Tanıtım
Bir kahve sohbeti sırasında tütün üzerinden gelişen ironik bir diyalog, dostluk ve kibir arasındaki ince dengeyi keşfeder. Otlakçı'nın hikayesi, sıradan bir günün içindeki derin insan ilişkilerini ve alaycı bakış açılarını gözler önüne seriyor. Bu edebi eser, okuyucuyu düşündürmeye davet ediyor.
Öykünün başlangıcı
— Efendim, tütün tabakasını ortada unutmaya gelmiyor. İnsafsız herif, tütünün ne kadar saçak yeri varsa içti, tozları bana kaldı. Çok otlakçı gördüm ama böylesine hiç rastgelmedim. Bizim rahmetli İlhami de otlakçıydı ama hiç olmazsa bir inceliği vardı, adamı eğlendirirdi. Karşınıza oturdu mu gözleriyle tütün paketini arar, sokulur, tabakayı cebime koyanın sözlerini şaşırır, cebimden çıkarıp masanın üstüne bırakınca sevinir. Saatlerce gözleriyle tabakanın arkasından koşar, sonra bir fırsatını düşürüp bir cigara yakınca keyiflenir, güler, söyler, dinleyenleri de eğlendirirdi. En çok hoşlandığı da fırsatını düşürüp cigarayı kendi eliyle almasındaydı. Siz ona paketinizi uzatırsanız alır ama kendi eliyle aldığı cigaradan duyduğu haram tadı duymazdı. Bu otlakçıya canım kurban, kardeşim! Bu herif öylesi değil ki.Dün artık dayanamadım, söyledim:— Ama Mahmut Efendi, dedim, bu kadar da olmaz. İçiyorsun, neyse iç. Ama hiç olmazsa tozunu da katık et!O, alışmış, aldırmıyor. Yan gözle bana baktı:— Bir cigara sardım diye mi söylüyorsun? dedi.— Hangi bir cigara birader, dedim, bak gene bir tutam saçak tütün kalmadı. Bana yalnız tozları kalıyor.Kayıtsızca:— Senin tütünün de içimli bir şey değil ya! dedi. Bunu nasıl içiyorsun? Kaçak içsen ondan daha iyi!Kızdım.— A birader, dedim, iyiye kötüye baktığımız yok, sen benden çok içiyorsun. Fena ise niçin içiyorsun?— Ne yapayım, dedi, daha iyisi olsa onu içerim...— Neden yok, dedim, tütüncü dükkânları dolu!Yüzüme dik dik baktı:— Ben, dedi, bu zıkkıma para vermem. Mundar şey... Mekruh. Kalkıp üste de para vereceğim! İşim yoktu da...— Çok iyi buyuruyorsun, dedim. Ama biz para veriyoruz!— Ben de onu söylüyorum ya, dedi. Para verdin verecek, bari iyisine ver. Bunun böylesini içecek olduktan sonra hiç içmesen daha iyi!— Sen, dedim, kırk yaşından sonra benim huyumu mu değiştireceksin?Kayıtsızca omuzlarını kaldırdı:— Benim neme gerek, dedi. Ben kimsenin keyfine karışmam. Sen bana karışıyorsun da ben de söylüyorum.— Canım, dedim, senin kuruyasıca huyunun bana ziyanı olmasa ben de kırk yıl söylemem. Ziyanın bana dokunuyor.— Benim sana ne ziyanım dokunuyor? diye sordu. Bu sözleri hep bir cigara için mi söylüyorsun? Ziyan olmuş da dünya batmış... Ben içmeseydim de sen içseydin daha mı kâr edecektin? Bari başkalarının yanında söyleme, seni ayıplarlar.Tepem attı:— Neden ayıplıyorlarmış? diye sordum.— Neden olacak, dedi, bir cigaralık tütün için bu kadar lakırdı ediyorsun.— Canım birader, dedim, hangi bir cigara, hangi beş cigara?..— Haydi on cigara olsun, dedi. Yirmi cigara, otuz cigara olsun... Daha diyeceğin yok ya! Yok tütünün saçak yerini içmişim, sana tozu kalmış... Bunları söylemek ayıp. Tozu kaldıysa bir paket al, saçak tütün iç. Bunun kemali altmış para!— Bunu ben alacağıma, sen alsan ne olur, dedim. Şunu neden almak bize düşüyor da içmek size?— Ben adet etmemişim dedik ya! Böyle zehire para vermem, dedi. Sen adet etmişsin, ben içsem de alıyorsun, içmesem de. Benim için tütün almıyorsun ya. Benim için alıyorsan bir daha alma. Hem bir cigara için adama böyle kahve ortasında bu kadar söz söylemek ayıp değil mi? Bu sana yakışır mı?— Çıldıracağım, dedim. Sen altmış para verip bir paket tütün almaz, herkesin tabakasından geçinirsin, bu ayıp değil; ben tütünü katık et, saçağından bana da kalsın, dedim, bu ayıp öyle mi?— Bana neden ayıp oluyormuş? dedi. Hırsızlık etmiyorum ya, zorla da almıyorum. Tütünün saçağı dururken tozunu içecek kadar ahmak değilim...— Biz tütünün tozunu içip ahmak mı oluyoruz? dedim.Doğrusu çok da kızdım. Onun da cigaradan sararmış parmakları titremeye başladı ama sözünü kesmedi:— Sen, dedi, deminden beri bana o kadar söz söyledin, ben sesimi çıkardım mı? Tütünün saçağı dururken tozunu içmek ahmaklıktır dedimse niçin kızıyorsun?Kahvede olanlara bakarak:— Yalan mı söylüyorum, efendiler, dedi. Bana bir cigara verdi diye bu kadar söz söylenir mi, bu nerede görülmüş şey?Karşı peykede oturan Miralay Esat Bey bana işaret etti. Kendimi topladım:— Sen, dedim, birader bir daha benim yanıma gelme, benimle de konuşma. Bir gün öfke ile kafana bir şey vururum, başıma bela olursun, anladın mı? İşte bu kadar!İş buraya varınca Esat Bey cebinden tabakasını çıkardı:— Mahmut Efendi, dedi, gel sen buraya, bak ben sana bir tütün vereyim, nasıl beğenirsin...Tabakayı görünce kalktı, karşıya gitti. Bana da:— Benim kabadayılığım yok, dedi, kimseye de fenalık etmedim, gene de etmem. Bütün suçum nedir: Bir cigara sarmışım! Sanki tufan olmuş...Bir yandan söylendi, bir yandan da Esat Bey’in tabakasında ne var ne yok içti. Ben artık cevap vermedim. Ancak Mahmut Efendi bana darıldı, ben de ondan kurtuldum sanmayınız. Ertesi sabah erken, çocuk haber verdi ki bir efendi gelmiş, beni görmek istiyormuş. Aşağı odaya indim. Baktım, Mahmut Efendi. Beni görünce dedi ki:— Birader, dün sizin hatırınızı kırdım. Sonradan ben de pişman oldum. Sizden özür dilemeye geldim. Kusura bakmayın, insanlık hali... İnsan bazen boş bulunuyor...Siz olsanız ne yaparsınız? Özür dileyen bir adam. Kalkıp evinize kadar da gelirse... Benim yüzüm tutmaz."Buyurun" dedik. Kahve de pişirttik. Önüne bir dolu kase tütün de koyduk. Kardeşim, emin olun, kalem vaktine kadar kasenin dibinde yalnız tozlar kaldı, cigara tablası da ağzına kadar doldu!
Yazar
Benzer öyküler
Komedi / Mizah