Distory
Çıplak Vatandaş kapağı

Çıplak Vatandaş

Uygulamada dinle

Telefonunla tarat

Telefonda uygulama yüklüyse doğrudan açılır; değilse mağazaya gider.

distory.co/oyku/ciplak-vatandas

Tanıtım

İstiklal’de bir anda çırılçıplak beliren adam, kalabalığın merakı, korkusu ve efsunlu söylentileriyle büyüyen bir hikâyeye dönüşüyor. Herkes farklı bir şey anlatırken, bir çocuk basit bir soru soruyor: “Amca, neden çıplaksın?”

Öykünün başlangıcı

İstiklal Caddesi’nde bir anda beliriverdi. Çırılçıplak.Onu ilk gören kadın alelacele çocuğunun gözünü kapattı, kuğu gibi zannettiği kısacık boynunu adamdan tarafa uzatırken.Hayat memat meselesi bir şey varmış gibi koşarak bir yere yetişmeye çalışan iki genç bir anda durdu. Kısa boylu olan az kalsın düşüyordu.Hamburgercinin önündekilerden birisi yanındaki kadına, her zaman böyle bir şey görüyormuş gibi rahat bir şekilde, “Şuna bak,” deyip adamı gösterince son derece şık olan kadın - istemsizce - hırıldar gibi uzun uzun güldü.O görüntüyle bu gülüşü eşleştiremeyen çevredekiler de önce kadına oradan da programlanmış gibi adama doğru döndüler.Adamın çevresi kalabalıklaştı ama bu insanları uzaktan görenlerden İstanbul’da yaşayanlar, önce orada müzisyenlerin olduğunu zannedip umursamadılar. Ancak yaklaştıkça uğultudan başka bir ses duymayınca onlar da merakla kalabalığa daldılar. Yerli yabancı turistler zaten her türlü kalabalığın otomatik parçası olduklarından adama en yakın olanların çoğunu onlar oluşturuyordu. Kimi uğultuyu iyice artıracak bir şeyler söyledi, kimi bir an önce oradan uzaklaşmak için gerisin geri şaşkınlık, tiksinti, utanç, korku ve bilumum duyguyla geri döndü. Kalanlar da aynı duyguları taşıyorlardı.Kalabalık öyle arttı ki artık cadde iki taraflı olarak adeta kapanmıştı ve insan kalabalığını yarmak mümkün değil gibiydi. Ne olduğunu görmek mümkün değildi ve sonradan gelenler adamın çıplaklığını ancak hayallerinde canlandırıyor, kimi hayaline tutunup kalıyor kimi geri dönüyordu. Kalabalıktan çıkmak da gitgide imkânsızlaşıyordu.Çıplak adam ve adamın çıplaklığı yalnızca caddede değil, caddeyi gören binalarda, bu binaların balkonlarında ve çatılarında, ayrıca caddeye çıkan sokaklarda hayatı adeta durdurmuştu. İnsanlar ve uğultu artıyor, arttıkça kalabalığa yeni kişiler ve yeni sesler ekleniyordu.Bir tarafta Harbiye’ye, öbür taraflarda Gümüşsuyu, Tepebaşı, Karaköy, Cihangir’e kadar varan kalabalığın her taraftan sonunda hikâye çoktan değişmişti. Harbiye sınırındakiler Cumhurbaşkanı geldiği için bu tantananın olduğunu söylerken, Karaköy sınırında bir adamın ailesini caddenin ortasında katlettiği söyleniyor, Cihangir sınırında Al Pacino’nun son filmi için Atlas Pasajına geldiği söylenip böyle bir organizasyona izin verildiği için belediyeye, zabıtaya,Amerikan film endüstrisine ve Al Pacino’nun kendisine küfrediliyordu. Yığını dinlemek yerine telefonundan ne olduğuna bakan birkaç kişinin “Çıplak bir adam varmış.” sözleri ise ya fark edilmiyor ya bu kalabalığın böyle bir şey için oluşmayacağı düşüncesiyle böylesi aptallık, her okuduğuna hemen inanma davranışı karşısında şaşırma, tiksinti, aşağılama ile karşılanıyordu.Artık insan sayısı kontrol edilemez bir boyuta geldiğinde uğultunun arasından bazı cümleler ön plana çıkmaya başladı.“Nerede bu devlet?”“Yok mu bu devletin polisi molisi, alsın götürsün şunu? ““Şurada ölsek kimse bir şey yapmayacak. Herkes öööööyle bakacak, öküzün trene baktığı gibi.”Bu cümleleri kuranların bilmedikleri hatta belki devletin bile farkında olmadığı şeyşuydu. Devlet oradaydı, her yerdeydi. Sivil polis sayısı aslına bakarsanız kalabalığın tüm ihtişamlı ve korkutucu görünümüne rağmen, oradaki bütün turistlerin, mültecilerin, yabancı devlet ajanlarının, dükkân çalışanlarının ve orada ne yaptıklarını kendileri de bilmeyen insanların sayısından çok daha fazlaydı.Başka bir zaman olsa çıplak vatandaşın orada olduğunu, onu oradan alan iki sivil hariç neredeyse kimse fark etmezdi bile. Ama bu sefer kimsenin, bu satırları yazanın bile tam olarak anlayamadığı bir efsunlanma olmuştu adamı ilk görenler arasında. Efsunlanma bir kez başladıktan sonra da adamı hiç görmeyenlere sirayet etmesi çok daha kolaylaşmıştı. Sınırlara geldikçe hikâyenin aslı da büyüsünün etkisi de yavaş yavaş azaldığı için oradakilerin merakı, sabırsızlığı ve öfkesi daha hızlı bir şekilde artıyordu. Fiziksel anlamda ve eski anlatılarda olduğu gibi değilse de efsunlandığını fark etmeyen kalabalık ise doğal olarak bunu bozmaya ve havadaki aptallaşmayı dağıtmaya yönelik hiçbir şey yapmıyordu.Emniyet Müdürlüğü koridorlarında olayın ne olduğunun anlaşılması için helikopter kaldırılması tartışılırken adama en yakında duran kalabalıktaki bir çocuk elini annesinden kurtarıp adama doğru yaklaştı. Bir başka şehirden gezmeye gelmiş olan kadın, başta şu İstanbul’un da ne garip olduğunu düşündüğü ve çıplak adamın evsize, garibana, berduşa benzemeyen hatta hali vakti yerinde gibi olan zinde görünümüne bakarak evindeki bazı mutsuzluklarını unutmak için bir süre çocuğuna rağmen adamı izlemek istemiş, sonra hareket etmesi mümkün olmamıştı.Çocuk adama yaklaştı ve hiçbir şey söylemeden bir rockstar edasıyla sadece ileriye bakan adama seslendi. “Amca!” Adam duymayınca bu sefer çıplak bacağındaki tüylerden birkaçını yolmaya çalışsa da başarılı olamadı çocuk. Fakat tüyleri yolamasa da adamın dikkatini çekmeyi başardı. Çocuğa göre oldukça uzun boylu, neredeyse dev gibi olan adam başını öneeğdi, çocukla göz göze geldi. Birbirlerine gülümsediler. Çocuk bir kez daha “Amca!” diye bağırdıktan sonra ekledi: “Neden çıplaksın?”İlk defa birisinin adamla konuşmaya cesaret etmesi sebebiyle kalabalık şalteri indirilmiş makineler gibi bir anda sessizliğe bürünmüştü. Çocuk sorusunu sorunca en öndekiler dâhil herkes ilk defa görmüş ya da duymuş gibi “Adam çıplakmış!” demeye başladılar. Meksika dalgası gibi kalabalığın on bir yandan sonuna doğru ulaşan bu ses bazılarına göre öyle bir eko yaptı ki tüm istanbul “Adam çıplakmış!” diye inledi, bazı camlar titredi ama bir şey olmadı.Adam çocuğa baktı, gülümsedi ve cevap beklemese de çocuğun sorusuna soruyla cevap verdi. “Ne giyeyim?”Cevap beklemediği hatta belki bu soruyu beklediği için kalabalığın Meksika dalgası yapmasına izin vermeden çocuğa cevap verir gibi ama aslında kendi kendine konuşmaya devam etti.“Kim ne demiş umursamayacak kadar yaşlı da değilim, umursasam bile sesimi çıkarabilecek kadar küçük de. Ama işte bazen öyle bir şey oluyor ki buradaki bu kadar insanın bir anda donakaldığı gibi insanı farkına varmadan etkisi altına alıyor. Bir ses, bir koku, bir söz, bir zehir, bir büyü. Bana da öyle oldu. Buraya gelirken sadece herkese ‘Tamam, istediğiniz gibi olsun’ demekti niyetim ama görüyorum ki insanlarımız da benim gibi efsunlanmaya yer arar olmuş. İnsan beyni bir kez bu teslimiyeti kabul etmeyegörsün. Sonra her şey o kadar kolay oluyor ki...”“Kırmızı bir kazağım vardı benim. Çok severdim. Bir gün, ilkbahar olsa da, hava nispeten soğuktu. Bu kazağımı giydim. Yolda giderken bir adam, hiç tanımadığım, tanımayı bırak hiç görmediğim bir adam yanımdan geçerken arkadaşına ‘Gördün mü giydiği kazağı? Kırmızı! Kesin solcudur bu, yani kızıl komünist!’ dedi ve yürüdü gitti. Ne solcuydum, ne kızıl ama işte benim efsunlanmam böyle başladı. Beynimin bir yerine konuşan bir taş oturdu. ‘Kırmızı giyersen kızıl komünist olursun’ diye diye beni öyle bir hâle getirdi ki evde en koyusundan en açığına kırmızı namına ne varsa attım.”“Bu anlattıklarımı ilk defa da sana söylüyorum haa! Aradan zaman geçti, bir gün arkadaşımla buluşmaya gidecekken severek aldığım yeşil bir tişörtüm vardı, onu giydim. Lokantaya girer girmez arkadaşım sanki çok garip bir şey görmüş gibi gülmeye başladı. Üstüme başıma baktım, sağımı solumu kontrol ettim, bir şey yok. Arkadaşımın yanına gider gitmez gülmeye başladı. ‘Ne o lan İslamcı mı oldun? Hani ne sağcı ne solcuydun? Ne bu yeşil?’ Bu kez beni tanıyan, hem de çok iyi tanıyan birisiydi ama beynimin köşesine bambaşka bir taş yerleştirmeyi becermişti. Ona bir şey söylemedim ama eve gidince bu kez yeşil namına ne varsaJumbo boy çöp poşetlerine koyup attım. Hiç farkında değildim, en çok da yeşil tişörtüm varmış, hah!”“Kırmızıda üzerine düşünmesem de yeşilde bende bir gariplik olduğunu fark ettim. İnsan bunu kendi kendine kolay kolay itiraf edemez. Herkes kendine normaldir ya da herkesin normu kendisidir. Biraz önce söylemedim ama eve döndüğümde başta arkadaşımın lafını umursamadan yatağa gidip uyumaya çalıştım ama dön dön kafamdaki taş beynimi... Hah! Tüm yeşilleri atana kadar rahat edemedim. A! Bunu zaten söylemiştim değil mi?”“Giydiklerimle ilgili söylenen şeylere kayıtsız kalamadığım bir sarmala girdim. Ama bak, bana bak, gözlerimin içine. Ben bu sarmala girdim ama sana yemin olsun tek değişen ben değildim. Yoldaki, parktaki, otobüsteki, televizyondaki bütün insanlarda da bir değişim söz konusuydu. Belki söyledikleri şeyler klişe ya da zaman zaman üç beş kişinin dillendirdiği şeylerdi ama herkes herkesin giydiğine bir kulp takmaya başlamıştı. Onların benden farkı bu kulplar etrafında kenetlenip mutlu mesut hayatlarına devam etmeleriydi. Ben bir türlü beceremiyordum...”“Sonra sıra pembeye geldi: Ne o öyle karı gibi!”“Sonra kahverengi: Toprak rengi, ölümü mü getireceksin başımıza!”“Sonra sarı: Bir yerlerde okumuştum, bu rengin tarihinde kalleşlik, ihanet ve günahvarmış!”“Her birinde evim biraz daha boşaldı ve bugün metroya bembeyaz kıyafetlerimlebindim. Başka da renk kalmamıştı zaten. Niyetim caddeden aşağı inip tünelden Karaköy’e geçmekti. Mutluydum da! Hah! Bir anda karşıdan gelen birisi durdu, tam gözümün için baktı ve sanki tek işi buymuş gibi ‘Beyaz!’ diyerek konuşmaya başladı. Tam on beş dakika konuştu ama inan ‘beyaz’dan başka bir şey duymadım. Belli ki onun da bir şeyi varmış. Artık beyazı da giyemem sevgili küçük dostum. Her rengi ya birileri almış ya bir leke kondurmuşlar. Anlıyor musun?”Çocuk, adamın gözlerindeki pırıltının ilk defa tüm yaşadıklarını ve hissettiklerini anlatmaktan kaynaklandığını anlamadan, yukarıya bakmaktan boynu neredeyse tutulmuş olmasına rağmen bir süre daha baktı ama adam konuşmasını bitirmişti. Tekrar konuşmayacağına karar verince annesine döndü ve şöyle dedi:“Anne, amca galiba deli!”Kalabalık bu son kelimeyi aldı ve yine bir Meksika dalgası oluşturarak adam konuşurken daha da artan yığının sonuna kadar ulaştırdı. İstanbul o kelimeyle yankılandı:“Deliymiş!”

Uygulamada oku

Telefonunla tarat

Telefonda uygulama yüklüyse doğrudan açılır; değilse mağazaya gider.

distory.co/oyku/ciplak-vatandas

Yazar

Hüseyin Kılıç
Hüseyin KılıçYazar · 2 eser · distory.co/yazar/huseyinkilic
Sayfası

Benzer öyküler

Dram / Duygusal

Keşfedebileceğin yazarlar

Çıplak Vatandaş kapağı
Çıplak VatandaşHüseyin Kılıç · 12 dk
Uygulamada dinle

Telefonunla tarat

Telefonda uygulama yüklüyse doğrudan açılır; değilse mağazaya gider.

distory.co/oyku/ciplak-vatandas