Tanıtım
Çuval B3
Öykünün başlangıcı
Hasan amcaların oturduğu yer İstanbul’un bir semti olarak geçse de benzer kültüre sahip şehirlerden göçmüş kişilerden oluşan halkıyla bambaşka bir şehir gibiydi. O civardaki evlere yetiyordu paramız, bunu herkes biliyor ama kimse bu ihtimali dillendirmiyordu. Konuk olarak bile işleri zaman zaman zorlaştıran keskin bir fark vardı aramızda. Bayramlarda köyde bir araya geldiğimizde eşitlendiğimiz gibi eşitlenememiştik burada. Bize karşı çok kibardılar, biz de onların sınırlarıyla uyumlu davranıyorduk. İki gün daha sürdürebilirdik bunu, sonra dönmek zorundaydık.Önce İstanbul’da, sonra Kocaeli’nin ilçelerinde ama hep deniz kenarlarında dolaşıp ev aradık. Topçular’dan Eskihisar’a giden feribotta filmden bir sahne canlandırır gibi bambaşka bir yüzle ve sesle anlatıyordu annem: “O adamı ben öldürmedim. Başkası öldürmüş, çuvala koyup denize atmışlar. Ben yapmadım. Şşşş!...” ben bir kahkaha daha koyuverdim. Annemin denizde bir noktaya gözlerini diktiğini görüyor, kafamı çevirip oraya bakmaya korkuyordum. Denizin rengi, göğün rengi, ufukta dağların olması gereken yerde denizle göğün el ele verişi korkunçtu; bütün bunlardan daha korkuncu annemin gözlerini diktiği noktaya başımı çevirdiğimde, denizin ortasında adamboyu bir çuvalla karşılaşacağım fikri aklıma düşmüştü bir an. Akşam haberlerinde duyduğumuz cinnet geçiren insanlar, birkaç gün önce kızlarıyla bunun bir provasını yapmış olabilirler miydi, farkında olmadan?Vapurun kıyıya yaklaştığını çok geç fark ettik. Deliliğimizi dalgaların hırçınlığına katıp üstümüzden attık, normal insanlar olarak indik vapurdan. Dolmuşta annemin omzuna yasladım başımı, eve varana kadar hiç konuşmadık. Akşam yemeğinde, ne ev sahiplerinin sormaya hevesi vardı ne de bizim anlatmaya, sessizce içtik çorbamızı.Sonraki gün bir mucize oldu. Bir gün öncesinde o fırtına hiç patlamamış gibi güneşliydi hava. Aradığımız evi Yalova’da bulduk. İçi içine sığmıyordu annemin. Hiç âdeti olmadığı halde emlakçı adamın kötü şakalarından birine güldü hatta. Sonra birden sessizliğe gömüldü, güldüğü için kendine kızdığını anladım. Ofisin dışında, babamla konuştular uzun uzun. Ofiste emlakçıyla baş başa kaldık. Adam bana şaka yapmadı, geçen gün denizin ortasında görülen ateş topunu anlattı, denizden çıkmış, etrafı aydınlattıktan sonra havada kaybolmuştu. Benim ilgiyle dinlediğimi duyunca olaya dair bildiği başka bir detay olmadığı için aynı olayı tekrar anlattı. Sonra sessizce bekledik. Annemin acelesi var gibiydi; bir an önce evi almamız, taşınmamız, sokağın başındaki hırdavatçıdan eksiklerimizi tamamlamamız, yeni hayatımıza başlamamız gerekiyordu sanki. Yine de sakin olmaya çalışıyordu, içinde köpüreni İstanbul’a dönen vapurda, deliliğe vurmak üzere erteliyor gibiydi. Annemi bu kadar istekli gördüğünden olacak, kafasındaki küçük pürüzleri törpüledi babam, emlakçıyla el sıkışıp ofisten ayrıldık.Annem sessiz ve düşünceliydi dönüş yolunda. Sorar gözlerle baktığımı görünce döktü içini: Oluruna bırakmış artık. Yapabileceklerini yapmış, söyleyebileceklerini söylemiş. Şimdiden sonra bu evle ilgili bir sorun çıkarsa yeni bir ev arayışına girmeyecekmiş. Eğer hayalini kurduğu hayata ulaşacaksa ya şimdi, bu evle olacakmış, ya da nasip değilmiş, deyip eski hayatına dönecekmiş. “Kaderi çok mu zorluyorum.” demiş kendi kendine. “Bir şeyi bu kadar çok istememek gerekir.” dedi. Keşke çuvala konup denize atılan adamın hikâyesini anlatsaydı yine. Gözlerini diktiği noktada, içi hayallerle dolu bir çuvalla karşılaşmaktan korktuğum için başımı çevirip o yöne bakamadım.O gece rüyamda emlakçıyla ben vapurdaydık. Babamı almaya gittiğimizi sanıyor, babamı asla bulamayacağımız o yere boşuna gitmememiz gerektiğini söylemeye korkuyordum. Hava çok güzeldi ama birazdan fırtınanın çıkacağını biliyordum. Neden bu havada yola çıktığımızı düşünüyordum bir yandan, bir yandan da hep fırtınalı havalarda yolculuk ettiğimizi hatırlatıyordum kendime. Emlakçının, denizde bir noktaya diktiği gözleri korkuyla büyüdü birden. Başımı çevirip bakamadan uyandım.Ertesi gün Yalova’daki evin alım işlemleri için erkenden yola çıktık.
Yazar
Benzer öyküler
Dram / Duygusal