Distory
Kıyıda - Bugün (202?) kapağı

Kıyıda - Bugün (202?)

Uygulamada dinle

Telefonunla tarat

Telefonda uygulama yüklüyse doğrudan açılır; değilse mağazaya gider.

distory.co/oyku/kiyida-bugun-202

Tanıtım

Öykünün başlangıcı

Bugün (202?)Son hatırladığım, şoförün arkasındaki koltukta kafamı taksinin camına dayadığım. Aralık camdan gelen esintinin beni ayıltamayacağını biliyor; ancak sızmama da izin vermeyeceğini hesap ediyordum. Şoförle göz göze gelmemek için dikiz aynasına bakmıyordum. Gökyüzü her zamankinden daha siyahtı ya da ben her zamankinden daha fazla içmiştim. Aklımda birkaç dakika önce noktalanmış gecenin kendimce kritik anları vardı. Ne kadar yakın gözükürse gözüksün arkadaşlarla geçirilen gecelerin daima muhasebesi olur. Genelde insanlar sabah ayık kafayla bunu yapar, ben yalnızca taksi koltuğunu yeterli bulacak kadar önemsiyordum.Dört kişiydik, gençliklerini bir müddet daha uzatma çabasındaki iki kadın ve iki erkek. Halbuki en küçüğümüz bile otuzunu geçmişti. Kendimizce asi ve özel sektörün kabına sığmayan çocuklarından olduğumuzdan, iş arkadaşlarımız akşamları sertifika avcılığı, dil kursları ya da kredileriyle boğuştukları olmasa da olur özel üniversite yüksek lisanslarıyla meşgulken biz içkilere gömülüyorduk. Onların birçok meşgaleyle hayatlarını doldurmalarının nedeni, bana kalırsa kendileriyle baş başa kalmaktan nefret etmeleriydi. O kadar ki, çok iyi tanımadığım bir iş arkadaşım bana çok yalnız kaldığı hafta sonlarında sadece düşünmemek için porno izlediğini söylemişti. Tespitimi masadakilere söylediğimde bana hak vererek yine kadeh kaldırdılar. O kadar içkiliydik ki tersine bir evrimle tekrar maymunlara dönüşeceğimizi söylesem, ona da hak verirlerdi.Ne kadar içersek ve ertesi gün işe gelmekte ne kadar zorlanırsak kendimizi amacımıza ulaşmış saydığımızdan yine masaya sayısız kadeh gelip gitmişti. *Ne kadar rezil olursak o kadar iyi…* Esra ve Demet her zaman başlarda ölçülü olmaya gayret eder; ancak bizim çakırkeyifliğimizden cesaret alarak onlar da çizgilerini hızla geçip bize yetişirlerdi. Garip bir dörtlüydük. Aramızda iş arkadaşlığı dışında ne tür bir ilişki olduğunu kimse bilmiyor, uzun yıllardır kimse de sorgulamıyordu. İçimizden kimse Arif’in alkol, Demet’in depresyon, Esra’nın seks bağımlılığı ve benim yalnızlık yüklü melankolime ilişkin sorunlarımızı sorgulamazdı. Birbirimize sarılıp selamlarken sorunlarımızı da selamlardık. Ayakta durmamızı sağlayan birbirimize yaslanmamızdı. Onların yerine konuşmak istemem ama bana hep biri çekilecek olsa düşecekmişiz gibi gelirdi. Bu yüzden asla üç kişi ya da iki kişi buluşmamıştık. Dört bizim için mükemmel bir sayıydı. Dört ayaklı bir masa. Pisagorcular için adaleti temsil eden sayı, bizim için neden etmesindi? Bu fikirleri kendime saklıyorum.Sabit aralıklarla ve şiddeti yükselen bir çarpma sesi eşliğinde gözlerimi açtım. Yatağımda olmayı bekliyordum, hâlen yoldaydık. Önce rüzgârın beni ayık tutmaya yetmediğini kavramış, sonra taksi şoförünün pis pis baktığını ayrımsamıştım. Kafasını yavaşça artan bir hızla taksinin camına vuran Esra’nın kolundan tuttum. Göz makyajı akmış, zaten kısa olan eteği iyice yukarı toplanmıştı. Kış soğuğuna rağmen çorap giymemişti. Onu kendime çektim. Gözlerini açtı.“Ne faydası var?” diye sordum.“Çok sıkıldım Ahmet, çok sıkıldım” derken alt dudağı titredi.“Fazla içtin, düşünme. Kafanı cama vurmak bir şey değiştirmeyecek. İlk kez mi aşk acısı çekiyorsun?”“Unutamıyorum, Allah’ın belasını. Anlamıyorsun. Sadece evde yalnız kalıp delirmemek için gecenin bu saatinde seninle taksiye binip normalde gitmeyeceğim bir arkadaşıma gitmek için karşıya geçiyorum. Anlamıyorsun.”Sessiz kalmamı, bozulduğuma yormuş olacak ki panikle; “Her zaman yanındayım, durumunu tahmin edebiliyorum o başka, biliyorsun” diye de ekledi.“Çekinme!” dedim. Çocukluğumdan beri kadınlarda şefkat uyandırmayı sevmediğimden konuyu değiştirmek istedim. “Gel inip biraz hava alalım, başka taksi çeviririz” dedim. Sessiz kaldığını fark edince her türlü itirazını engellemek istercesine elini tuttum. Önce parmaklarımız birbirlerine sarıldı. Taksiden indik, para üstüyle meşgul olan şoför, Esra’nın bacaklarına bakmaya vakit bulamasın diye üstü kalsın dedim.Taksinin gitmesiyle sokak kararmıştı. Aklımızda Beyoğlu’nun bozulmuş bir kopyasına ilişkin eğri büğrü bir rüya. Uzun bir süre konuşmadan yürüdük. Yanmayan bir sokak lambasının altında durup yüzüne baktım. Ne diyeceğimi merak ettiğinden o da bana döndü. Fazlaca alkolle kutsanan kadınlar gibi o da bembeyaz boynunun üstündeki başını güçlükle dik tutuyor, yeni doğan bebeklere benziyordu.“Mekânda olanlar için özür dilerim, seni rahatsız etmek istememiştim. Sadece yanımda otururken başka bir seçenek düşünemedim.” dedim.“İstemediğim bir şeyi yapabileceğini sanmıyorsun herhalde, takma kafana. Çok içtik. Hem arkadaşlar arasında olur böyle şeyler!” deyip kahkaha attı. Ben üsteleyip lafa girmek istediğimde ise sözü yeniden aldı. “Uzun süredir yalnızız, ölümün kaybolmayı çağrıştıran bir yanı var bence. Kaybolmak istemiyorum. Sahi, ne kadar aptal sanıyorsun beni?”Onun kimi kaybettiğini bilmediğimden şaşırdım. Yakın çevresi bildiğim kadarıyla hayattaydı. Ailesini mi kast ediyordu? Açık seçik konuşamayacak kadar sarhoştuk. Uygun soruyu ararken yaklaşan bir taksi selektör ve korna taciziyle bizi davet etti. Esra, elimden tuttuğu gibi beni taksiye sürükledi. Yol boyunca hiç konuşmadan ve ellerimizi bırakmadan ilerledik. Beni evime bıraktı. Her şey çok doğal ve olması gereken bir akışın parçasıymışçasına birbirimize iyi akşamlar diledik. Caddenin köşesinde bekleyen, geceleri saldırganlaşan kara, gri ve kahverengi köpekler üzerime gelmeden kendimi apartman girişine attım. Elimi tutarken o kadar çok sıkmıştı ki elim kızarmıştı. Asansör aynasında incelediğim sanki onun eliydi.Bu eve alkollü de ayık kafayla da gelsem hâlen bana ait olmayan, geçmişimin bir parçasına ziyarete gelmiş gibi hissediyorum. Işıklar yanmıyor, babamın inleme sesi oldukça hafif, nefes alır verir gibi. Bir ihtiyacı olup olmadığını anlamak için kapısını yavaşça aralıyorum. Uyuyor. Kaç yıldır bu kocaman yatakta yalnız? Yatak kocaman değil aslında. Bedeninin, hastalığından mı yoksa yaşlılığından mı küçüldüğünü anlamaya çalışıyorum. Ayrıca herkesin bilhassa kendimin de bu şekilde yaşlanıp yaşlanmayacağını merak ediyorum. Hayatın en muzip yanı, bir gün başınıza gelecekleri size göstermesi ve sizin, herkesin içinde sizi küçük düşüren bir şaka yapıldığında en iyi seçeneğin bunun üstünde durmamak olduğunu anlayıp tepki vermediğinizde olduğu gibi, gördüklerinize tepki vermeden uzaklaşmanızdır. Her birimiz kutsal ailemizi bir biçimde ihmal ederiz; ancak ortak olan şey onları kendi kehanetimizden uzak tutma çabamızdır. Başımıza geleceklerin ağırlığından çok, sonunu bildiğimiz bir hayatın yeknesaklığı bizi delirtmesin diye… Alkol, kadın parfümü, kendi parfümüm ve ter kokusunun iğrenç karışımı düşlerimden beni uyandırdı. Kapıyı çekip odadan çıktım.Hızla soyunarak duşa girmek ve hiçbir şey düşünmeden uykuya ulaşmak, bozulan midem beni kusmaya sürüklemeden önce bunu başarmak yegâne hedefimdi. Bir an aynada gözümde morluğa benzer bir şey gördüysem de önemsemedim. Yüzümde çiy taneleri… Yatarken aklımda yarın Esra’ya bir mesaj atıp başka bir yol seçseydik farklı olur muydu diye sormak vardı. Bu aptallığı yapmadım, İyi misin ve gece sorunsuz geçti mi sorularıyla yetindim. Arif’i ise sarhoşluğu alışılmış boyutları aştığından taksiye bindirip şoföre emanet ettikten sonra bir süre kendi haline bırakmaya karar vermiştim ve bu ikimiz için de en iyisiydi.Aklımda, üzerinden on yıl geçmiş meseleler vardı. Üsküdar’daki evi ve adını öğrendikten sonra bile şaka yollu aynı şekilde hitap etmeye devam ettiğim bayan Şebnemler’i ne zamandır düşünmemiştim. Kendi zihnini kurcalamayı seven biriydim bununla birlikte yaşadıklarım üzerine düşünülmeden geçilebilecek şeyler gibi gelmiyordu bana. Hikâye aradığım günler aklıma geldi. Gülümsedim. Hikâye için hep en geriye, tozlanmış yerlere bakmak gerekiyordu. En sağlam boksörü bile gardının düşük olduğu bir anda devirecek olan kararlı yumruklardan o kadar çok yemiştim ki sonunda acı, benim için tali bir mesele haline gelmiş, kendime deney hayvanı muamelesi yapmaya başlamıştım. Kafamdaki soruyu uyku bile gideremedi. Hayatta seçilen yollar neyi değiştirir? On yıl önce ya da on dakika önce… Zaman ne kadar hızlı geçmişti ve ben ne denli güç yavaşlatabilmiştim. Yavaşlatabilmiş miydim?

Uygulamada oku

Telefonunla tarat

Telefonda uygulama yüklüyse doğrudan açılır; değilse mağazaya gider.

distory.co/oyku/kiyida-bugun-202

Yazar

Ali NurdoğanYazar · 3 eser · distory.co/yazar/alinurdogan
Sayfası

Benzer öyküler

Dram / Duygusal

Keşfedebileceğin yazarlar

Kıyıda - Bugün (202?) kapağı
Kıyıda - Bugün (202?)Ali Nurdoğan · 10 dk
Uygulamada dinle

Telefonunla tarat

Telefonda uygulama yüklüyse doğrudan açılır; değilse mağazaya gider.

distory.co/oyku/kiyida-bugun-202