Distory
Anne Köftesi kapağı

Anne Köftesi

Uygulamada dinle

Telefonunla tarat

Telefonda uygulama yüklüyse doğrudan açılır; değilse mağazaya gider.

distory.co/oyku/anne-koftesi

Tanıtım

Bir boşanma duruşmasının ardından Sevin ile ablası Saadet, trafikte sıkışıp kalan bir yolculukta annelerinin ölümü ve yıllardır biriken kırgınlıklarla yüzleşir. Giderek sertleşen konuşma, iki kardeşi aynı acının içinde yeniden yan yana getirir.

Öykünün başlangıcı

ANNE KÖFTESİEVŞEN YILDIZTek celsede bitsin istiyordu. Son ana dek ümidini korumuştu Sevin. Uğur’un duruşmaya gelmeyeceği kesinleşip de bir sonraki duruşmanın tarihi belli olunca rüyalarındakinden daha uzun koridorlarda ablasıyla yan yana yürüdüler. Otoparka inip arabaya ulaşana kadar içinden kendine sürekli hatırlatması gerekti: “Bitimsiz yol yoktur.” Arabaya bindiklerinde başını yaslayıp gözlerini kapatınca biraz daha kolaylaştı hayata katlanmak. Ve sürekli konuşan ablasına. Sevin’e olduğundan da uzun sürmüş gibi gelen yürüyüşleri boyunca fonda ablasının telefon görüşmeleri, “Belliydi böyle olacağı…” “Beyefendi yine şaşırtmadı bizi…” “Biz işimizi gücümüzü bırakıp gelelim…” cümleleri. Kimlerle konuştu? Sevin bunu merak edemeyecek kadar yorgun hissediyor. Ablası şoför koltuğuna oturup çantasını yerleştirirken, güneş gözlüğünü kafasının üstüne hazırlayıp emniyet kemerini takarken bilezikleri şıngırdadı. O an, bu şıngırtıyı bütün gün boyunca duyduğunu fark etti, sinirini bozan bütün detayların fonunda kımıldanıp duran bu sese yöneldi öfkesi. Ve sesin kaynağına. Sert bir bakış. Sevin aslında şu an ablasına değil yapılan bütün iyi tercihlere ve şansa ve şansa bırakılamayacak ince hesaplara ve ne istediğini bilmeye ve yaşamayı bu kadar sevmeye ve empati yoksunluğuna öfkeyle bakmaya başlamışken o kısacık bakışın daha başında kendini bunlar için çok yorgun hissedip başını çevirdi.“İyi misin canım?”*Bugün, kardeşini zor gününde yalnız bırakmayan sevecen abla rolünde ya*, diye düşündü Sevin, *“yine deli deli bakıyosun” yerine “iyi misin” diyecek tabii*.“İyiyim, çok yorgunum. Yarım saate evde oluruz, di mi?”“Bize gidelim bugün, Hakan abin gelene kadar dinlenirsin, ben de sana anne köftesi yaparım.”“Hayır abla.” Kararlı olduğunu göstermek isterken sesi beklediğinden de sert çıkmıştı. “İşin varsa söyle, ben şurdan bi taksiye binerim.”“Tamam, önce seni bırakırım.” dedi Saadet.Bugün Sevin diklendikçe Saadet alttan alacaktı belli ki. O sakin karşılayınca hırçın çıkışından utandı Sevin. Araba otoparktan çıkınca dışarıda aydınlık bir günün olduğunu şaşırarak fark etti. Yapay ışıklandırılmış adliye koridorunda kaç saat geçirdiklerini hesaplamaya çalıştı ama zihnini bu hesapla yormak yerine günün bu güzel saatine teslim olmaya karar verdi. Birazdan denizi göreceklerdi, vapurları. Gördüğü her vapurla, saçlarını rüzgâra vermiş gençliğini düşlemek huzur verirdi Sevin’e. Başındaki ağrı hafiflemiş gibiydi. Az önce Saadet’e sert çıkan sesinden utandı. Tam “Kusura bakma, duruşmaya canım sıkıldı” demeye hazırlanıyordu ki onu sinirlendiren sözü hatırladı, cinleri yine tepesine fırladı:“Anne köftesi ne ya? Köfte köftedir. Şey mi oluyor yani, bebeğinizin göbek kordonu kesilirken tebrikler köftenize yeni bi özellik yüklendi, böyle bi şey mi?”“Ne uzattın Sevin ya… Öylesine bi laf işte.”Sakin bir sesle söylemişti bunu. Saadet’in yumuşak tavrı Sevin’in sinirini dile getirmesine mani oluyordu ama içindeki kavga etme isteği olduğu gibi duruyordu yerinde. Telefona Sevin’in ev adresi yazılıydı, yarım saatten fazla bir zamanı birlikte geçireceklerdi.“Abla, beni bi taksi durağında indir de eve geç sen, çocukları bekletme.”Sesi, az önceki çıkışını unuttursun diye uysal tınlasın istedi, en fazla köşeleri yuvarlatılmış ruhsuz bir tonda konuşabildi. Saadet de aynı ruhsuz tonla cevap verdi:“Ben ayarladım işlerimi, sen dert etme.”---Dert etmeyecekti, şu zorunlu yarım saat sorunsuz geçsin diye gözlerini yumacak, duygularını evinin duvarları arasında tek başına yaşamak üzere erteleyecekti. Yapamadı.“Hangi işlerini ayarladın?”“Efendim?”“Demin telefonda da söyledin, bugün buraya gelmek için işini gücünü bırakmışsın ya, hangi işlerine mani oldum, merak ettim.”“Canımın içi, sinirlerin bozuk anladım da niye bana sarıyorsun? Gerçekten merak ediyorsan tek tek sayayım işlerimi...”Saadet’i sinir edecek o soruyu soran kendisi değilmiş gibi gözlerini kapamıştı Sevin. Sabah Saadet Sevin’i evinden aldığından şu ana kadar süren, Saadet’in görev bilinci, Sevin’in bugünü sorunsuz atlatma isteği ile aralarında oluşan sahte sulh çatırdıyor işte.“Çalışmıyorum diye işim olmuyor mu sanıyorsun? Kolay mı bi aileyi çekip çevirmek?”“Kolay değil abla, çok zor. Bak bana, beceremedim.”“Sen en başta yaptın hatayı. Neyse… O zaman konuşturmadın, şimdi de anlamı yok zaten.”Sevin, ablası içindeki zehri bir kez daha döksün diye, sonu ne olursa olsun seçimini ablasına karşı bir kez daha savunmaya çalışırken karşısındakinin kendisini anlamak için ufak bir çaba bile göstermediğini fark edip canı yansın diye, sonunda ablası kazanan taraf olduğunu düşünürken kendisi aralarındaki bu uyumsuzluğa çomak sokmaktan yorgun düşsün diye, yani bugün mahkeme salonunda yaşanmayan hesaplaşma burada yaşansın diye “Neymiş o hepinizin görüp de benim göremediğim?” diye sorabilirdi, o gücü kendinde bulamadı.Yine gözlerini yumup başını koltuğa yasladı.*“Ben güzelden anlarım…”*Bir anda başlayan müzikle irkildi Sevin. Kendisine sorulmadan açılan radyoyu o da hiç sormadan kapattı.“Bu yol böyle bitmez yalnız.”Yine başı arkasına yaslanmış, yine gözleri kapalı vaziyette:“Ben halimden memnunum.” dedi Sevin. İçinden kendini aklamaya çalışıyordu: *Ben istemedim ki beni bırakmasını, sessizlik istiyorsam suç mu? Hem madem bugün benim için işini gücünü bırakıp buraya gelmiş, yaptığı fedakârlığı tam yapsın.*Bir süre sonra ne kadar yavaş ilerlediklerini fark etti. Gidecekleri yolu gösteren ekrana baktı, bir süre daha hızlanamayacaklarını anlatan kırmızı bir şerit uzanıyordu önlerinde. Bu yol böyle bitmezdi hakikaten. Ama müzik dinleyecek mecali de yoktu.“Dün akşam rüyamda, tanıdığım ama uzun zamandır gitmediğim bir yerdeydim.” diye başladı anlatmaya. “Yıllar sonra eve dönmüşüm gibi. Geniş, tozlu bir yolda yürüyorum. Akşam oluyor, dışarıda kimse kalmayacakmış birazdan. Bunu bildiğim için hem tedirginim, hem de az sonra evde olurum diye kendimi rahatlatmaya çalışıyorum. Sonra arkamda iki adam fark ediyorum, hızlı yürüyorlar. Belki onlar da benim gibi akşam olmadan eve varmaya çalışıyorlar, ama ben çok geriliyorum. Daha hızlı yürüyeyim diye yolları elimle tutup arkaya çekiyorum. Çizgi filmlerde olur ya. Arkamda yol birikiyor.”Trafik biraz daha hızlı akmaya başlamıştı. Saadet’in gülümsediğini fark etmek Sevin’e iyi geldi.“Sonra seninle bir odadaydık, sen sinirli sinirli buruşturduğum yolları ütülüyordun.”“İlahi Sevin!” Büyüyüp gerçek bir gülümsemeye dönmüştü Saadet’in hafifçe kıvrılan dudak uçları. “Bu rüyada gerçeğe en aykırı şey ütü yaparken sinirli olmam. Ben çok severim ütü yapmayı, terapi gibi gelir.”---Sevin az önceki gerginlikten kendini sorumlu tuttuğu için suların hemen durulmasını isteyen bir edayla elinde hayali bir ütüyle ablasının taklidini yapmaya başladı: “Oh, oh, geçti bütün yorgunluğum… oh, oh doyurup yatırdım çocukları… oh, oh Sevin de evinde zıbarsın…”Sonra yine sessizliğin aşılmaz duvarı. Uzaktan görünüyor Boğaz’ın o güzel mavisi. Bu kez ilk konuşan Saadet oldu:“Annem öyle derdi.”“Ne derdi?”“Anne köftesi, derdi.”Sevin hemen itiraz edecek oldu. Saadet annesine dair ne dese inkâr edip yalanlayan bir ses büyürdü içinde. Hemen dinlemedi o sesi, birkaç saniyelik bir düşünme süresi tanıdı kendine. Sonra sakince sordu:“Neden şimdiye kadar hiç duymadım bunu? Yani tamam, annemi senin kadar hatırlamıyor olabilirim ama bunu duysaydım aklımda kalırdı. Senden de duymadım.”“Ne bileyim, o kadar önemli değil. Bugün aklıma geldi, bugün söyledim.”Baktı ki Sevin cevap vermiyor, Saadet bir kez daha aynı noktaya geldiklerinin altını çizdi:“Hep aynı şeyi yapıyorsun Sevin. Annemi senden daha çok hatırlamam normal değil mi, niye bozuluyorsun?”“Uyduruyor olabilirsin çünkü. Doğru mu yanlış mı asla bilemeyeceğiz nasılsa…”Saadet gözlerini iri iri açıp yüzünü Sevin’e döndü, abartılı bir ifadeyle sordu:“Pardon?”“Yola bak!”“Gözüm yolda, lafı değiştirme, ne demek uydurmak?”Sevin bu kez yükseltti sesini:“Yola bak Saadet!”Abla yerine Saadet demesi, Sevin’in ciddiye alınmak istediğini imliyordu. Saadet Sevin’in yüzündeki endişeyi gördü, sakin bir sesle:“Tamam canım,” dedi, “ben yola dikkat ediyorum, merak etme.”Yola bakarak konuşmaya başladı:“Annem öldüğünde 12 yaşındaydım Sevin. Daha çocuktum ben de. Ne bileyim, belki bazı şeyleri hayalimde farklı şekillendirmişimdir. Ama en fazla bu. Uydurmak ne ya…”Sevin’in yıllar önce içine düşen kurt, yerine yerleşmiş, büyüyüp semirmişti. Saadet’le birlikte geçirilen zamanı gölgeliyor, yeni endişeler doğuruyor, Saadet’in kendisine uzattığı eli tutup büküyordu. Saadet’e bundan bahsetmedikçe içini kemirip durmaya devam edecekti belli ki. Bunları konuşmak için bugün doğru gün değildi ama kafasının içinde birbiriyle kavga eden seslerin birazını ortaya döküp rahatlamak istedi.“Arkadaşına anlatıyordun, ben duydum. Yol bozuktu, karanlıktı, annem direksiyon hâkimiyetini kaybetti… oradaymışsın gibi anlatıyordun.”“Aferin canım, böyle devam et.” Sesi titremeye başladı Saadet’in. “Bin yıl öncesinden, başı sonu olmayan anıları at önüme… Ne demişim, kime demişim… Hem nolmuş yani, diyelim ki birine öyle demişim, annem kaza yaparken yanındaydım demişim, ne çıkar bundan?” Yol kenarında gördüğü ilk boşluğa yanaşıp sert bir frenle durdu. Sevin tek kelime etmiyordu. Saadet kaldığı yerden devam etti:“Bazı yaşlarda öyle zararsız yalanlar söylenir, kendini özel göstermeye çalışırsın. Hatırlamıyorum ama demişimdir belki.” Elleri titriyordu Saadet’in. “Sana bir şey uydurmuyorum ama, tamam mı? Aklıma gelen bir detayı kendime saklamıyorum, senin de bilmeye hakkın var diye. Ama bundan sonra söylemem Sevin, annemi herkes nasıl istiyorsa öyle hatırlasın.”Yolun karşısında bir taksi durağı vardı, ama Sevin arabadan inmeye cesaret edemedi. Her kavgadan sonra, kavganın şiddetine göre uzayıp kısalan bir süre geçince Saadet hiçbir şey yokmuş gibi Sevin’i arardı. Sevin şimdi arabadan inse yine öyle olurdu. Ama bu kez konuşulmayan kalmasın istedi Sevin:“Abla, ben sık sık o geceye gidiyorum, rüya mı hayal mi, ne dersen işte. Yağmur çok fazla, yol karanlık, annem ağlıyor. Sonra araba savrulmaya başlıyor ya, hemen seni arıyor gözlerim. Ama sen orada değildin. Sana kızgın uyanıyorum.”“Ben de çok kızıyorum kendime. Sizinle gelmediğim için değil, gelsem ne değişecekti.” Babaannesi tutmuştu Saadet’i, kızımı salmam, demişti. Annesi ağlayarak evden çıkarken annesini yalnız bırakmamak için, çok korktuğu halde, bir de kendisini tutan biri olmadığı için yanınca yürümüştü Sevin.“O saatte, o halde yola çıkmasına izin vermeseydik keşke.” dedi Saadet, “Ağlasaydık, yalvarsaydık. Ama zamanı geri alamıyoruz canım.”*Saadet’i tutan biri olmasaydı, gelir miydi?* “Alamıyoruz.” dedi Sevin.Bu tarafsız bölgeden bir süre çıkmamaları gerektiğini geçirdi içinden. İçi hâlâ bu kadar gürültülüyken sessiz kalmanın da kendine yük olacağını anladı. Bugün olmamıştı ama Uğur er geç ikna olacak, hayatlarını ayırdıkları resmiyet kazanacaktı. Zamanı geri alamayan Saadet mükemmel anne rolünü sıklıkla Sevin’e de oynamaya çalışacaktı, bundan boşanmak mümkün değildi nasılsa.Ablası su içip sakinleşince arabayı çalıştırmak için davranmıştı ki Sevin elini onun elinin üstüne koydu:“Ben şimdi insem, ama yarın size gelsem, bana abla köftesi yapar mısın?”

Uygulamada oku

Telefonunla tarat

Telefonda uygulama yüklüyse doğrudan açılır; değilse mağazaya gider.

distory.co/oyku/anne-koftesi

Yazar

Evşen Yıldız
Evşen YıldızYazar · 8 eser · distory.co/yazar/evsenyildiz
Sayfası

Benzer öyküler

Dram / Duygusal

Keşfedebileceğin yazarlar

Anne Köftesi kapağı
Anne KöftesiEvşen Yıldız · 13 dk
Uygulamada dinle

Telefonunla tarat

Telefonda uygulama yüklüyse doğrudan açılır; değilse mağazaya gider.

distory.co/oyku/anne-koftesi