Tanıtım
Rüyada derviş: "Yarım elma yedir, gönül al!" Sevgili güler: "Bu zamanda yarım küfe elmayla da gönül alınmaz." Masalın modern güncellemesi.
Öykünün başlangıcı
Dün gece Beyoğlu’ndan dönerken arkadaşım, arabada anlattı:- Benim için yapacak hiçbir şey kalmamış, kalbimdeki o saf, tatlı emeller sönmüş, bütün ümitlerim yanmış, kül olmuş hatta külleri havaya bile savrulmuştu. Tavus Kuşu (bu sevgilimin lakabıdır) son yazdığım mektuba verdiği cevapta diyordu ki:“Bir daha bana, böyle aşktan, sevgiden bahsetmeyiniz; çünkü ben aşk ve muhabbet denilen safsatalardan ayıp değil a, anlamıyorum, hatta böyle şeyler bana pek iptidai, âdeta ortaçağa ait düşünceler, âdetler gibi geliyor...” Bu sert ve kesin red cevabı üzerine artık benim ne hale geldiğimi tasavvur ediniz. Ben ki Tavus Kuşu için tam bir sene deli gibi ağlamış, çırpınmış, aklımı, fikrimi, gönlümü onun altın saçlarının tellerine bağlamış; hayatımı, onun zihinlere durgunluk veren yeşil ve ebrûli gözlerine vakfetmiştim... Şimdi bu red cevabı üzerine benim için yapılacak bir iş, başvurulacak bir çare kalmıştı ki, o da ya intihar yahut İstanbul’un tenha ve kuytu yerlerindeki Bektaşi tekkelerinden birine çekilip loş bir hücrede senelerce çilekeşlik ve bütün maceralarıma tövbe ve istiğfâr...Mektubu belki on defa okuduktan sonra büktüm, cebime koydum ve bir karar veremeden, kendime kat’î bir hatt-ı hareket tayin edemeden İstanbul sokaklarında akşama kadar muhtelif içkilerle kendinden geçmiş bir sarhoş gibi dolaştım, durdum.---Gece rüyamda, ucu görünmeyen büyük ve yüksek bir çam ormanında gezerken gördüm. Sağımda ceylanlar, solumda gazallar otluyor ve tekmil ağaçların dallarında sürülerle tavus kuşları ötüşüyordu. Birdenbire tâ uzaklardan, beyaz, ince bir duman peyda oldu ve şimşek gibi ani bir süratle ormanı aydınlatarak gözlerimin önüne yuvarlak bir nur topu düştü. Ben gözlerimi açıp kapayıncaya kadar karşımda yeşil sarıklı, beyaz sakallı, güler yüzlü bir derviş peyda oldu ve bana:- Merhaba âşık! dedi.Şaşırdım korku ile karışık bir hayretle cevap verdim:- Merhaba derviş baba!- Buralarda ne dolaşıyorsun?- Mademki siz benim bir âşık olduğumu bildiniz, gönlümdekini de bilir, buralarda ne aradığımı anlarsınız!- O halde yarın sabah erkenden kalkar, Tezveren Baba hazretlerinin karşısındaki manavdan yansı kırmızı, yansı sarı bir elma alıp ortadan ikiye böler, yansını kendin yer ve yansını sevgiline yedirirsin, bu suretle muradın hâsıl olur.Ve hemen gözden kayboldu. Fakat kaybolan yalnız o değildi, etrafıma baktım, ceylanlar, gazallar, tavus kuşları da kaybolmuşlar, ben o koca ormanın içinde yapyalnız kalmıştım.Şöyle bir silkinip de gözlerimi açtığım zaman kendimi yatakta buldum...---Acele kalktım giyindim, dervişin tarif ettiği manavdan yansı sarı, yarısı kırmızı bir elma alarak doğru sevgilime gittim. Bin bir dereden su getirerek kendisiyle barışmaya muvaffak olduktan sonra elmayı çıkardım, soydum ve dervişin tenbih ettiği üzere ortadan ikiye bölüp yansını ona uzattım. Gülerek aldı ve dedi ki:- Anlıyorum maksadını. Meşhur sözdür: Yarım elma gönül alma.. Lâkin o devirler çoktan geçti yavrum... Bu zamanda yarım elma ile değil, hatta yarım küfe elma ile de gönül alınamaz!...
Yazar
Benzer öyküler
Komedi / Mizah