Tanıtım
Çuval Bölüm 6 çok heyecanlıı
Öykünün başlangıcı
Evli misiniz? Nasıl geçiniyorsunuz? Kâh fırtına kâh sükûnet... Birkaç defa darıldınız barıştınız. Bizimde öyle oldu. İyi hava, fena hava... Nihayet büyük bora koptu, ikimizi birbirimizden ayırdı.Size onu anlatacağım. Ah! Felaketim çok garip, korkarım bana ahmak diyeceksiniz. Lakin bedbahtlık ayıplanmaz. Ya tabiaten ya gerektiğinde ahmak olmayınca karı ile geçinilmiyor. Dikkat buyurunuz, hoşça geçinenler hep dediğim gibidir.Hayatımın bu pek gülünç saatini anlatırken yüreğim sarsılır. Kendi kendime hem güler hem ağlarım. Çünkü ömrümde ne bu kadar gülünç bir komedya seyrettim ne de bu kadar feci bir dram. Karım biraz geçimsiz, ilgisiz, nazlı, kendini ağır satan bir kadındır. Fakat hangi güzel ve zeki kadın böyle değildir? Onun dudak büküşleri kendini daha güzelleştirdiği için hoşuma giderdi. Güzelliklerine kıymet vermeyi bilen eşler... İşte evlilik âleminin büyük sanatkârları... Evliliğin bahtsızlığı ikidir. Ya çok sevmek ya hiç sevmemek... Orta kararda hiçbir lezzet yoktur.İlk geçimsizlik annemle karımın arasında başladı. Validem terbiyece ananeperver, klasik bir Türk kadınıdır. Oğlan anası olmak gururuyla da başkaca şişkindir.Ne Refia kaynanasının faziletlerini beğendi ne de annem gelininin güzelliğini... Birisi kendini saydırmaya uğraştı. Öteki saymamakta ısrar etti. Mümkün değil geçinemediler. Ara yerde ben ezildim, berbat oldum. Nihayet annemin evinden çıktık. Refia'nın annesinin yanına taşındık. Bu seferde ben kaynanamla dalaşmaya başladım. Ne kadar inadında pek, çenesi güçlü, acuzeliğinde insafsız bir karı.Bu suretle de geçinmek mümkün olmadı. Erenköy'de tenha bir mevkide kendi başımıza bir köşke taşındık. Karım öyle İstedi. Ona yavaş yavaş bir inziva hastalığı geliyordu. Komşuların hiçbirine gitmedi. Sefa geldinize gelenleri kabul etmedi. Bana "Oh Şevket.” diyordu. "Dırdırdan, dedikodudan bıktım. Artık başımı dinlendireceğim. Ne kimse bana gelsin ne ben kimseye gideyim."Bu da karımın bir fantezisi. İhtimal ki beş on gün sonra bu fikrini de değiştirir. Neme lazım, istediği kadar yalnız otursun. İnsandan kaçmak sinir hastalıklarının en hafif türü olsa gerek.Biz ev halkı, bir hanım bir ben, yukarı hizmetçisi, aşçı kadın, bir de uşak beş candan ibaretiz. Ara sıra da karımın akrabasından hala hanım namıyla orta yaşlı bir kadın gelir gider.Refia'nın sinirli bir mahluk olduğunu anladınız. O mutlaka dalaşacak birini arar. Ben erken savuşup gidiyorum. Akşamları da yorgun gelip yemekten sonra hemen yatıyorum. Bu suretle onun dalacağından kurtuluyorum. Karım bazı gecelerde ısırgan otu gibi giciştirici sitemlerle kavgaya çanak açsa da aldırmayıveriyorum.Şimdi onun için sinirlerinin bulaşma ihtiyacını hizmetçilerle tatmine uğraşmaktan başka çare kalmadı. Ayda üç dört hizmetçi değiştiriyoruz. En sabırlısı bir haftadan fazla tahammül edemiyor.Bir akşam eve geldim. Refia'yı yapayalnız buldum:"Bu ne karıcığım?”"Ne olacak terbiyesizlerin bugün topunu birden kovdum. Dilleri kürek gibi, burunları Kaf dağında, aylık beğenmezler. Vallahi hiçbiri yoluyla bir su vermesini bilmiyor. Defettim edepsizleri. Oh kurtuldum.""Böyle sapa, tenha bir mevkide, koca köşkte, bir sen bir ben nasıl otururuz? Hele gündüzleri sen tek başına kalacaksın."Kalayım, oh daha iyi.”"Mutfak işini, sokak işini kim görecek?”"Ben hepsini düşündüm. Halam bir yerde genç bir kız salık almış. Pek halim selim bir çocukmuş. Onu getirecek. İstediğim gibi kendim terbiye ederim. O benim huyumu alır, ben onunkini alırım. İstediğim gibi yetiştiririm. Artık o bana candan bir şey olur, mutfağa girer, ikimiz pişiririz. Halamda bizi bırakmaz. Kıza yemek gösterir.”"Ee bakkala, kasaba kim gidecek? Sokak işi bana mı kalacak?”"Bir uşak tut. İhtiyar olsun, sağır olsun, gözleri pek seçmez olsun, bunakça olsun.”"Böylesini gidip darülacezeden aramalı. Orada bile bulabileceğimiz şüphelidir. Bir hizmetkâr için bu şartları sayıp dökünce herkes bana güler. Bu arzuna tamamıyla uyacak bir uşak bulsak bile, o bize iş göremez, biz ona hizmet etmeliyiz.""Ben dediklerimi düşünür taşınır da söylerim. İtirazdan hoşlanmam. Böylesi her şeyi görmez, her şeyi duymaz, vazifesi haricinde işlere karışmaz. O, delik deşik dinleyen cingöz heriflerden çok yangınım.”"Peki, üzülme. Dediğin gibi olsun. Bakalım, araştıralım. Talihin varsa hassasiyetinin onda sekizini kaybetmiş böyle bir amelimanda belki bulunur."O gece köşkte Refia ile yalnız yattık. Ertesi akşam döndüğümde karımı taşkın, uçarı bir neşe içinde buldum. Sevincinden âdeta sarhoş gibiydi. Boynuma sarıldı. İki yanağımdan dudaklarının telaşlı hararetiyle öptükten sonra: "Ah beyim, ne kadar bahtiyarım bilsen." dedi."Hayır ola?”"Halam kızı getirdi."Bir hizmetçi kızın gelmesiyle karımın böyle kaynar bir sevinç içinde fıkırdaması bana biraz durgunluk getirdi. Refia şimdi sitemli bir tavır alarak: "Bey niçin sevinmiyorsun?" diye sordu. "Ah bilirim. Beni mutlu eden bir şey seni kederlendirir."Dur karıcığım, yorgunum, nefes alayım. Sevinecek vakit olmadı ki...""Hanım, kızın adı ne?""Bir acayip köylü ismi vardı, Şehnaz'a çevirdim.""Çağır göreyim.""Ah bir kusuru var. Aşırı derece utangaç, bir çöl gazeli kadar vahşi, senin karşına çıkmaya sıkılıyor. Ben de haline acıdım, çok zorlamadım.""Güzel mi?”Bilmem bu soru nasıl bir tedbirsizlikle ağzımdan çıktı. Derhal yüzüne bir gücenme pembeliği yayılan karım bir dudak büküşle başım çarpıtarak: "Eh yakışıklıca.” diye geveledi.Refia'nın velev böyle küçültme edatıyla olsun bir Havva kızının güzelliğini onaylaması onun müstesna bir güzelliğe sahip olduğuna hiç şüphe bırakmazdı. Şehnaz'ın çok güzel bir kız olduğunu derhal anladım. Binaenaleyh görmek ısrarına kalkışamadım. Böyle bir arzuyu karıma belli etmenin benim için büyük bir tehlike olacağını biliyordum.Yalnız sordum:"Yaşı ne kadar?”"On altı on yedi.”Artık lakırdı burada kesildi. Karım kendisi bana Şehnaz'dan bahsetmedikçe benim bu ismi ağzıma almanı âdeta bir cinayet sayılırdı.Karımın bu coşkun sevincine onu sezdirmeden ben kıs kıs gülüyorum. Ben malımı bilmez miyim? İyi geçinme duasıyla Baba Cafer'den başlayarak bütün İstanbul'un evliyalarına mumlar, kurbanlar adasam yine Refia'nın Şehnaz'la on günden fazla geçinemeyeceğini biliyorum. Bir akşam köşke dönüşümde Şehnaz'ı kovulmuş ve karımı yine yapayalnız bulacağım. Buna hiç şüphe yok.Bu hizmetçi kız evimize geldiği akşam Refia onu methede ede nasıl göklere çıkardıysa kovduğu günüde yerecek ve lanetleyerek yerin dibine sokacak. Pek kısa bir zaman içindeki karımın bir kutuptan diğerine akan bu abartılı zıt galeyanlarındaki değişimini haklı bulmaya mecbursunuz. Onun sözlerinde zerre kadar bir çelişki bulmak gafletini gösterenlerin başlarına derhal kıyamet kopar.Beş duyusu onda beş fena işleyen bunak bir uşak da bulduk. Hala hanım geliyor bizimkilere birkaç gün yemek gösteriyor, gidiyor. Artık karımın neşesine payan yok. Bir ay, iki ay, üç ay hep böyle. Refia'nın neşesi artıyor, eksilmiyor. Evde Şehnaz'ın methinden başka bir şey işitilmiyor. Bu defa aldanan benmişim. Ben bu aldanışıma çok memnunum. Çünkü bunun benim için faydası var, zararı yok. Evin işleri tıkırında gidiyor. Akşamlara kadar can sıkıntısından esneye esneye, gerine gerine ona buna bulaşmaktan başka meşgalesi olmayan tembel karıma hayret edilesi bir hamaratlık geldi.Altı ay oldu. Hala hiçbir sızıltı yok. Köşkte aynı intizam, aynı dirlik düzenlik. Yalnız, şaşılacak fazla şaşılacak bir şey var. Ben daha Şehnaz'ın suratını adam akıllı görmedim.Karım ona kendi kullanılmış bluzlarını, etekliklerini giydiriyor. Köylü Rum karıları gibi başından çenesinin altına daima büyük bir yemeni sarıyor. Boylu poslu, iri kemikli, tıkız, gürbüz bir kız. Ez kaza taşlıkta, sofada bir yerde rast gelsem derhal geniş yemenisiyle yüzünü örtüyor. Bana arkasını dönüyor. Bu apaçık bir saygısızlık, terbiyesizlik, bana hürmetsizlik, ben sokakta bile lüzumundan ziyade örtünen kadınlara kızarım. Evimin içinde böyle bir komedyaya nasıl tahammül edeyim? Fakat başka çare yok. Bu talimatı ona karım vermiş olmalı.Refia ile altı senelik karı kocayız. Çocuğumuz olmadı. Kabahat kimde? Bunu tayin için doktorlara gitmiş, tıbbi birtakım usuller takip etmiş, lakin bir fayda görmemiştik. Bu günlerde büyük bir sevince de uğradık. Karımın tavsiyesiyle uzman bir doktora müracaat olundu. Bu defaki tedavi semere verdi. Oh, artık hamile kaldı. Koca olmak kolay. Lakin asıl şeref baba olabilmekte. Bazı vücutlar evliliğin gayesi olan bu vazifeyi yerine getirmede görünmez bir eksiklikle başarısız oluyorlar. Ne felaket. Yavrusuz yuva neye yarar?Refia'nın ayı günü tamam oldu. Ağrılar başladı. Artık öyle bir günde dargın barışık bütün akraba bize toplandılar. Sinirli kadının doğurması da bir hengâme. Yalnız o dünyaya çocuk getirmiyor. Hep bizde beraber doğuruyoruz. Ezgin, baygın feryatlar birbirini takip ediyor. Ben alt kattayım. Kulaklarımı tıkıyorum. Yine duyuyorum. Kilerde bir şişe rakı buldum. Çekmeye başladım. Kendimi kaybetmek istiyorum.Kadehler altıyı yediyi geçtikten sonra ağzım kızıştı. Biraz daha rakı bulmak için yine kilere gittim. Kapıyı açtım. İçeri girdim. Bir de ne bakayım... Şehnaz orada ta dipte kutuya şeker dolduruyor. Yine koca yemeni ile yüzü örtülü. O yalnız erkeklerden değil galiba köşke dolan kadınlardan da kaçıyor.İşte cinayetimi itiraf ediyorum. Hep beşer evladıyız. Kendimize söz geçiremediğimiz anlar oluyor. Karım gebeliği bahanesiyle uzun aylardan beri beni insafsızca bir perhize mahkûm etti. Acıktım. Kuduza döndüm. Kızın öyle gelişmiş omuzlarını çıkarıp boynunu çarpıtarak yine bana arka dönmesi bütün tahammülümü cayır cayır yaktı. Sarhoşlukla irademi kaçırdım. Gözlerim karardı. Dünyayı görmez bir hale geldim.Kiler kâgir, ufak tek pencereli kuytu, sağır bir yer. Hemen kapıyı kapadım. Bir aygır gibi Şehnaz'a hücum ettim. O, bu hiç beklemediği saldırı karşısında şaşırdı. Bir genç kızdan umulmaz bir kuvvet, bir şiddet ve çevik hareketlerle kendini savunmaya başladı. Benimle göğüs göğse güreşiyor fakat dışardan yardım istemek için hiç ses çıkarmıyor, vık bile demiyordu. Yalnız ikimizde soluyarak boğuşuyorduk. Fakat gittikçe ben daha boğalaşarak kıza sülük gibi yapışıyordum. Nihayet vaziyet pek tehlikeli bir devreye girdi. İşte o zaman kulağımın dibinden şöyle davudi bir ses koptu."Amca yaslanma bağa. Giri var. Ben de sencileyin er kişiyim.”Yangın kulesi bütün ağırlık ve büyüklüğüyle üzerime devrilmiş olsaydı belki bu kadar ürküp kaçmazdım. Bir anda ayıldım. Hemen kiler kapısını açtım. Taşlığa fırladım.Merdivenlerden şakır şukur terlik sesleriyle bir gürültü boşandı."Beyefendi... Müjde! Müjde! Tosun gibi bir oğlunuz oldu.”Rakıdan ayıldım. Fakat bu müjdenin kulaklarımdan beynime doldurduğu ateşle çılgına döndüm. Ne yaptığımı bilmez bir şuursuzluğun dalgaları içinde boğula boğula: "Er kişi niyetine!” avazıyla etrafımı çınlatarak sokaklara saldırdım. Lakin ne kadar koşsam, nereye kaçsam bütün ruhumun açlığıyla sarıldığım Anadolu delikanlısının mayhoş kokusu burnumdan, davudi sesi kulaklarımdan gitmiyordu.
Yazar
Benzer öyküler
Dram / Duygusal