Distory
Çamurdan Köfteler kapağı

Çamurdan Köfteler

Uygulamada dinle

Telefonunla tarat

Telefonda uygulama yüklüyse doğrudan açılır; değilse mağazaya gider.

distory.co/oyku/camurdan-kofteler

Tanıtım

Aç bir çocuk, annesinin yaptığı köfteleri okula götürür. Hoca çamurzannedip denize atar. Yoksulluğun çocukluk üzerindeki yıkıcı etkisi.

Öykünün başlangıcı

Daracık bir oda. Yerde yalınkat bir şilte, üstünde bumburuşuk, altındaki insanın vücut hatlarını bile saklayamayan pestil gibi yorgan... Yorganla yastık arasından yemeniyle sarılmış bir baş, kocaman bir zahifenin ağzından uzanan bir dil gibi dikleşti. Pencerelerden kurşuni ıslak bir sabah içeri giriyor. Bir ses odada dolaştı:"Haydi, Mehmet haydi kalk, mektebe geç kaldın!”Sedirde bir kımıldama oldu. Battaniyenin delik bir parçasından iki mavi göz parıldadı. Sonra parıldamasıyla kapanması bir oldu. Sedirde kımıldanan çocuk öbür yana döndü, büzüldü. Büyükanne sac mangalın küllerini karıştıra karıştıra seslendi:"Haydi kalk! Yumurcaklık etme...”Çocuk bir o yana, bir bu yana döndü. Gözlerini açmaktan sanki korkuyordu. Tatlı tatlı gerindi, kadın ısrarla bağırdı:"Maşayı indiririm alimallah. Bu ne tembellik...”Maşa şakladı. Çocuk hafif tertip ağlar gibi, bağırır gibi seslendi: "Yapma be haminne. Kalkacağız işte daha güneş bile doğmadı... Hem benim karnım aç, yataktan kalkarsam karnım daha çok acıkır.”Haminnenin yüzündeki nemrut hatlar silindi, sevimli bir ihtiyar güzelliği dudaklarının kenarından göz uçlarına kadar bütün yüzünü sardı. Kadın: "Sen hele kalk, şöyle yüzünü yıka bir kere. Ben sana ekmek kızartacağım. Nar gibi kızartılmış ekmek, altı kat kaymaklı ekmek kadayıfından daha tatlıdır."Çocuk, yüzünü yıkayıp mangalın başına geçtiği zaman haminnenin, ekmek tenekesinin içinde, Nuh Nebi'den kalma idi diyebileceğiniz ekmek kabuklarını çıkarıp masanın üstünde kızarttığını gördü. Bir taraftan yüzünü entarisinin eteğine silerken öbür taraftan çatır çatır kabuk kemiriyordu. "Haminne beee!" dedi. "Ehh! Kuru kuruya gitmiyor. Biraz kaşar peyniri olsa!""Ayol ben bakkal mıyım? Adam ol kazan. Sonra kuru ekmek yemem de.”"Lokma gitmiyor be haminne boğazımdan.""Biraz su iç.”"İçtim yine gitmiyor.”Kadın dâhiyane bir tedbir bulmuş gibi yerinden kalktı, ok gibi mutfağa koştu. Mutfaktan sesler aksediyordu:"Sakın ekmeği yiyip bitireyim deme, sana bak ne getireceğim? Katık.”Kadın, elinde ekmek bıçağının sırtına sürülmüş, fındıktan biraz daha büyük, çamur parçasına benzer bir şeyle içeri girdi."Hadi bakalım, şunu kızarmış ekmeğe sür. Birinci Amerikanla kavrulmuş köftenin yağı...”Çocuk elindeki ekmek parçasına köfte yağını sıvarken, kadın sesleniyordu:"Ellerini yıka! Çabuk derse yetiş, bak sana öğle yemeği içinde köfte koyuyorum.”İki köfteyi iki dilim ekmek arasına sıkıştırdı. Ve bir gazete parçasına sardı. Köfteleri görünce çocuğun yüzü değişti. Köftelerden birinin ucundan bir iğne ucu kadar kopardı."Haminne be! Ne tatlı. Her zaman köfte yapsana!”"Hay köftehor hay. Tadını aldın galiba. Üç aylıkları aldığım zaman sana köfte yaparım. Ne yapayım, talihine küs; baban sağ olsaydı... Üç ayda on liradan sana ne yapayım a çocuk!” Haminne mangalın içinde yanık kömür bulmak hülyasıyla maşayı öteye beri savururken, kapı çat etti, açıldı. Sonra aynı ses... Kapandı.Mehmet, bugün öğle teneffüsünde artık yemekhaneye geçecek, öğle yemeği yiyen çocuklarla beraber yemek yiyecekti. Ona öyle geliyordu ki onun köftelerinin lezzetini dünyanın hiçbir aşçısı temin edemezdi. Sonra köfteler ne de biçimli yapılmıştı. Ona bakmak da ayrı bir zevkti, ayrı bir lezzetti. Mehmet ikinci dersten sonra bahçeye çıkarken paketini de beraber götürüyor, ne olur ne olmaz kaybolur diye canının yongasını yanından ayırmıyordu. Dördüncü derse daha çok vardı. Saatler ona, yıllar gibi uzun görünüyordu. Tenha köşelerde köftesinden çimdik çimdik mini mini parçalar koparıyor, hop diye ağzına atıyor, çiğnemeye kıyamadan uzun müddet yaslanıp yatan köftelere dalıp dalıp kendinden geçiyordu.Üçüncü dersten çıkınca her gün öğlenleri beraber oyun oynadıkları çocuklardan birkaçı:"Mehmet, çeşmenin yanında öyle güzel çamur var ki ehh... Orada köfte yaparız. Unutma ha!”Mehmet, mağrur cevap verdi:"Bugün benim yemeğim var. Yemekhaneye gideceğim.”Çocukların bu muhaveresi size tuhaf gelir fakat ben size anlatayım. İstanbul mekteplerinde birkaç bin kadar çocuk vardır. Bu çocuklar öğlenleri yemek yemezler. Hocaları bu çocukları, yemek yiyen arkadaşlarını görüp de içlenmesinler diye mektep bahçelerinin bir köşesine çekerler, orada envai türlü oyunlar oynatırlar; askerlik oyunları, tüccarlık oyunları, jimnastik oyunları, mimarlık oyunları, mühendislik oyunları gibi...Çok defa, öbür çocukları görüp yemek yiyemeyenler içlenmesinler diye, aç çocuklar bir orkestra teşkil ederler: öterler, şarkılar söylerler... Hatta bazen bu açlık saatinde aç çocuklar bahçelerinin bir köşesinde piyesler temsil ederler. Fakat ben size söyleyeyim ki aç çocukların en çok hoşlandıkları oyun, ne aç açına piyes temsil etmek ne hep bir ağızdan marş söylemek ne sıra sıra talim yapmak ne çelik çomak ne de at araba oyunu oynamaktır.Hatta bilye ve top oyunları bile çocukları bu zamanda sarmıyor. Hele Mehmet bu saydığım oyunlardan hiçbirini sevmezdi. Hocaları da aksine onların öğlenleri manzumeler inşaa etmelerini, piyesler temsil etmelerini, kelebek veyahut çiçek resmi yapmalarını isterdi. Ama Mehmet ve arkadaşları Terkos Çeşmesi'nin yanındaki çamurlu yerde, çamurla oynamaya bayılırlardı. Kimi çamurdan fırın yapar, kimi ev, kimi dükkân... Her gün vıcık vıcık çamurları avuçları içinde kıvıra kıvıra köfte taklitleri yaparlar. Bunları ağaçtan ıskara taklitleri üstüne yerleştirirler, bir defter kapağıyla köfteleri yelpazeleyerek sözde pişirirler. Hoca bunları kaç defa böyle hasis oyunu oynarken gördü:"Haylazlar, siz köfteci olacaksınız... Ev yapınız mimar olunuz. Resme çalışınız, biraz zevkiniz incelsin. Biraz güzellikten anlayın.”Bu sözler çocuklara kâr etmedi. Hoca hademelerle suyun başını tutturdu, bu çamur oyununa mâni olamadı. Çocukların topraktan köfte yapma maharetleri günden güne arttı. O kadar ki öğlenleri onlar çamurdan köfte yaptılar mı âdeta açlıklarını unuturlardı. Bazılarının çamurdan köftelere bakıp ağızlarının sulandığını bilirim.Mehmet'in köfteleri, o gün mektepte de hadise oldu... Çocuklar teneffüste birbirlerine haber veriyorlardı: "Mehmet! Köfte getirmiş!”"Mehmet köfte getirmiş!”"Sahici mi yalancıktan mı?”"Sahici be sahici. Gözümle gördüm.”"İnanma, çamurdandır. O öyle iyi çamur köfte yapar.”Hiç kimse Mehmet'in köfte getirebileceğine inanmıyordu. Hali vakti yerinde olanların köfte getirmeleri gayet tabiidir. Fakat Mehmet'in köfte getirmesi, kıyamet alameti!Mehmet, köfte getirdiğine inanmayan arkadaşlarını birer birer dershaneye götürüyor; sıranın kapağını açıyor ve köfteleri gösteriyordu.Vâkıâ, köfteler gayet az yağda kavrulmuş olduğu için çamurdan yapılmış gibi kara kuru, acayip şeylerdi ama... Ne de olsa köfte idi işte. Hatta zengin çocuklardan biri köftelerden birini yarım lop yumurta verdi. Ama Mehmet buna yanaşmadı.İkinci derste zengin çocuğu köfteye bütün bir yumurta teklif etti. Mehmet verecekti. Sıranın kapağını açtı. İki çocuk arasında, köfte ile yumurta mübadelesi hakkında müzakereler olurken muallim işin farkına vardı... Az daha Mehmet ceza alıyordu. Nihayet gene köftesine kıyamadı. Onu zengin çocuğuna vermedi.Yemek paydosuna on dakika falan bir şey kalmıştı. Mehmet'in karnı zil çalıyordu. Hoca, yine aynı eda ile "Bahçede kimi çamurla oynarken görürsem cezalandıracağım.” diye bir laftır tutturdu.Mehmet, ders zilinin çalınmasını bekleyebilecek halde değildi. Damarları çekiliyor, gözleri kararıyor, kulaklarında dışarıdan gelen sesler kayboluyor, hocanın sesi bir sinek vızıltısı halini alıyordu.Elini kendisi değil, midesi uzattı. Kâğıtlara sarılı ekmek ve köfteler bir hamlede açıldı. Başını sıradan aşağı indirdi. Köftelerine tatlı tatlı baktı, bir parçacıkta ucundan kopardı, ağzına attı. Hoca, Mehmet'in başına dikildi. Gözleri dönmüştü. Hiddetten müthiş demirci körüğü gibi soluyordu:"Şimdi, daha şimdi söylüyordum. Bu çamurlarla oynamayın diye!"Hoca, çamura benzeyen, simsiyah bir toprak köftesinden farkı olmayan ekmeği kaptı ve her gün topraktan köfte yaparak gündüzleri açlığını avutan çocuğun, bir gün mektebe yemek getireceğini aklına bile getirmedi.Bir paketi, açık pencereden dışarıya, denize -mektep sahilde idi- fırlattı. Ve hoca hiddetli hiddetli söyledi:"Artık dershanede de mi çamurdan köfte yapacaksın be çocuk?”Mehmet o gün öğleyin Terkos çeşmesinin semtine uğramadı. Sahilde dolu gözlerle engini gözledi.

Uygulamada oku

Telefonunla tarat

Telefonda uygulama yüklüyse doğrudan açılır; değilse mağazaya gider.

distory.co/oyku/camurdan-kofteler

Yazar

Sadri Ertem
Sadri ErtemYazar · 4 eser · distory.co/yazar/sadriertem
Sayfası

Benzer öyküler

Dram / Duygusal

Keşfedebileceğin yazarlar

Çamurdan Köfteler kapağı
Çamurdan KöftelerSadri Ertem · 12 dk
Uygulamada dinle

Telefonunla tarat

Telefonda uygulama yüklüyse doğrudan açılır; değilse mağazaya gider.

distory.co/oyku/camurdan-kofteler