Distory
İyi Seneler kapağı

İyi Seneler

Uygulamada dinle

Telefonunla tarat

Telefonda uygulama yüklüyse doğrudan açılır; değilse mağazaya gider.

distory.co/oyku/iyi-seneler

Tanıtım

Yılbaşı gecesi bir şişe, bir kafa, bir sessizlik. Cevdet için her şey ne kadar çabuk ve temizdi; peşinden gelen soğukkanlılık ise çok daha ürkütücüydü.

Öykünün başlangıcı

Cevdet, çetesinden dışlanmış bir köpek gibi hissediyordu. Masada oturanların gülen suratlarına, dişlerindeki lekelere ve çenelerindeki kırışıklıklara baktı. Gizlemeye çalıştıkları ne varsa gözünü oraya dikti. Ne yanında ne de karşısında oturana güveniyordu. Ağız, burun ve kulaklar topluluğundan oluşan grubuyla kendisi arasında yıllarca dolaşmış sırları düşündü. Birbirleri hakkında bilip de bilmezden geldikleri ne varsa. Arkadaşlarının basmakalıp cümleleri, zihninin içinde o denli yer kaplıyordu ki yeni ve sağlıklı bir düşünce kendine yer açmakta zorlanıyordu.Son bir sürpriz diye içinden geçirdi. Sürprizleri herkes sever. Yerinden kalktı, dengesini bulmak ister gibi ağır ağır ilerledi. Herkes tuvalete gittiğini ya da iyice sarhoş olduğunu düşünüyor olmalıydı. Masaya doğru döndü. Pencereden gördüğü doludizgin yağan kar bile ruhuna ferahlık vermedi. Herkes ne diyeceğini merakla beklerken, masanın ortasında duran yarısı içilmiş şişelerden birini kaptı. Gece boyu durmadan konuşan ve dar tişörtünü çekiştiren, yerinden ve konumundan sürekli şikâyet ederken bir yandan da neşeli olmaya çalışan, ilgi manyağı herifin boş beynine denk getirecek şekilde vurdu. Tam isabet. Mutlak sessizlik, ardından çığlıklar... Kan ve şarabın masa örtüsünde buluşması. Gerçekten de tüm duyulara hitap eden bir eylem diye düşündü, eseriyle bir sanatçı gibi gururlandı. Kendini tebrik etti, soğukkanlılığını korumasına sevindi. Şişeyi kafasına yiyen Ömer, ne olduğuna anlam vermeye çalışır gibi etrafa bakınıyordu; kısa süre sonra bayıldı.Cevdet, bu yıl ilk kez gülmüştü. “İyi seneler!” diye bağırıp arkasını döndü, mekândan çıktı. Garsonlar kendinden geçen Ömer’in başına toplandı. Tam çıkacakken birisi Cevdet’i tutmaya yeltendiyse de rüzgarının önünde duramadı. Masaya gelecek olan hesabı da yediğini içtiğini de düşünmemişti. Her şeyi, en çok da olması gerektiği gibi davranmayı boş vermişti. Yalan çağı sona ermişti. Derin bir nefes aldı, burnundan verdi. Soğuk dişlerini sızlattı. Kar, iki sokak sonra yağmura döndü. Diş ağrısını boş verip çocukken yaptığı gibi ağzını açtı. Her şey ne kadar çabuk ve temiz gerçekleşmişti. Kimseye güvenmemesini sağlamanın yolu kimsenin de ona güvenememesiydi. Olayın hızla duyulacağına, bu hareketinden sonra çevresinin ondan uzak duracağına emindi. Kilisenin yanından sola döndü. Havada tuhaf bir pas rengi vardı. Tenhalaşan sokaklarda yürüyüşünü hızlandırdı, yanından geçen kimseye dikkat etmiyordu; fakat biri onu tanıdı. Melis.Aynı üniversiteden mezundular. Okuldayken, mecburiyetlerin yan yana getirdiği ortak arkadaşlıklar dışında sıkı bir ilişkileri yoktu; ama kız şimdi oldukça ilgili davranıyordu. Biraz önce olanların hiçbirisi yaşanmamış gibi ayaküstü kızla sohbet etti. Nazik ve olması gerektiği kadar ilgili olmaya çalışıyordu. Sohbet uzayınca Melis, “Bir işin var mı Cevdet?” diye sordu. “Hiçbir işim yok” diyerek gülümsedi. Adını ondan duymak hoşuna gitmişti. Gariptir, masada kimse ismiyle hitap etmemişti ona. İllaki bir lakap veya dostum, kardeşim, abi gibi kimseye söylenmemesi gerekirken herkese söylenen sözcükler duymuştu. Gündelik hayat, nihayetinde sıradanın özel olana tecavüzü için her türlü imkânı sağlar. Bunları kıza söylemenin lüzumu yoktu, sarhoş olduğunu düşünmesini istemiyordu.Melis yakınlarda bir bara gidiyormuş, arkadaşıyla buluşmasına bir saat varmış, sohbet edebilirlermiş. Etsinlerdi bakalım; fakat mekân biraz önce kalktığına yakınsa problem çıkabilirdi. Cevdet, “Aslına bakarsan, biraz önce arkadaşların yanından kalktım; tekrar kapalı bir restorana, bara girmek de içimden gelmiyor. Buraya on dakika mesafede oturuyorum. İstersen bana geçebiliriz.” dedi.Bu ani teklifi kızın reddedeceğinden emin, onu başından savacağı için mutluydu. Neden başından savması gerektiğini de bilmiyordu, Melis’in bu zaman kadar ona karşı olumsuz bir davranışı olmamıştı. Çişi geldiği için sağlıklı düşünemiyor da olabilirdi. Düşündüğü gibi olmadı. Melis, teklifine “Olur.” yanıtını verdi. Yılların kolaylaştırdığı kadınlardan olup olmadığını anlamak için bir kez daha yüzüne baktı. Kızın bu bakışı daha farklı yorumlayacağını biliyordu. Eve varmalarına iki dakika kala Melis koluna girdi. Apartman kapısını açarken eli kapıyı tutan eline uzandı, asansörde dudakları buluştu. İçini bir kez daha korku kapladı. Daire kapısı önünde uzun uzun ceplerini karıştırdı.“Anahtarı bulamıyorum.” dedi.Hayal kırıklığını bastıran Melis, konu kendisini ilgilendirmiyormuş gibi “E ne yapacaksın şimdi?” diye sordu.Cevdet, “Bilmem, bir yerde oturalım istersen; sonra ben geceyi geçirmek için yakınlardaki bir arkadaşıma geçerim.” dedi.Kızı nihayet başından savabileceğine memnun gülümsedi. İçten içe kızın ısrarcı olup olmayacağını da görmek istiyordu. Düşünce biçiminden nefret etse de başka türlüsünü yapmak elinden gelmiyordu. Asansörü çağırdı. Bir sonuca ulaşmayacağını bilse de yaptıklarının nedenlerini sorgulamaya devam ediyordu. Asansörde tekrar öpüşmediler. Kızın artık kısa süre içinde yanından uzaklaşacağından emindi. Son anda akıl ettiği anahtarı bulamama fikrinden kendisi bile etkilenmişti. Yıllar bana, yalanı gündelik ve gerçek kılmayı iyi öğretmiş diye düşündü. Alelade bir bara oturdular. Sohbet çabuk tükendi; fakat Melis az sayıdaki ortak anılarından çıktığı yolda, üniversite yıllarına dair tüm anılarını sayıp dökmeye kararlı gibiydi. Cevdet’in kafasının içinde geri sayımına usulca devam eden bir saatin tik takları giderek daha kuvvetli yankılanıyordu. Kibarlık gereği oturduğu bu bir bacağı kırık sandalyeyle vedalaşmasına on dakika kalmış olmalıydı. Melis telefonla görüşürken Cevdet etrafı kesti. Eski çetenin dağılmakta olduğunu gördü. Ece, Ömer’in koluna girmiş; grubun biraz arkasında birlikte yürüyorlardı. Onlara birisi arkadaşlıklarının niteliğini sorsa yıllardır sıkı arkadaş olduklarını söylerler. Şimdi de kız, Ömer’in yaralı başına şefkatle dokunmaya çalışıyordu. Şefkatle dokunmanın ne demek olduğunu bildiğinden değil, yalnızca el yordamıyla deniyordu. Gece ona bir imkân tanırsa diye. Cevdet, fark edilmemek için bira bardağını kafasına dikti, boşalana kadar yüzünü kapatacak şekilde tuttu. Sokak kalabalıklaşmıştı. Melis’in onları görüp görmediğinden emin olamadı. Telefonu kapatan Melis ona, “İyi misin? Bu ne hız.” dedi. Cevap verme gereği duymadı. Kız bu kez, “Kime bakıyordun öyle dikkatli?” dedi.Cevdet, “Üniversiteden arkadaşlar.” diye yanıtladı.“Öyle mi? Kimler? Tanıyor muyum ben de?”“Boş ver, sanırım bana öyle geldi.” dedi. Melis tekrar lafa girdi; fakat anlattıkları bu kez üniversite anıları değildi.“Dediğim gibi ben arkadaşla görüşmek durumundayım. İstersen benim anahtarımı al. Konumu telefonuna gönderirim. Daire altı. Ben de bir iki saate gelirim.” dedi. Kızın onun düşündüğünden çok daha kıvrak bir zekâsı vardı. Cevdet, kendini giderek nasıl daha zor durumlara soktuğuna hayret ediyordu.---Bina, apartman, daire, ev, yer, yurt, yuva... Melis’in yuvasında. Her kadın yuvasına yabancı birini alabilir elbette ancak; kendisi orada yokken alması ilginçti. Cevdet evi inceledi. Yabancı bir ev, otele benzemiyordu. Işıkları açacak düğmeleri bulması zor oldu. Farkına vardığı her bir detay, Cevdet’e evdeki varlığını sorguluyor, pekiştiriyor ya da reddediyordu. Şu ana kadar iyi gittiği söylenemezdi.Daireden sesler geldiğini fark etti, evin bir sakini daha vardı demek. Karanlık arka odadan ağır adımlarla uzun beyaz tüyleriyle iri bir kedi yaklaştı. Cevdet ona dokunduğunda o da patisini uzatarak karşılık verdi. Neredeyse tokalaşacak oldular. Uzun bir süre evin içinde odadan odaya gezdi, ne aradığını bilmiyordu. Detay avcılığı karakterinde uzun müddettir var olan bir özellik olsa da birini tanımak için hiç bu denli uzun zaman harcamamıştı.Cevdet’in karnı acıkıyordu; fakat etrafta yiyecek bir şey gözükmüyordu. Buzdolabında kaç günlük olduğu belli olmayan bir salata ve bir de ton balığı vardı. Bir çatal çıkarıp bir kısmını yedi, kalanını ise kediye verdi. Çatalı, kirlilerin muhtemelen uzun zamandır içinde beklediği bulaşık makinesine koyarken Melis’e kendi açlığından bahsetmeden kediyi beslediğini söylemeyi düşündü. Buluşundan memnun gülümsedi. Paylaştıkları balığın hayvanı rahatlattığını gördü. Ne demişler? Yalnız yiyen yalnız ölür. Gerçekten böyle mi derler, bilmiyordu. Bildiği, kedinin de kendisinin de Melis’in de artık daha rahat hissedeceği.Bir de kahve yapmaya karar verdi. Ocakta pişen kahvenin üstünde kabaran köpüklere bakarken daire kapısının kilidinden gelen sese kulak kesildi. Beyaz kedi, sesi fark edip çoktan kapının önünde yerini almıştı bile. Sıcak bir yuvaya uygun hareket etmesine rağmen Cevdet, hâlen benim ne işim var burada sorusuna uygun bir yanıt bulabilmiş değildi. En basitinden kendi evinde istediği gibi hareket edebilirdi. Burada Melis’in beklentilerinin bir çıktısı olmaya çalışıyorum diye düşünürken mutfak girişinde onunla karşı karşıya geldiler. Melis bir şey demeden gülümsedi. Cevdet de öyle. Diyecek iyi bir şeyi de yoktu. Pencereden baktıklarında dışarıda havai fişeklerin atıldığını gördüler, renkler ne denli güzel olursa olsun bir süre sonra ikisinin de gözleri pencereden birbirlerine döndü.---Olmasını arzu ettikleri her şey oldu. Arzu etmedikleri ya da en azından birisinin tam anlamıyla arzu etmediği demek daha doğru olur, şeyler de oldu. Bazı şeyler olması gerektiğini düşündükleri için oldu, bazıları ise olmazsa nasıl olacağını bilemediklerinden. Aralarında o kadar çok şey oldu ki insanın ne hissetmesi gerektiğini anlaması için gece uykusundan daha yoğun bir sessizliğe ihtiyaç duyduğu bir sabaha uyandılar. Cevdet, bundan daha iyi bir yeni yıl sabahı düşünemezdi. Altı saattir üzerinde kedi dahil herkesin yerinden oynattığı yatak çarşafı şimdi kımıltısızdı. Melis yarım saattir yeniden uykudaydı. Cevdet evden çıkmak istedi; fakat kaçmak değil. Melis her şeyi bilse Cevdet’e evini açar mıydı? Şüpheli.Cevdet, sokaklar şimdi tenhadır diye düşündü. Polise şikâyet edilip edilmediğini de merak etti. Ömer’de o göt yoktur diyerek kendini yatıştırdı. Bir an yatağa dönüp gece onunla karşılaşmadan önce yaptıklarımı anlatsam mı diye aklından geçirdi. Ne değişirdi? Kimin için üzüleceğini görmek önemli miydi? Ne var yani üniversitedeki eski sevgilisinin kafasında şişe kırmışsa. Ayrıca konuyu Ömer’den açsa, Melis eski sevgili kıskançlıklarına mı girişiyoruz da diyebilirdi. Fakat illaki duyacaktır. En iyisi bir not yazıp bu konuya hiç girmeden Melis’i kedisiyle uykuya bırakmak diyerek kararını verdi.“Yorgun gözüküyordun, dinlen istedim. İyi seneler Melis.”Sokağa çıktığında kar yeniden başladı. Melis ve Ömer’i artık düşünmemeliydi. Çetesini de. En azından onlardan bir haber gelene kadar. Yüklü bir alışveriş yapıp eve kapanmaya karar verdi. Uzun süre kimseyle görüşmeyecekti. Hem, olan biteni kendisi anlatsaydı da kimse inanmazdı. Evine girdi. Anahtarı kilide yerleştirmeden önce bir an, Ömer’in gelip ondan intikam alma olasılığını aklından geçirdi. Keşke kafasında kurduğu gerçek olsaydı. Olmayacağını daha o sırada bilerek, detayları hayal etmeyi sürdürdü. Dairesinde her şey aynıydı. Dün gece kapısının önüne kadar getirip içeri kabul etmeye cesaret edemediği heyecan, şimdi uzaklarda kalmıştı. Cebinden telefonunu çıkartıp kapattı. Camın önündeki koltuğa oturmadan önce tüm perdeleri kapattı. Nihayet karanlığı ve sessizliği bozacak hiçbir şey kalmamıştı.

Uygulamada oku

Telefonunla tarat

Telefonda uygulama yüklüyse doğrudan açılır; değilse mağazaya gider.

distory.co/oyku/iyi-seneler

Yazar

Ali NurdoğanYazar · 3 eser · distory.co/yazar/alinurdogan
Sayfası

Benzer öyküler

Gerilim / Psikolojik Gerilim

Keşfedebileceğin yazarlar

İyi Seneler kapağı
İyi SenelerAli Nurdoğan · 13 dk
Uygulamada dinle

Telefonunla tarat

Telefonda uygulama yüklüyse doğrudan açılır; değilse mağazaya gider.

distory.co/oyku/iyi-seneler