Distory
Çuval B4 kapağı

Çuval B4

Uygulamada dinle

Telefonunla tarat

Telefonda uygulama yüklüyse doğrudan açılır; değilse mağazaya gider.

distory.co/oyku/cuval-b4

Tanıtım

Çuval B4

Öykünün başlangıcı

Konuk olduğumuz evden elimizde çantalarımızla çıkarken yıllar süren bir esaret bitmiş gibi hissediyordum. Ev sahiplerine haksızlık etmemek için bu düşünceyi hemen kovdum aklımdan. Feribotta yine dışarıdaydık, denizin yok denecek kadar az kıpırtısında parçalara bölünüp sonra tekrar birleşen güneş ışığı gözümüzü aldığından denize bakamıyorduk. Evden çıktığımızda güneşli bir gün gördüğüme sevinmiştim ancak sıcaklık giderek artıyor, bunaltıcı hale geliyordu.Yalova’ya, anlaştığımız saatten önce gittiğimiz için biraz beklememiz gerekti. Sahilde bir çay bahçesinde limonata içtik. Çay bahçesinin betonu bitince küçük taşlardan oluşan, birkaç metre genişliğindeki sahil başlıyor, küçük dalgalarla genişliği az da olsa artıp azalıyordu. Sahildeki taşların üzerinde çöpler vardı. Dikkatli bakınca çöp zannettiğim bazı şeylerin ölmüş yengeçler olduğunu fark ettim. Sayıları hiç de az değildi. Annem de yengeçlere bakıyordu ama görüyor muydu, bilmiyorum. Yolun başından beri farkında olmadan dilinden düşüp duran of’lar, az sonra devlet dairesinde yapılması gereken işlerin sıkıntısından sanıyordum. Yalanlar gibi “Hava çok ağır.” dedi birden. Komşu olmak istediği deniz bu değilmiş gibi sitemle karışık bir korkuyla bakıyordu engine. Ben de engine bakmak üzere kaldırdım başımı, açık havalarda çok net görünür dedikleri İstanbul’u gördüm, gülümsedim. Ölmüş yengeçleri çoktan unutmuştum.Vakit geldiğinde emlak ofisine gitmek üzere yola çıktık. Babam Yalova’yı, deniz havasını, yürüdüğümüz sokakları sevmiş olmalıydı, neşeli bir hava çalıyordu ıslıkla. O an, pat diye babasının koluna giren, of baba ya, diye şakacıktan sitem edebilen kızlardan olmayı çok istedim. Ne o Metin Bey, çok neşelisiniz. Yoksa yıllardır içinizde tuttuğunuz bir hayal miydi deniz kenarına yerleşmek? Babamla ilişkimiz bu kadar mesafeli olmasaydı da ben bunları diyebilseydim babam da bana “İstediğiniz oluyor işte, baktım siz zil takıp oynamaya utanıyorsunuz, ben sizin yerinize de ıslık çalayım dedim.” derdi. Yine yaşamadan, hayalini kurarak babamla bir anı yaratmıştım kendime, yaşanmış gibi tatlı bir ılıklık yayıldı içime.Annemin, evi bulduğumuz gün başlayan gerginliği uzun süre geçmedi, gerekli işlemleri halledip kasabamıza döndüğümüzde hâlâ düşünceliydi. Uzun zamandır kurduğu bir hayale ulaşan insanlarda böyle bir durgunluğun yaşandığını öğrenmiş oldum. O ise içimde bir sıkıntı var, diyordu; buraya çok alışmışım ayrılmak zor gelecek herhalde, diye bahaneler buluyordu haline.Bir ay, ayrılık hüznünün gölgesinde geçti. Bir de o günlerden birinde ay gölgeledi güneşi, birkaç dakikalığına. Her zamankinden daha sıcak geçen yaz günlerinde bir tek tutulmayı izlemek için çıktım dışarı. Bunun haricinde gün boyu odamda yeni hayatımıza dair düşler kuruyor, akşamları belki de bir daha göremeyeceğim arkadaşlarımla görüşüyordum.O gecelerden birinde sarsılarak uyandık. Neler olduğunu anlamak için etrafa kulak kesildiğimizde evimizdeki bütün eşya dile gelmiş gibi bir ses duyduk; şıkırtı, şangırtı, çatırtı… Bütün eşyanın ve binanın sesinin karışımı. Bir yandan sallanmaya devam ediyorduk, bitecektir artık dedikçe kuvvetleniyordu. Yataktan kalkamadım, kilitlenmişim. Annem, adeta bağırarak dua ediyordu odama girdiğinde, sanki evimizin sesini bastırmaya çalışıyordu. Feribotun sesini bastırmaya çalışan fısıltısı geldi geçti bir an aklımdan. Annem elimden tuttu, koşarak sokak kapısına gittik. Biz tam çıkacakken yeryüzü sakinleşti. Yine de çıktık, babam da peşimizden. Sokakta bizim gibi pijamalı halleriyle komşularımız vardı, korkuyla birbirine sarılıyordu herkes.O geceyi tuhaf bir şekilde sokakta geçirdik. Evlere birkaç dakikalığına girip hırka ceket almanın ötesine geçerek küçük tüp ve çaydanlık getirenler oldu. Birkaç kişi de pilli radyodan anında haber veriyordu gelişmeleri. Depremin merkezi İstanbul’muş, deniyordu ve İstanbul’daki tanıdıklarına dertleniyordu insanlar; sonra Sakarya deniyordu, sonra İzmit… Ertesi gün güneşle birlikte korkumuz azalır gibi oldu, evlerimize girebildik. Televizyondaki bütün programlar ya iptal edilmiş ya yas havasına bürünmüştü. Spikerler korku dolu yüzlerle tahmini haberler veriyordu depreme dair. Kanallardan birinde ekranın altında bir yazı vardı: Yalova’ya ulaşılamıyor! Ekrandaki onca korkunç görüntünün yanında bu yazı bizimkileri hiç etkilememiş gibiydi. Sessizce izliyorlardı yıkımı. Önce hangisi konuşacak diye bekliyordum. Saydıkları yer adları, hep ev baktığımız yerlerdi. Daha fazla dayanamadım, “Bizim eve n’oldu acaba?” dedim. Babam, gözlerini ekrandan ayırmadan ‘bilemem’ der gibi kaşlarını kaldırdı. Annemse ekrana kilitlenmiş gibiydi. Başımı çevirip de ekrana baktığımda denize karışmış apartman görüntülerinin arasında suyun üzerinde yüzen bir çuval gördüm.

Uygulamada oku

Telefonunla tarat

Telefonda uygulama yüklüyse doğrudan açılır; değilse mağazaya gider.

distory.co/oyku/cuval-b4

Yazar

Evşen Yıldız
Evşen YıldızYazar · 8 eser · distory.co/yazar/evsenyildiz
Sayfası

Benzer öyküler

Dram / Duygusal

Keşfedebileceğin yazarlar

Çuval B4 kapağı
Çuval B4Evşen Yıldız · 6 dk
Uygulamada dinle

Telefonunla tarat

Telefonda uygulama yüklüyse doğrudan açılır; değilse mağazaya gider.

distory.co/oyku/cuval-b4