Tanıtım
Kalabalık bir köpek sürüsünün kendisine musallat ... Bu durumun sahiciliğine ikna... Gerçek ile sanrılar…
Öykünün başlangıcı
KÖPEKLERKORKUT KABAPALAMUTEskiden köpeklerle aram iyiydi, özellikle de çocukken. Akranlarımın aksine korkmazdım sokak köpeklerinden. Onlara havlayan hayvanlar bana hiç ses çıkarmazlardı nedense. Fazla samimi de kurmazdım gerçi, ne olur ne olmaz düşüncesiyle. Sadece gülümser ya da el sallardım onlara bazen.Bir süredir durum tamamen değişti. Bana kafayı fena halde taktılar. Dertleri ne bilmiyorum. İçlerinden birine bir kötülük etmiş değilim. Hayvanların da dili yok ki çıkıp, “Abi, böyleyken böyle, biz sana şu şu sebeplerle acayip diş biliyoruz, sen ölmeden ya da buradan defolup gitmeden bize de sana da gün yüzü yok, bilesin,” falan desinler ya da talepleri artık her ne ise uygarca dile getirsinler. Ben onların öfkeli havlamalarından bir şey anlamıyorum, onlar da benim hoşt hoştlarıma hiçbir mana veremiyorlar. Mutlak bir iletişimsizlik bu düşmanlığı sürgit besleyip büyütüyor. Madem onlar benimle bunca ve kararlılıkla uğraşıyor, ben de gıcık oluyorum onlara artık. Bağışlayamıyorum. Kendimi savunmaya kararlıyım. Ben bu yaratıklara bir şey yapmadım. Haksızlık ediyorlar, günahımı alıyorlar, durduk yere kurulu düzenimi bozup huzurumu kaçırıyorlar.Eşime durumu anlattım. Köpekleri ona birkaç kez şikâyet ettim daha doğrusu. Ama bana inanmadı. Bizim apartmanın etrafında köpek falan yokmuş. Hayal görüyor olabilirmişim ya da düşlerimi gerçek sanıyormuşum. Ne zamandır köpek havlaması işitmemiş. En yakın sokak köpeği bizim eve 200-300 metre uzaklıktaki bir parkta yaşıyormuş. Bir psikiyatriste görünsem fena olmazmış. Bu köpek saplantısından kurtulmanın en pratik ve bilimsel yolu buymuş ona kalırsa. Artık bu köpek kuşatması muhabbetinden gerçekten çok sıkılmış, benim adıma fazlasıyla endişelenmeye başlamış. Köpekler muhtemelen kafamın içindeymiş, bana oradan havlıyorlarmış, apartmanın etrafından değil. Allah'ın gariban sessiz kulları benden ne istesinmiş zaten. Kendilerine kötülük edenlere bile karşılık vermek, onları taciz etmek ellerinden gelmezmiş zavallıların.Şimdi gel de bu kadına laf anlat. Kulaklarımla gözlerim dururken neden karıma güveneyim? Günlerdir evden çıkamaz oldum bu canavarlar yüzünden. Belli ki dışarı adımımı attığım an aç kalmış bir kurt sürüsü gibi bir anda üzerime atılıp paralayacaklar beni. Ağızları salya saçıyor zaten, öfkeden durdukları yerde devamlı sıçrıyorlar, gözlerinde şimşekler çakıyor. Bazen onları bu haldeyken telefonumun kamerasıyla videoya çekip karıma gösteriyorum ama “Köpek falan yok bu görüntülerde, yine ağaçları, yoldan geçen arabaları falan çekmişsin tatlım, eğer şaka yapıyorsan hiç komik değil, vazgeç bundan,” diyor bana. Gel de çık işin içinden çıkabilirsen. Köpeklerin varlığına ikna olmak için sokağa çıkıp onlar tarafından vahşice parçalanmamı bekliyor sanırım. Hatta belki o zaman bile bana inanmayacak, araba çarptığını ya da silahla vurulduğumu falan iddia edecek bence.Bazen paraya kıyıp onlara et atıyorum ama yemiyor namussuzlar. Zehirli olduğundan kuşkulanıyorlar sanırım. Öyle saf, sıradan, salt içgüdüleriyle hareket eden yaratıklar değiller belli ki. Kuşkucu ve tetikteler. Hâlbuki ben tamamen iyi niyetliyim. Attığım etler gayet taze ve sağlıklı. Şunları yesinler de belki sakinleşirler, beni rahat bırakırlar düşüncesiyle hareket ediyorum ama hayvanlar bana zerre kadar güvenmiyor, burun kıvırıyorlar en nadide, kaliteli etlere. Benim etim dışında her şey yenilmez nitelikte onların nazarında sanırım. Ama benim de kendimi onlara yem etmeye niyetim yok elbette. Gerekirse yıllarca evimde otururum. Bir yere kımıldamam. Canımı sokakta bulmadım ya. Bir ara belediyeyi arayıp yardım istemeyi düşündüm ama onlar da karım gibi bana inanmaz, saçma bir şaka yaptığımı veya deli olduğumu düşünürler, diye vazgeçtim. Karıma güvenemediğim bir konuda elin belediye personeline nasıl bel bağlayayım? Belki de ceza bile yazarlar bana onları yok yere meşgul ettiğim için. Aralarından bir köpeksever çıkar da hayvan düşmanı ilan eder beni ola ki, adımı çıkarır mahallede. Neme lazım.Bir gün de muvazenemi iyice kaybedip balkona çıkarak hayvanlardan teker teker özür dilemeye kalkıştım. Gerçi suçumu bilmiyordum ama bana bunca bilendiklerine göre belki de farkında olmadan onları bana düşman edecek bir davranışta bulunmuşumdur, diye kendimce akıl yürüttüm. Bu hareketim köpekleri daha da delirtip öfkelendirmekten başka işe yaramadı ama yazık ki. Sorunun uygarca çözülmesi gibi bir niyetleri yok anladığım kadarıyla. Ya günahım en içten özürlerle bile affedilemeyecek kadar büyük, ya hayvanlar beni bir başkasıyla karıştırıyor ya da mantıklı ve hakkaniyet çerçevesinde düşünme yetileri tamamen kaybolmuş, kuduz olmuş çıkmış hepsi birden.Sayıları da giderek artıyor bu arada. Her gün bir başkası katılıyor aralarına. Artık nasıl oluyorsa son katılan en beterleri, en şeytanileri kesiliyor başıma. Hepsinden çok o havlayıp eve yaklaşıyor. Kuyruğu en çok dikilen o oluyor nedense. Camdan bakıp sakin olmaları için el kol hareketleri yapıyorum kendimce ama sen misin bunu yapan; daha da delirip agresifleşiyorlar, cama sıçrayıp içeri girecekmiş gibi geri çekilip tekrar hamle ediyorlar, ben de korkup hemen odama kaçıyorum böylesi durumlarda doğallıkla. Yorganı tüm bedenimin üzerine çekip güzel, aydınlık şeyler düşünmeye çalışıyorum umarsızca. Köpekleri zihnimden kovalamaya gayret ediyorum. Kulaklarımı tıkasam da o vahşi havlayışlarını işitmekten kurtulamıyorum ama. Bir çınlama gibi kalıcı bir yuva yapıyor bu bağırışlar zihnimde. Delirecek raddeye geliyorum kimi zaman. Eşim çoğu zaman işte ya da arkadaşlarıyla birlikte olduğu için tanık olmuyor iyi ki bu acayip, manyakça hallerime. Bense neyse ki emekliyim.Bundan bir hafta kadar önce niyeti bozdum ben de, barışçıl girişimlerimin hiçbir işe yaramadığını görünce. Bulundurma ruhsatlı tabancamla hepsini çekip vurmaya karar verdim. Gerçi bir yandan da bunun kalıcı bir çözüm olmayabileceği ihtimalinin de farkındaydım. Vurulan her canavarın yerini daha büyük, daha korkunç ikisinin almayacağının garantisi neydi? Belli ki bunlar büyük bir köpek havuzundan ya da barınağından geliyordu. Ama yine de şansımı denememe engel olmadı bu mantıklı düşüncem. Mutfak penceresini biraz aralayıp en öndeki simsiyah, kocaman, gözleri kanlanmış, dik kulaklı şeytana bir el ateş ettim. Hayvan bana mısın bile demedi. Öyle kinle, nefretle, “Bu kadar mı alçaldın artık deyyus herif?” dercesine aşağılayarak bana bakmayı sürdürdü. Demek ki aynı zamanda kurşun da geçirmezdi iblisler. Öyle olunca başka kurşun sıkmadım artık. Mahalleliyi başıma toplamak da istemiyordum zaten. Silahı aldığım yere geri bıraktım. Yatıp başka çareler düşünmeye karar verdim. Durumu kabullenmeye hazır değildim henüz. Geri adım atmayacaktım.Sonra acaba bu köpekler benden biraz ilgi alaka mı bekliyor, onları seversem, elimden geldiği kadar iyi, sevecen davranırsam beni rahat bırakırlar mı ki, düşüncesi geçti zihnimden. Denemekten bir zarar gelmezdi en azından. Ben de tekrar balkona çıktım. Onlara tatlı, güzel sözler söyledim samimiyetle, uzun uzun. Bolca iltifat ettim hatta gururumu ayaklar altına alıp yaltakladım. Onları oldum olası çok sevdiğimi, bir gün önce ateş etmekle büyük bir budalalık ettiğimi, o sırada muhtemelen akli melekelerimin yerinde olmadığını, neyse ki o siyah, sevimli arkadaşlarına bir şeycikler olmadığını, isterlerse her şeye yeniden başlayabileceğimizi, şu andan itibaren beyaz bir sayfa açabileceğimizi, bu karşılıklı husumetin kimseye bir yararı olmadığının ortada olduğunu söyledim. Sözlerimi bitirince yatışır gibi oldular biraz. Bazıları deliler gibi havlayıp sıçramayı bıraktı, bazıları da bu davranışlarının şiddetini azaltmakla yetindi. Ama sonuçta bu da bir şeydi. Odama gidip sevincimden ıslık çalıp dans ettim biraz. Galiba kurtuluyorum bu melanetten, dedim kendime. Ama bu sadece bir başlangıçtı. Sorun henüz tam anlamıyla çözülmemişti, bunun için köpeklerin tümüyle geri çekilmeleri gerekiyordu. Peki bu iş nasıl olacaktı?Galiba bir samimiyet testinden geçmem gerekiyordu. Hayvanlar son yapıcı hareketim üzerine bana biraz olsun avans vermişlerdi ama içtenliğim, onlara yeni bir oyun oynamadığım ne malumdu bakalım? Bunun için yeni ve daha cesur bir adım atmam gerekiyordu büyük ihtimalle. Örneğin sokağa çıkıp onlarla oradan, aynı hizadan konuşmak, başlarını okşamak, önce kendi yediğim etlerden onlara da birer parça ikram etmek gibi. Böylece güvenlerini tesis etme şansım artardı. Peki buna nasıl cesaret edecektim, bende o mangal gibi yürek var mıydı ki? Hayvanların “Gün bugündür arkadaşlar, haydi,” deyip beni paralamayacakları, hemen oracıkta iştahla yalayıp yutmayacakları ne malumdu? Bu noktada karımdan yardım istemeye karar verdim ben de. Sokağa birlikte, el ele çıkacaktık. O nasılsa köpek möpek görmüyordu. Belki bu mantığa göre köpekler de onu görmüyorlardı ama ben kendimi onun yanında bir parça daha güvende ya da daha az korkak hissedecektim mutlaka. Sonuçta köpekler tamamen de kalpsiz ve uzlaşılması imkânsız yaratıklar olmadıklarını dünkü sürpriz balkon konuşmamdan sonra açıkça göstermişler, bir anlamda sokağa çıkmaya davet etmişlerdi beni. Doğru yolda ilerlediğimi teyit etmişlerdi. Ben de aynen öyle yaptım tüm cesaretimi toplayıp. Karım teklifimi sevinçle kabul etti ama yanıma et falan almama kesinlikle izin vermeyeceğini söyledi. Çünkü ortada köpek falan yoktu, ne iyi huylu ne de saldırgan. Ona kalırsa sokağa çıktığımda köpek görsem de görmesem de tamamen güvende olacaktım. Bana bu konuda 20 yıllık hayat arkadaşım olarak söz veriyordu. “Seni temin ederim,” diye ekledi hatta. Normal hayatıma geri dönmeli, bu uzun süreli cinnet halinden hem kendi iyiliğim hem de onun iyiliği için mutlaka kurtulmalıydım artık. Bunun zamanı gelmiş de geçiyordu. Uzun uzun hazırlandım ben de. En güzel kıyafetlerimi giyindim. Kravat bile taktım nefret ettiğim halde. Karımla el ele tutuşup apartman kapısından yavaş adımlarla dışarı çıktık. Aralarına karıştığım köpekler beni birkaç saniye boyunca önce şaşkın, sonra memnun bakışlarla süzdüler; ardından her biri kuyruk sallayarak geri dönüp farklı yönlere doğru güle oynaya uzaklaştılar. Kim bilir, belki de hiçbir zaman var olmamışlardı gerçekte. Belki de her şey benim hastalıklı hayal gücümün acımasız bir oyunuydu bana. Bunu kalan hayatım boyunca asla öğrenemedim.
Yazar
Benzer öyküler
Gerilim / Psikolojik Gerilim