Tanıtım
Bir genç, kütüphanede zaman ve mekân üzerine okurken, zihninde oda, cami, hastane, orman ve nehir sahneleri iç içe geçiyor. Bilincin sınırında salınan bir anlatı; rüya mı, hatıra mı, yoksa başka bir katman mı?
Öykünün başlangıcı
Beynimi esir alan uğultu, sanki kulaklarımdan akarmış gibi dağılıyor. Göz kapaklarım ağırdan alıyor açılmayı. Kımıldamadan karşı duvara bakıyorum bir süre. Yelkovan sessizliği var odada. Yalnızca sobadan gelen çıtırtılar eşlik ediyor tik-taklara. Zannediyorum uyuya kaldım. Annem nerde? Sesleniyorum. Gece uyanıp su istemek için annesini çağıran çocuk olarak çıkıyor sesim. Ama gelen giden olmuyor.Odadan çıkmak için doğruluyorum. Hızlı kalktığım için, gözlerim kararıp başım dönüyor. Düşmemek için kapıya yaslanıyorum. Açıyorum. Sonra hızla kapatıyorum. Kapının ardında koridor olması gerekirken zihnimin bir oyunu olduğunu düşündüğüm puslu bir manzarayı izliyorum. Kalbimin hızlı atışları eşliğinde tekrar çevirdiğimde kolu, bu sefer koridoru görüyorum. Bir nebze olsun rahatlıyor içim. Zaman olağan akışından daha yavaş akıyor sanki. Böyle hissediyorum.Koridora attığım ilk adımla birlikte, sol şakağıma beni neredeyse diz çöktürüp ağlatacak bir ağrı saplanıyor. Bir elim duvarın üstünde ezberden yürürken, devasa bir cami önünde, kuş cıvıltıları ve ikindi serinliğinde adımladığımı görüyorum. Acının geçmesiyle gözümü açıp derin bir kurtuluş soluğu veriyorum. Nefesimin buharı etrafı dolduruyor. O an bir hastane koridoru canlanıyor zihnimde. Buranın soğukluğunu üşüdüğümden değil, nefesimin buharından anlıyorum. İkinci bir derin soluk görüşümü tamamen kapatıyor. Ayaklarıma taşlar batıyor sanki. Pozlar art arda geçiyor gözlerimin önünden. Besili güvercinlerin kanat çırptığı bir vadiyi izlerken, kar taneleri gözlerimin önünden süzülerek, her biri farklı kristaller halinde düşüyor.Bir ışık yakıyor gözlerimi. Karşıya bakıyorum. Yüzü aslında annem olmayan ama anne bildiğim o kadın, kapıdan titreyerek giriyor. Gözlerinin içi gülüyor beni görünce. Yaşım ufalıyor. Afacan bir çocuk gibi hem gülüyor hem kaçıyorum ondan. Yakalayıp kucağına alıyor ve tekrar sobalı odaya geçiyoruz. Üzerimin ne ara çırılçıplak kaldığını anlamıyorum. Bacak aramı örtüyorum iki elimle. Sıcak su, başımdan aşağı dökülürken gözlerimi kapatıyorum. Ellerimi yüzüme sürdüğümde sakallarım olduğunu fark ediyorum. Ne deminki oda burası ne de yaşım çocuk. Her yer karanlık. Yatakta beni izleyen bir kadın var. Seccadeyi katlayıp köşeye bırakıyorum. Yatağa girdiğimde birbirimize dönüyoruz. Biraz yüzünü izledikten sonra gözlerimi kapatarak ona meylediyorum. Heyecandan nefesim kesilmişken gözlerimi açıyorum. Sık ağaçların olduğu bir ormanda, gürül gürül akan nehrin içinde çırpınıyorum. Kulaç atmaya çalışıyorum ancak fayda etmiyor. Batıp batıp çıkıyorum. Son batışımda artık kendimi bırakıyorum. Nehir geriye doğru akıp beni başladığım yere getiriyor. Sonunda duruyor. Ben minderde uzanmış saati izlerken kulağımdan dağılan uğultu tekrar doluyor. Ellerimle kulaklarımı kapatıyorum. Gözlerimi yumuyorum. İrkiliyorum bir anda alarm sesiyle, sevgilimin kolundaki saati izlerken. Yüksek sesle uyarı yapılıyor: Kütüphanemiz 15 dakika içerisinde kapanacaktır. Lütfen aldığınız kitapları yerlerine bırakmayı unutmayınız! Ayağa kalkıp raflara yöneliyorum, T harfini arıyorum. Elimdeki “Tayy-i zaman ve tayy-i mekân nedir?” kitabını yerine bırakarak kütüphaneden ayrılıyorum.
Yazar
Benzer öyküler
Gerilim / Psikolojik Gerilim