.co/oyku/kulyutmazoglu-saban-efendi

Yazar

Osman Cemal Kaygılı
Osman Cemal KaygılıYazar · 9 eser · distory.co/yazar/osmancemalkaygili
Sayfası

Benzer öyküler

Komedi / Mizah

Keşfedebileceğin yazarlar

Külyutmazoğlu Şaban Efendi kapağı
Külyutmazoğlu Şaban EfendiOsman Cemal Kaygılı · 6 dk
Uygulamada dinle

Telefonunla tarat

Telefonda uygulama yüklüyse doğrudan açılır; değilse mağazaya gider.

distory.co/oyku/kulyutmazoglu-saban-efendi