Distory
Gece Kar Macera kapağı

Gece Kar Macera

Uygulamada dinle

Telefonunla tarat

Telefonda uygulama yüklüyse doğrudan açılır; değilse mağazaya gider.

distory.co/oyku/gece-kar-macera

Tanıtım

Karın başladığı bir akşamda iki arkadaş, bir amca evi ve küçük bir “macera”... Ressam gözlü bir anlatıcının karlı sokaklarda gezinen, sıcak soba ve pizza kokusuna karışan anılarına yaklaş.

Öykünün başlangıcı

GECE KAR MACERAUĞRAŞ ABANOZBir eskiz üzerinde çalışıyordum, Buck aradı, hep arar.“Hemen gel,” dedi, “işimiz var!”Hava soğuk, sıkı giyinip odadan çıktım, babamla göz göze geldik, haberlere bakıyor. Tezkere krizi, 2. Körfez Savaşı, meclis karışık, kavga, gürültü... Cık, cık, cık, diye mırıldandı, bana mı dedi, politikacılara mı kızdı anlamadım. Merdivenleri aheste indim, sokağı geçtim, Buck’un zilini çaldım, yukarı çağırdı. Basamakları tırmandım, kapı aralık, girdim, üstünü giyinmiş.“Oğlum, inecektin de ne demeye çağırdın.” dedim.“Dur, hemen celallenme,” dedi, “acele etme, soba geçsin, yemek pişsin, çıkacağız.”Ev buram buram fasulye kokuyor, Buck güzel yemek yapar, annesi olmayınca evi çekip çevirir, dikiş bilir, kazak örer (kendine hırka ördü), çanta yapar (babamın paltosundan dosya yaptı).“Nereye?” dedim.“Amcama,” dedi, “Bahçecik’e, Taunus’u olan vardı ya...”“Hıı, tamam, hatırladım!” dedim.“Ona gideceğiz.”“Niye n’oldu?”“Hiç, resim kursu için para lazım!”“Yani bilmiyorum,” dedim, “ödevim de vardı ama...”“Gel lan işte,” dedi, ”arkadaş olursun!”Kıramadım, sigara yaktık, balkona çıkacakken işaret çaktı, keyfi yerinde, sobanın başında alevleri izleyip içtik. Mutfağa geçti, çekmeceleri karıştırdı, kaşığı tencereye pat pat vurdu, dolabı açıp kapadı, yemek pişti, çıktık. Hava buz, kar yağacak belli, sarındık, kaşkol, bere, bot... Sıkılıp geri dönerim, diye boyuna anlatıyor. Buck güzel anlatır, ufak ufak yemler, bir bakmışsın beş kilometre yürümüşsün.“Dolmuşa binelim mi?” dedim.“Ne gerek var,” dedi, “dönüşte bineriz.”Adımlarımız hızlandıkça ısındık. Öyle ahenkli anlatıyor, öyle tatlı sürüklüyor ki yarım saat geçti geçmedi apartmanın önüne vardık, kar başladı, gökyüzüne baktım.“Şu gördüğün binayı,” dedi, “Hollanda’da tersanede çalışıp yaptırdı Koca Yusuf.”Açık yeşil binaya baktım, başım döndü, öyle çirkin ki...“Sen çık,” dedim, “ben burada bekliyorum...”“Yoo,” dedi, “su koyuverme, beraber geldik...”Binaya girdik, rutubetli, ama sıcak, üşümüşüm, burnum aktı, korkuluklar kırık, elektrik panosu soluk, bodrumda kediler miyavlıyor. Dört kat çıktık, sahanlıkta durduk, içeride tıkırtılar, terlik sesleri. Buck zili çaldı. Kızıl sakallı, orta boylu, ayağında mes, alnı kırışık, yün cepkenli, hacı kılıklı biri açtı kapıyı. Buck’un yaşlı hâli. Bizi görünce beti benzi attı adamın, mırıl mırıl dua etti, neden sonra kendini toplayıp,“Hoş geldiniz,” dedi, “buyurun geçin.”Girdik, soba kütürdüyor, güğüm fokur fokur, yerde muşamba, köşede ağzına kadar kabuk dolu kova, döşemede öbek öbek yanıklar. Bir çocuk çekyata uzanmış, gözleri yarı aralık, Kaptan Tsubasa izliyor.“N’oldu ya!” dedi Buck. Hemen konuya girer, beklerse sıkılır, hevesi kaçar.Amcası, kadife pantolonunu diz yerlerinden tutup çekti, koltuğa otururken pofladı.“Ateşi var abisi,” dedi sıkıntıyla.Buck ayağa kalktı, çocuğun yanına gidip alnına dokundu.“Otuz sekiz buçuk!” dedi, “mühim değil.” Buck acayip ateş ölçer, civalı termometre.“Üzüldü,” diye devam etti amcası, “kaç gündür keyifsiz!”Konuştukça; sarılar, turuncular yayıldı yüzünden. Van Gogh’a fena benziyor. Oda bu haliyle ekspresyonist tablo. Soba, döşek, çocuk, yalımlar, kar...“Niye üzüldü ki bu kadar, n’oldu?” dedi Buck.“Geçen gün okulda su savaşı yapmışlar, derse girmiş, öğretmen eve yollamamış, üşütmüş tabii. Allah ıslah etsin... Sıcak şeyler içmesi lazım, pizza diye tutturdu...”Anladım, der gibi göz kırptı Buck, hışımla kalktı.“Amca,” dedi, “kırma çocuğu, alıp geleyim, ateşi düşürürüz, keyif yapsın azıcık. Amcası güldü, ben de güldüm, bir sıcaklık kapladı içimi. Karlı gecelerde öyle olurum ben, birinin adına sevinir, siyah-beyaz film izler, Seda’yı düşünürüm. Çocuk yastığı çırpıp dikildi. Bir-iki tablo bitti kafamda. Renkler, imgeler dönüp durdu. Duvarda leke, halıda motifler. Defterim yanımda olsaydı ödev çoktan bitmişti. Buck çıktı, ben de çizgi filme daldım.*Tsubasa atakta, koştu, koştu, bayırları aştı, ekranda çizgiler. Genzo Wakabayaşi’nin yüzü kızarık, Takawa’ya, “Sağa geçç!” diye bağırdı. Eldivenini düzeltti. “Gel bakalım Tsubasa,” dedi. Tsubasa, “Ihhhh” diyerek uzun pas attı, top havada süzüldü, süzüldü, süzüldü, tribündekiler heyecanlı, eski hocasının gözlerinde Tsubasa yanıp söndü, elini yumruk yapıp dizine vurdu Roberto Hongo...*Beş dakika sonra geldi Buck. Amcası yazmayı suya sokup sıktı, çocuğun alnına koydu. Çocuk başını çevirdi, sinirle mutfağa gitti adam. Sandalye gıcırdadı, fırın indi, kapaklar açıldı. Bıçak aradılar, poşet yırtıldı. Buck, hastalığa dair beylik laflar etti. Çocuk, gözünü ekrana mıhlamış. *Akula* vuruşunu bekliyor, ayağını salladı, güldü. Ne Buck’a benziyor, ne babasına. Amcası yeniden evlenmiş olmalı, karısı kesin buralı değil. Ne alaka! Sen de esmersin! Ama benim babam esmer... Bir boşluk bulup sormalı Buck’a, merak ettim. Amcası demiri alıp közü karıştırdı.“Yaa!” dedi Buck ortaya,”pizzanın kokusunu alınca nasıl da canlandı!”Adam güldü, zoraki bir gülüştü. Karlı geceyi düşündüm, eskizi, yağsın istedim, çok yağsın, hep yağsın. Daha yağsın... Babam da sever, eve gidince çay demler, fırına patates atarım...“Kar yağıyor muydu Buck?” dedim.Amcası kızgın kızgın baktı, “Lakap günahtır evladım,” dedi, “lâ havle ve lâ kuvvete illâ, billâh, hem de ecnebi ismi, tövbe, tövbe, tövbe, tövbe etağfirullah...”“Ufaktan sepeliyor.” dedi Buck, aldırma bakışı attı.Amcası, demiri sobanın kapağına asıp güğümü içeri taşıdı, yengeç gibi yürüyor.“Yağacak,” dedi, “hem de kuvvetli yağacak, iyi bilirim bu havaları!”Buck, başını eğdi.“Amcam iyi bilir bu havaları kardeşim,” dedi, “eski toprak!”Oturduk, televizyona baktık, sustuk, sobanın çıtırtılarını dinledik, pizza pişti, Buck tabağa koyup geldi.“Amca,” dedi, “bizde ilaç var, istersen alıp gelelim!”Çocuk, hapur hupur yuttu pizzayı.“Hımm,” dedi, “nefis... evde pizza olacak!”Güldüler, halıya baktım, saçaklarını bantlamışlar, ayağımın ucuyla bastırdım...Çıktık, kar iri iri, kuşbaşı yağıyor. Taunus’a bindik, arka koltuğa örtü serili. Araba kırık dökük, içerisi özenli. Farların aydınlattığı yola bakarken düşündüm. Şimdi evde rahat rahat takılmak varken burada böyle… Ödevi bitirmiş, Seda’ya mektup yazmıştım, balkonda sigara, oh... Buck için oğlum! Gece, kar, macera! Amma macera! O neler yaptı senin için, düşün.Mahalle epey kar almış, bayıra vurduk, araba kaydı.Buck, kapıyı açıp hızla indi.“Dur amca,” dedi, “zorlama, hemen geliyorum.”Bekledik, amcası olur da soru sorar diye cevaplar düşündüm kara bakarken. Evet, okuyorum... Yirmi iki... Hı, hı, on yıldır... Evet... Bu mahallede... Arka sokakta... hı hı... Köyüm... Babam...Hiç konuşmadı, ben de eskileri düşündüm. Kar ne güzel yağıyor, yerler bembeyaz, pencereler ışıl ışıl, perdeler kapalı...Buck geldi.“Bu onu iyi eder!” dedi fısıltıyla.Beş-altı manevrada döndük. Amcası direksiyonu tokatlayarak çeviriyor, elleri kunt. Çok çalışmış gurbette belli, tam desenlik, *Dürer*’in gravürleri gibi. Yola koyulduk, eve vardık, çocuk uyumuş. Ekranda gazlı içecek reklamı. Buck, ilacı verdi. İyice bunaldım, kaş göz ettim. Çıktık. Kar elekliyor. Uzakta köpek ulumaları, ağaçlar salınıyor, köhne evlerde duman, is...“Ee!” dedim.“Az ilerleyelim, anlatırım.” dedi.“İsteyebildin mi bari?”“...”“Bu karda yürüyemeyiz!” dedim, “çıkar aklından!”“Niye ki,” dedi, “oysa tam havası, karda dolmuşa mı binilir, her gün yağmıyor ya!”Sinirlerim bozuldu, güldüm.“Oğlum,” dedim, “ilacı verseydin de biz kalsaydık ya, ne adamsın!”“Hiç yol yordam bilmiyorsun,” dedi, “öyle olur mu!”Sigara uzattı, elini siper edip kibriti çaktı, alev sönüyor.“Az yaklaş!” dedi.Yaklaştım. Güç bela yaktık, iki duman aldım, hava berrak, pırıl pırıl, çatılar tozuyor. Koluma girdi, birkaç adım attık, durdu. Elini cebine atıp boş astarı çekti.*“Hımm,” dedi, “evde pizza olacak!”Şimdi, tam bu anda duralım.Çok uzaktan, yıllarca uzaktan; köşeyi dönen, yürüyen, bu iki kafadara bakalım. Karlı bir gün, kıyı şehrinde bulutlar gökyüzünü kuşatmış, karanlıkta sigara yakmaya çalışıyorlar. Avuçlarında, yüzlerinde alazlar. Evet, tablomuz yavaştan beliriyor.Çıtaları çakalım, bezi gerelim, üç kat astar atalım ve işte tuval hazır.Köhne binaların arasında, köşede dursunlar. Biri, uzun, sarışın, diğeri, kısa esmer, iki leke, iki silüet. Kafa kafaya vermiş gülüyorlar, arkalarında servi ağacı, karlı havada sigaralarını yakmaya çalışıyorlar. *Caravaggio* ışığı tam merkeze. Yolda teker izleri, ayak izleri. Gözünüzde canlandı mı? Peki! Şimdi tuvalden çıkıp evlerine gitsinler, Buck, anneciğine sarılsın, öpsün, koklasın. Hikâyenin kahramanı ben anlatıcı da gitsin, haber izleyen babasına sarılıp,“Baba,” desin gülerek, “çok kar yağıyor ve sen saat başı haber izleyince ülke düzelmiyor.”*Meraklı okurlar için bilgi, Buck resim kursu için parayı...

Uygulamada oku

Telefonunla tarat

Telefonda uygulama yüklüyse doğrudan açılır; değilse mağazaya gider.

distory.co/oyku/gece-kar-macera

Yazar

Uğraş Abanoz
Uğraş AbanozYazar · 2 eser · distory.co/yazar/ugrasabanoz
Sayfası

Benzer öyküler

Dram / Duygusal

Keşfedebileceğin yazarlar

Gece Kar Macera kapağı
Gece Kar MaceraUğraş Abanoz · 11 dk
Uygulamada dinle

Telefonunla tarat

Telefonda uygulama yüklüyse doğrudan açılır; değilse mağazaya gider.

distory.co/oyku/gece-kar-macera