Tanıtım
Trafikte uçan halıların sıradanlaştığı bir şehirde, sakin Tayyar kendine zincirli, defolu bir halı seçer. Bu tuhaf dostluk, onun yıllardır unuttuğu kahkahayı yeniden bulmasını sağlar.
Öykünün başlangıcı
DEFOEbuzer KalanderUçan halıların trafikte yaygınlaşması ulaşımı rahatlatsa da bazı sorunları beraberinde getirdi. Gün geçmiyordu ki bir şikâyet olmasın. Hava trafiğini hiçe sayıp müsaade edilmeyen yüksekliklere çıkanlar, son model uçan halılarıyla drift atıp yarış yapanlar, halıdan aşağı çöp atanlar, insanların üzerine tükürüp işeyenler, yağışlı havalarda trafiğe çıkıp yere yapışanlar… Daha geçenlerde ünlü fenomenlerden biri ilk çocuğunu elli metre yükseklikte, uçan halının üzerinde dünyaya getirdi. Doktor çocuğu çıkardığı anda az kalsın aşağı düşüyordu. Düğün organizasyonlarının da gözdesi haline gelen uçan halılarda çiftler ilk danslarını havada yapıyor ve arkasında “Mutluluktan uçuyoruz!” yazan halılarla konvoya çıkıyorlardı…İş çıkışı arkadaşlarıyla buluşan Tayyar usul usul dönüş yoluna koyuldu. Dost meclisinde konu gençlikte yapılan deliliklere gelmişti. Biri askerden firarını, diğeri sarhoş olup yanlış otobüse binişini, öbürü ise düğününden iki gün önce eski sevgilisiyle kaçışını anlatmıştı. Sıra kendisine gelene kadar düşünecek epey vakti olan Tayyar, bir düğüne davetsiz girip damadın kuzeniymiş gibi saatlerce oynadığını uydurmayı düşündü. Sonra vazgeçti. Kırk beş yaşındaydı. Bu yaşına kadar trafik cezası bile yememişti. Hatta bir keresinde yanlışlıkla valizine koyduğu otelin havlusunu kargoyla geri göndermişti. Sustu. Yolda başının üzerinden uçan halılar geçiyordu. Halının birinde gençler son ses müziğe eşlik ederek şarkılar söylüyor, diğerindeyse trafik ışığında bekleyen arabaların üzerine konfeti döküyorlardı. Tayyar söylenmek için başını kaldırdı. Ama bir şey söylemeden peşlerinden baktı. Gülümsedi…Ertesi gün kendini, şehrin en büyük halı mağazası Uçanos’a attı. Girişte onu karşılayan satış görevlisi nasıl bir şey aradığını sorduğunda Tayyar boğazını temizleyip kısık ve çatallı bir sesle cevap verdi: “Defolu ürün bakacaktım.” Satıcı hay hay deyip Tayyar’ı peşine taktı ve mağazanın sol arka köşesindeki defolu uçan halıların teşhir edildiği yere yöneldi. Yatay platformlar üzerinde üst üste konmuş rengârenk uçan halılarla doluydu köşe.“Abi bunların defosunu fark edemezsin bile.” dedi eliyle halıları işaret eden satıcı, “Fabrika çıkışında kalite kontrole takılıyorlar. Aha bak şuna, geçen ay aynısından bizim oğlana aldım.”“Hımmm.” deyip memnuniyetle başını salladı Tayyar adamın gösterdiği kartal desenli kırmızı halıya bakarken. “Sizin personel indiriminiz de vardır tabi.”Satıcı boynunu büküp gülümsedi: “Yüzde on kadar yapıyorlar sağ olsunlar.” Sonra solundaki platformda duran kelebek desenli mavi halının ucundan tuttu. Diğer eliyle Tayyar’a gel işareti yaptı. “Yaklaş abi. Mesela şu hali. Bak Allah aşkına, bunun defosunu anlayabilir misin?”Tayyar göğsünde kavuşturduğu kollarını yanlarına salıverdi. Yaklaşıp eğildi, iyice baktıktan sonra dudağını büküp elleri açtı. “Valla bilemedim.”Adam halının ucunu bıraktı. “Bilemezsin abi. İstersen akşama kadar bak… Bunun defosu iplik germesi.” Ardından halıyı okşadı.“Peki bu iplik germesinin zararı ne?” Tayyar’ın sesi artık daha gür çıkıyordu.“Hiçbir zararı yok.” deyip elini savurdu satıcı, “Sadece vites geçişleri biraz sert. Arada halı kendini ileri atıyor.” Sanki uçan halı kendisiymiş gibi olduğu yerde tekledi.“Peki ya şu?” Tayyar adamın arkasındaki arı ve çiçek desenli yeşil halıyı işaret etti.“Onun orta kesiminde ilmek hatası mevcut. Her zaman değil ama hızlandığında bazen türbülansa girmiş gibi titriyor.”“Hımmmm. Bayağı güzelmiş, rengi de iyi hani.” Tayyar memnuniyetle başını salladı.Satıcı halıyı okşadı “Çok da yumuşak abi.” Sesini alçaltıp sağı solu kolaçan ettikten sonra devam etti. “Uçan halıya kız falan atanlar en çok bu modeli tercih ediyor. Bak bunun defosuzu da var ancak fiyatı yaklaşık iki katı. Bence değmez abi orijinalini almaya. Sana bunu vereyim.”Bu sırada Tayyar’ın bakışları biraz ileride tek başına duvara zincirlenmiş halıya kilitlendi. Kiremit renginde, üzerinde alaycı kuş resmi olan, eskitme desenli bir halı. Sanki Tayyar’a eski bir tanıdık gibi gülümsüyordu. “Peki şuradaki!” dedi halıdan alamadığı gözlerini kırpmadan.Satıcının gözleri iri iri açıldı, sol elini dur işareti yapan bir polis gibi kaldırdı. “Amman abi gözünü seveyim. Uzak dur o halıdan. Sana gelmez.”Tayyar gözleri hâlâ halıda, uzaklardan gelen bir sesle cevap verdi: “Niye ki?”“Abi o halı manyak. Baksana, yerinde tutmak için zincirledik. Yakında zaten geri dönüşüme vereceğiz.”Tayyar aniden dönüp satıcıya baktı, yüzü gerilmiş ve kaşları çatılmıştı. “Böyle bir güzelliğe kıyılır mı? Hem, hem bunun defosu ne ki?”“Görünüşte hiçbir şeyi yok. Ancak kendini komik sanıyor, eşek şakası yapıp duruyor.”“Nasıl yani!”Satıcı kafasını yana sallayıp elini savurdu. “Hangi birini anlatayım abi. Daha önce zincirli değildi bu. Personelden bazılarını tutup uçurdu, havada top gibi zıplattı. Hele bizim bir Cafer abi var. Garibanın teki. Yükseklik korkusu var adamın, az daha altına ediyordu. Bir defasında kimsenin haberi olmadan gitmiş normal halı reyonuna karışmış. Platforma boylu boyunca uzanmış. Nişanlı bir çift halı bakıyor bu sırada. Kız yorulmuş ve bunun üzerine oturmuş, bu da kızı dakikasında kaldırmış, ortalık karıştı…” Tayyar elini çenesine atmış çıtını çıkarmadan satıcıyı dinliyordu. Arada kimsenin okuyamayacağı silik bir gülüş konduruyordu yüzüne. Satıcı anlatmaya devam ediyordu:“Bununla kalsa iyi. Başka bir sefer de girişteki panolardan birine normal halıymış gibi geçmiş. Yaşlı bir kadın ona bakarken birden hareket edip kadına sarılmış. Kadın az daha kalp krizi geçiriyormuş. Hatta bir ara sattım da bunu ha. Tam kurtulduk deyip tüm mağaza küçük bir kutlama yapmıştık ki sattığım adamın karısı ertesi gün halıyı iade etti. Adamda da suç var aslında. Halıya balkondan binmek istemiş. Kendisi balkonda, halı binanın dışında. Tam binecekken tutmuş bu manyak, adamın altından çekilmiş. Adam küt diye yere yapışmış. Bereket versin birinci katmış da sadece bir kaburgası kırılmış...”Ne olursa olsun, Tayyar halıyı çok beğenmişti. Satıcıyı ikna edip kafasındakinden çok daha ucuz bir fiyata aldı halıyı. Satıcının söylediği kadar vardı halı. Bazen alçak uçuşlar yapıp insanların şapkalarını düşürüyor bazen de kuşlarla yarışıyordu. Balkondan kendi kendini silkeliyor, geceleri bir köşeye dürülüp yatıyordu. Tayyar bazen halının üstünde uyuyordu ve bir keresinde az daha yere düşüp ölüyordu. Halı uykudayken onu göklere çıkarmıştı. Başka bir gün Tayyar’ın arkadaşını çöp konteynırına atmıştı, çünkü adam tam kuş resminin üzerine çay dökmüştü. Ama ne yaparsa yapsın kızamıyordu halıya Tayyar, hatta hoşuna gidiyordu bu aşırılıkları. Halı da Tayyar’ı seviyordu galiba. Sanki birbirlerini tamamlıyorlardı.Zaman geçtikçe birlikte oynamaya başladılar. Tayyar halısına “Şu kelin şapkasını uçursana!”, “Masadaki şu peçeteleri uçursana!” ya da “Şu çocuğun uçurtmasıyla yarışsana!” diye fısıldadığı oluyordu mesela. Bir keresinde apartmanın önüne arabasını bırakıp girişi kapatan komşusunun sileceklerine çöp poşeti bağladılar. Başka bir gün, Tayyar’ın sevmediği bir iş arkadaşının balkonuna konup çamaşır ipindeki bütün mandalları aşağı attılar. Sitenin bahçesinde ve mahalle arasındaki dar sokaklarda sayısız alçak uçuş yaptılar. Tayyar yıllardır ilk defa bu kadar çok gülüyordu. Ancak onların eğlencesi başkalarına pek komik gelmiyordu. Önce site sakinlerinden ve ardından mahalleliden şikâyetler gelmeye başladı. Site yönetimi Tayyar’ı uyardı. Tayyar da halıyı. Buna karşılık halı ertesi gece site yöneticisinin balkonundaki paspası alıp arabasının ön camına bıraktı. Sonraki gün yöneticinin asansöre astığı “UÇAN HALILARIN TEK BAŞINA GEZMESİ YASAKTIR!” yazısının üzerine salça sürdü.Şikâyetler giderek çoğaldı. Bir süre sonra iş belediyeye, oradan da Uçan Nesneler Denetleme Müdürlüğüne kadar gitti. İki görevli Tayyar’ın kapısına gelip halının çevre ve uçuş güvenliği açısından tehlike oluşturduğunu, daha önce de benzer vakalara karıştığını söylediler. Halının teslim edilmesi gerekiyordu. Tayyar kabul etmeyince görevliler bir hafta süre vererek gittiler. O sırada halı balkon korkuluğundan sarkmış, onları seyrediyordu. İçlerinden biri dönüp yukarı baktığında halı dil çıkarır gibi ucunu kıvırdı. O gece Tayyar uyuyamadı. Halı her zamanki gibi yatağın yanındaki köşesine dürülmüştü. İlk kez ona bir eşya gibi baktı. Birkaç metre kumaş, biraz iplik, boya ve bir kuş resmi... Sonra kalkıp yanına gitti. Elini üzerinde gezdirdi. Halı hafifçe kıpırdanıp Tayyar’ın ayaklarına doğru sokuldu. Ertesi sabah ikisi de evde yoktu. Birkaç gün boyunca kimse Tayyar’dan haber alamadı. Telefonu kapalıydı. İşyerinde de yoktu. Yetkililer halının seri numarasını bütün şehre dağıttı ama ondan da geride bir iz yoktu.Üst komşularının anlattıklarına ise kimse inanmadı. Yaşlı kadın, sabaha karşı balkonda sigara içerken Tayyar’ı karşı apartmanın çatısının üzerinden uçarken görmüş. Üstelik altında halı falan yokmuş. Kollarını iki yana açmış, bir kuş gibi süzülüyormuş. Üzerinde de kiremit renginde, vücuduna yapışan kalın bir şey varmış. Kadın önce bunu tulum sanmış fakat Tayyar uzaklaşırken sırtındaki alaycı kuşun kanatlarını çırptığını görmüş.Sonradan başka söylentiler de çıktı. Tayyar’ın halıyı söktürüp her ilmeğini kendi vücuduna nakşettirdiğini söyleyenler oldu. Bazılarıysa bunun tersini iddia etti: Tayyar kendini halıya dokutmuştu. Hangisi doğru bilinmese de şehrin üzerinde hâlâ zaman zaman tuhaf bir adam görüldüğü söylenir. Bazen elektrik tellerinin üzerinde yürürken, bazen kuşlarla yarışırken, bazen de fazla alçaktan uçup insanların şapkalarını düşürürken...
Yazar
Benzer öyküler
Komedi / Mizah