Distory
Kaybolan Adam kapağı

Kaybolan Adam

Uygulamada dinle

Telefonunla tarat

Telefonda uygulama yüklüyse doğrudan açılır; değilse mağazaya gider.

distory.co/oyku/kaybolan-adam

Tanıtım

Babasının hayali olan dükkân sahibi oğul, büyük sermayeye yenilir. 'Tek adam' kaybolur, fabrika işçisi olur. Erken cumhuriyet dönemi sermaye eleştirisi.

Öykünün başlangıcı

Mütekait tüfekçi ustası Settar Efendi sakalını sıvazladı mı hemen "Eh" derdi. "Allah'ın inayetiyle bu iş de bitti. Dükkânı tuttuk. İki seneliğine kontratı da imzaladık. Varsın bizim Mehmet de dükkân tezgâh sahibi olsun!”Settar Efendi bunu kimlere söylemedi ki? Askerlikte tanıdığı binbaşı mütekaidinden başladı, mahallenin bekçilerine kadar herkese anlattı. Settar Efendi'nin mitralyöz gibi işleyen bir çenesi vardı. Gerçi o bazen mekanizması küflenmiş bir silah gibi susardı. Fakat bizim tüfekçi ustası çenesini mekanizmalardan daha kolay tamir ederdi. Böyle olduğuna bakıp da Settar Efendi'nin oğluna dükkân tutmasına, el aleme posta tatarı gibi yaymasına yalnız ihtiyarlığının verdiği gevezelik sebebiyet vermiştir sanmayın. Settar'ın içinde bir ukde vardı. Bu ukde, ta gençliğinden beri ruhunu sarmaktaydı. Settar Efendi'yi cidden rahatsız eden şey bir çadırda yatıp kalktığı tabur imamının kendisinden bahsettikçe: "Biz askeri meslekteniz, sizler ise amele güruhundan kimselersiniz. Sizlerle bizler bir olamayız..." demesiydi. Settar Efendi tabur imamının bu sözlerine, "Affedersiniz efendi... Bugüne bugün esnafat-ı askeriyedenim... Amele dediğin ne cins nesnedir. Allah bizi o dereceye düşürmedi, düşürmez de inşallah. Biz efendiden adamlarız! Hem efendim bileğimizde sanat altın bilezik.” diye cevap verdi. Hakikaten Settar Efendi sanatının ehliydi...Gel zaman git zaman imamın oğlu okula gitti olmadı; bu okula gitti dikiş tutturamadı, nihayet babasının çıktığı kahvenin hemen bitişiğindeki gazinoda altı kol aşçı iskambilinden başlayarak pokere kadar her türlü kumarbazlıkta karar kıldı.Settar Efendi: "Bu memlekette memuriyetten hayır yok." diyordu. "Oğlan bir sanat öğrensin, sonra da ona bir dükkân açıveririm...”Bunun için Settar Efendi, oğlu Mehmet'i, sanat okulunda okuttu. Settar Efendi, oğlu her sene sınıf geçtikçe senelerdir hayalini yaşadığı aleme biraz daha yaklaştığını hisseder, oğlu karnesini babasının eline verince en samimi sevincini duyardı. Onun için bir dükkân sahibi olmak her şeydi... Settar Efendi vatanperverdi. "Vatana, en iyi hizmet dükkân açarak kisbükar ile yaşamaktır."Settar Efendi hürriyet âşığı idi…Oğluna: "Dükkânını kendin açar, kendin kapatırsın; kendi gönlünün sultanı olursun, el alemin ağız kokusunu dinlemezsin... Keyfine bakarsın; Adamlık budur oğlum." diye nasihat verirdi.Mehmet, dükkânını açtığı gün Settar Efendi evinde konusuna komşusuna güzelce bir ziyafet verdi. Bu ziyafet; duvarlarında Mekke, Medine resimleri, ya hafız levhaları, ortasında masa üstünde noel ağacı yerleştirilmiş bir odada verildi. Ziyafette fötr şapkanın altında şalvarla dolaşanlar görüldü. Settar Efendi, oğlunu simsiyah melon şapka ile görünce pek memnun oldu:"Berhudar ol evladım, berhudar ol bak... İşte efendice bir kıyafet.”Yanındaki bir adam:“Evet efendim. Evet, nedir o?” dedi.Sıfır numara fes yerini tutan kasketler, hiç sevmiyorum. Pek külhanbeyi işi."Bir başkası seslendi:"Ucuz da onun için.""Ne olursa olsun beğenmiyorum." Bir genç atıldı:"İşçiler de giyiyorlar beybaba.""Onlar ne isterlerse giysinler. Bizlere, efendiden adamlara yakışmıyor vesselam."Settar Efendi'nin oğlu babasının çocukluktan beri yaptığı telkini unutmadı…Açtığı tamirci dükkânında beş on para kazanmaya başladı. İlk aylar fena geçmedi. Mahallede ne kadar bozuk dikiş makinesi, su çekmeyen tulumba, hurda bisiklet varsa hepsi onarıldı... Bu melon şapkalı, tümen mutemedi ile dost Çocukları Koruma, Tayyare Cemiyeti'ne üye olan, okuldan mezun tamirci otomobillerin de tamiri için atölye açtı…Mehmet iki senede beyefendiler gibi oldu... Kendi memnundu, babası memnundu, sevenler memnundu. Mehmet kazandıkça şıklaştı, kibarlaştı... Artık o, mahalle kahvesine çıkmıyor, akşamları Turkuvaz'dan, Garden'dan ayrılmıyordu. Bazı bazı da eski dostlarını, okul arkadaşlarını davet ediyordu. Bir gün çok sevdiği okul arkadaşına, Necmi'ye rast geldi... Necmi: "Yahu!” dedi. "Senin işlerin fena değil ama sonu ne olacak? Dükkân daha ne kadar bu işe dayanabilir? Muhakkak bir gün büyük bir atölye dükkânları kapatır.""Ukalalık ediyorsun sen.""Eh, sen öyle bil..."Necmi, Mehmet'in çok iyi dostuydu. Mehmet'in sözlerine darılmadı. Pek yakında büyük sermayeli bir şirketin, büyük bir tamirhane açacağını biliyordu…"Yakında sana rakip bir büyük atölye açılıyor.""Açılsın bakalım.""Bakalım laf değil... Bizim fabrikada boş bir yer var ben sana onun için söylüyorum.”Mehmet cevap verdi:"Amelelik mi? Allah göstermesin; sabahları grup halinde evin önünden görüyorum, halleri duman. Ben ne kadar az kazansam yine başım dinç olduktan sonra mesele yoktur. Hürriyetimi, ah onu hiç terk eder miyim? Kasketli adamların caddeden geçişi hürriyetini kaybeden koyulan insanları hatırlatıyor... Dostum ben bu işi yapamam."Mehmet'in dükkânının biraz ilerisinde büyük atölye açıldı... İşler hafif tertip bozulmaya başladı. Halbuki Settar Efendi oğlunun mürüvvetini görmek için acele diyordu. Mehmet'in âşıklığı da bu devreye tesadüf etti. Dükkânın işi fena gitmekle beraber Mehmet'in sevgilisi onu çok zengin bir insan ve yarının mühim iş adamlarından biri olacak sanıyordu. Kızla oğlan birbirlerini de pek ama pek çok seviyorlardı. Herkes bu iki çiftin aşkına hayretle parmak ısırır. "Aşk olsun şu kıza... Yalnız oğlanı seviyor.”, "Aşk olsun bu delikanlıya... Yalnız kızı seviyor." derlerdi.Ben de bunların mutlu olmalarını çok isterdim...İşler adamakıllı kötü gidiyor. Atölye gittikçe daralıyordu... Şık Mehmet’in elbisesinin rengi attı, ayakkabıları kötüleşti... Mehmet dükkânında tek başına kaldı. Vergileri mi, dükkânın kirasını mı verecekti?Bir zaman günler böylece, vergiyi versem de kirayı şöyle bir atlatsam yahut kirayı versem de öbür taksitte vergiyi toptan ödesem gibi düşüncelerle geçti. Ve nihayet hiçbiri için ne düşünecek ne de iş yapacak hal kaldı... Bir gün dükkânın kepenkleri kapandı. Ertesi gün dükkânın kepenkleri üstünde görünecek bir yerde, kiralıktır levhası asıldı. Mehmet, bir hafta sonra sevgilisinden bir mektup aldı. Bu ne soğuk ne fena ne bayağı mektuptu. Bu mektupla sevgilisi artık kendisi ile evlenemeyeceği için bir daha alaka göstermemesini bildiriyordu! Kızın babası artık mahalle kahvesinde:"Şurada sözde dükkân açtım diyen bir serseri vardı, şimdi yerinde yeller esiyor ya. Laf kıtlığında asmalar budayayım, bizim kerimeyi almak istiyormuş." dedi.Mehmet'in dükkânındaki bisikletlerden gün doğuşundan gece yarısına kadar inmeyen favorili küçük bey, sabık kayınbirader annesine: "Serseriye” diyordu. "Ben kız mız vermem... Alimallah, o iti bizim mahallede görürsem leşini yere sererim... Vay it vay..."Mehmet sevgilisinden mektup aldığı akşam eve pek meraklı pek kederli döndü. Settar Efendi, oğlu ile pek çok meşgul olurdu. Sordu. Mehmet, cevap verdi:"Dükkânı kapamaya mecbur oldum..."Settar Efendi beyninden vurulmuş gibi oldu... Mosmor kesildi. Başı dineldi, sonra boğuk bir ses çıkardı:"Neeeee? ”Daha sonra gözleri döndü. Ve sizin anlayacağınız Settar Efendi bir kalp sektesinden cavlağı çekti...Necmi ona kendi fabrikasında iş buldu.Mehmet de birbirine benzeyen, birbirinden farkı olmayan kasketli insanlar arasına karıştı. Her gün hürriyet hürriyet diye inleyen tek adam, fabrika düdükleriyle balyozlar gibi yataklarından kalkıp inen insanlara karıştı... Dükkânda çalışan, barda para yiyen, melon şapkalı adam bir gün içinde ortadan silindi kayboldu.Şimdi onun yerinde bir adam yaşıyor: (tek adam yerine) cemiyet adamı.

Uygulamada oku

Telefonunla tarat

Telefonda uygulama yüklüyse doğrudan açılır; değilse mağazaya gider.

distory.co/oyku/kaybolan-adam

Yazar

Sadri Ertem
Sadri ErtemYazar · 4 eser · distory.co/yazar/sadriertem
Sayfası

Benzer öyküler

Dram / Duygusal

Keşfedebileceğin yazarlar

Kaybolan Adam kapağı
Kaybolan AdamSadri Ertem · 10 dk
Uygulamada dinle

Telefonunla tarat

Telefonda uygulama yüklüyse doğrudan açılır; değilse mağazaya gider.

distory.co/oyku/kaybolan-adam