Distory
Benim Öyküm kapağı

Benim Öyküm

Uygulamada dinle

Telefonunla tarat

Telefonda uygulama yüklüyse doğrudan açılır; değilse mağazaya gider.

distory.co/oyku/benim-oykum

Tanıtım

“Bir öykü nerede başlar bilmiyorum, ama şimdi daha büyük bir soru düşündürüyor beni: Bir öykü nasıl biter?”

Öykünün başlangıcı

Bir öykü nerede başlar? Bu soru hayli düşündürdü beni.Güneş görmediği için günün her saatinde uykuya davet eden oturma odasındaydık. Burcu’nun yan odada uyuduğunu bilmek bu uyku havasını pekiştiriyordu. Serpil’le kahvelerimizi içmiş, az sonra uyduracağımız güzel beklentileri şekillendirsin diye kapatmıştık fincanlarımızı. Kahvelerimizi içerken komşuları arasındaki ağız dalaşını, geçen gün otobüste telefonla konuşan adamın komik monoloğunu eğlenerek anlatmıştı Serpil. “İyi bir yazar olur musun bilmem; ama çok eğlenceli öyküler yazacaksın.” dedim. Bunu duymak istermiş gibi gülümsedi. 5 ay önce emekli olmuş, 5 ayda birbirinden çok farklı kurslara yazılıp çabuk vazgeçmişti. Son gözdesi yazarlık kursuna henüz başlamış olmasına rağmen -yine- aradığını bulduğunu söylüyordu. “Keşke sen de gelebilseydin.” dedi. İmkânsızlığını bildiği bu dileği her seferinde yinelemek beni düşündüğünü gösterme şekliydi. Bu dostluğu bugünlere taşıyan da zaten onun bu iyi niyetiydi. Bana kalsa diğer ‘yakın’larım gibi Serpil’i de hüznümle boğar öfkemle kaçırırdım çoktan. O gitmedi. Emekli olduğundan beri, günün her saatinde uyku kokan evime daha sık gelir oldu. Fincandan umut okudu. Sonra birden durdu. Bakışında bir buluşun heyecanı vardı: “Tabii ya… Senin öykünü yazacağım.”Serpil’in, bir tuvalin önünde, yanında rengârenk boyaları, elinde fırçası ve yüzünde kocaman gülümsemesi ile durduğunu düşledim. Tuvalin ortasına Burcu ile benim resmimiz, çöp adamdan daha detaylı, karakalem olamayacak kadar özensiz bir biçimde çizilmişti. Sonra Serpil tuvale renkleri sürmeye başladı. Ancak hiçbir renk tuvalde durmuyor damla damla akıyordu. Bir süre sonra renkli gözyaşları akıtan bir tuvalin ortasında olup biteni sessizce izleyen Burcu ile ikimiz kaldık.Serpil benim düş dünyamda canlanan tezadın farkında bile olmadan anlatmaya başladı:“Şu halini görenler, bir zamanlar karamel renkli saçlarıyla erkeklerin yüreğini hoplatan bir güzel olduğunu nereden bilsinler. Birinin anlatması gerek. Bankada çalışmaya başladığında ben dahil hepimizin güzelliğine gıcık olduğumuzu, sonra tanıdıkça kalbinin yüzünden daha güzel olduğunu anladığımı, o yoğun iş temposuna rağmen hayatı nasıl dolu dolu yaşadığımızı… ben işte bunları anlatmalıyım.”Yaz arkadaşım, yaz da bilsinler. Güzelliğin nasıl da geçici, akıcı, uçucu bir şey olduğunu… güzel bir kalbin, karşısında duranın masum bir çocuk olduğunu zaman zaman unutabildiğini… hayatı dolu dolu yaşatan o enerjinin şimdi 21 yaşındaki bir bebeğin bakımına harcandığını… Yaz da otursun taşlar yerine.“Bir banka kabininde oturan güzel ve bakımlı bir kadın, öğle tatilinin gelmesini bekliyor sabırsızlıkla. Çok sevdiği iş arkadaşıyla -o ben oluyorum- alışverişe çıkacaklar çünkü. Şimdi bakıcısıyla evde oynamakta olan kızına elbise alacaklar birlikte. Birkaç ay sonra 5 yaşına gireceği doğum günü partisinde giymesi için kırmızı veya pembe bir elbise, belki elbisesiyle uyumlu ayakkabılar, çoraplar, tokalar… Neydi çocukluğunda sizin mahallede oturan kızın adı?”“Rana”“İşte çocukluğunda giysilerine, saçlarına bakıp da özendiği Rana gibi süsleyecekti o da kızını. Böyle anlatınca kendi yaşayamadıklarını çocuğu üzerinden tatmin etmeye çalışan bir anne gibi çizdim seni. Bunun yalnız senin tercihin olmadığını, Burcu’nun da bir prenses gibi giyinmekten çok mutlu olduğunu belirtirim mutlaka.”Ben kafamda Burcu’nun şimdiki haline prenses elbiseleri giydirmiş; artık erkek gibi kestiğimiz saçlarına, dik durmayı beceremeyen omurgasına, fersiz gözlerine rağmen yakıştırmıştım kızıma. Serpil’in hangi hayale dalıp sustuğunu ise sonra anladım.“Hıyar kocan, hıyar olmadan önce yakışıklı ve karizmatikti. Ama bunu yazsam mı bilemedim.”“Eski kocam.”“Neyse, ona bir güzellik düşüneceğim ben. Ama önce birbirinize ne kadar yakışan, ne kadar kıskanılan bir çift olduğunuzu yazarım mutlaka.”Bunları canımı yakmak için söylemiyordu. Serpil böyleydi, şimdi elinden alınmış olan bir mutluluğa hayıflanmak yerine bir zamanlar sahip olduğunu hatırlayıp mutlu olabilirdi. Bense, üzerinden 15 yıl geçmiş bir hatırayla acımayacak veya mutlu olamayacak kadar duyarsızlaşmışım.Daha fazla anlatamadı Serpil. Burcu beş yaşına girecek ve Serpil’in öyküsü bitecekti zaten. Yazmayı düşlediği tüm öykülerin heyecanıyla bir yere yetişmek ister gibi alelacele kalktı. O, aydınlık dünyaya tekrar kavuştuğunda ben kasvetli evimde sorularımla baş başa kaldım: Bir öykü nerede başlar?Bembeyaz badanasıyla göz yoran hastane koridorundaydık. Üç gün önce acilden giriş yaptığımız hastanenin yoğun bakımında yatan Burcu, hayati tehlikeyi atlatmıştı. Kızı hayati tehlikeyi atlatan bir anne nasıl hissederse öyle hissetmeye çalışıyordum. Bu hastaneye tepeden bakan bir yazar gibi öykünün kahramanlarını içimde duyumsamaya zorluyordum kendimi. Olmuyordu. Bakmasam da yüzünün bir duvar gibi olduğunu bildiğim adamın, Burcu’nun babasının, ne hissettiğini öyle çok merak ediyordum ki kendi hislerimle yüzleşmeyi erteliyordum. Doktorun odasından çıktığımızdan beri asırlar geçmiş, biz birbirimize bakmamış, tek kelime konuşmamıştık. Nihayet, doktorun ne söylediğini soran meraklı, tanıdık gözler yaklaştı da o anın içinde eriyip gitmeden doktorun duygusuz sözcüklerini, onun duygusuz sesini taklit etmeye çalışarak kendi sesimden duydum. O zaman gerçek oldu. O zaman Burcu artık beyin fonksiyonlarını tam kullanamayacak, fiziksel olarak büyüse de zekâ yaşı hiç ilerlemeyecek, hep bakıma muhtaç olacak bir hastaya dönüştü. Önce yanağımdaki ıslaklığı, sonra titreyen ellerimi, gücü çekilen bacaklarımı hissettim. Ne tatlı geldi bayılmak. Bir daha böyle bir lüksüm olmayacağını bilir gibiydim.Burcu’nun altıncı yaş günü geldiğinde kızım ve ben, hayatımız değişeli henüz birkaç ay olmasına rağmen, sesi evin duvarlarına çarpıp parçalanan televizyonun kirli gürültüsüne sığınıp uyuşmaya alışmıştık bile. Serpil’in aldığı pasta masanın üstünde duruyor, baktıkça gözümün önüne bir yunusun sahte gülüşü, ağlayan bir palyaço ve nedense ucu ojeyle mühürlenmiş kaçık bir çorap geliyordu. Burcu’nun, gitmek için fazla zaman kaybetmeyen, bir açıklama yapmak zahmetine de girişmeyen babasıyla boşanma davamız sonuçlandığında ve Burcu’nun ve benim her yaş günümüzde Serpil’in pastaları masamızın üstündeki yerini aldı, zamanla çağrışımları ve hüznü azaldı.‘Her şeyden önce anne olmak’ içgüdümün yerine ‘sadece anne olmak’ pratiğini koymaya çabaladıkça içimde kopan isyanı, kendilerine ait bir hayatları olduğu için çevremdeki herkese öfkelenerek bastırmaya çalıştım. Uyurken saçlarını keserek bu öykünün en masum karakteri olan Burcu’dan intikam aldım. Zamanla kendimden intikam alma şeklim de bu oldu. Kötü kesilmiş saçlarımız, özensiz giysilerimizle çirkinleştikçe bu dünyadaki yerimizi daha bir hak eder olduk sanki. Sadece gerektiğinde dışarı çıktığımız için tuhaf bakışlara alışmadan kendi dünyamızda başkalaştık.Aslında biliyorum, benim öyküm nerede başladı. Ama bunun önemi yok. Çünkü şimdi daha büyük bir soru düşündürüyor beni: Bir öykü nasıl biter? Ben Burcu’yla yazgımızı aynı çizgiye çekmeye, onunla aynılaşıp tek bir insan olmaya çalıştıkça bana bunun imkânsızlığını hatırlatan ölüm korkusu bütün ümidimi bir anda söndürüyor. İkimizden birinin bu dünyada yalnız kalması fikri bütün vücudumu ter içinde bırakan bir kâbusa dönüşüyor. Böyle zamanlarda kendi öykümün sonunu yazma hakkını kendimde görüp ocağın başına geçiyor, gazı açıyor, bir süre sonra nedense tekrar kapatıyorum. Her seferinde gazı kapatmam biraz daha fazla zaman alıyor. Bir gün artık gazı kapatacak gücü kendimde bulamayıncaya kadar bekleyebilmeyi umuyorum.

Uygulamada oku

Telefonunla tarat

Telefonda uygulama yüklüyse doğrudan açılır; değilse mağazaya gider.

distory.co/oyku/benim-oykum

Yazar

Evşen Yıldız
Evşen YıldızYazar · 8 eser · distory.co/yazar/evsenyildiz
Sayfası

Benzer öyküler

Dram / Duygusal

Keşfedebileceğin yazarlar

Benim Öyküm kapağı
Benim ÖykümEvşen Yıldız · 8 dk
Uygulamada dinle

Telefonunla tarat

Telefonda uygulama yüklüyse doğrudan açılır; değilse mağazaya gider.

distory.co/oyku/benim-oykum