Distory
İşsizlik kapağı

İşsizlik

Uygulamada dinle

Telefonunla tarat

Telefonda uygulama yüklüyse doğrudan açılır; değilse mağazaya gider.

distory.co/oyku/issizlik

Tanıtım

İşsiz bir yazar bahçede aç otururken hayal kuruyor: Mayonezli levrek, Teksaslı mühendisler, kedisi Pamuk olan Ethem Bey, köpeği Robinson olan Erdoğan... Kafasında bütün bir dünya. Etraftan cümle parçaları: 'Sultan Hamit devri daha iyiymiş...' Sonunda burnuna et kokusu gelir. Hayaller susar, tek gerçek kalır: O köfte kokusu. Trajikomik bir metin.

Öykünün başlangıcı

İşsizlik kötü şey vesselam… İşsizliğin kötü bir şey olduğunu, yalnız aç kaldığım zamanlar düşünüyorum. Can sıkıntısından bunaldığım sıralarda da düşünsem ya. Olmuyor. Bu bahçeye de hep böyle zamanlarımda gelirim. Neden acaba? Etraftakilerin de çoğu işsiz.Bu bahçe, sadece kaderleri bu yolda ortak olanları mı çekiyor dersiniz. Olabilir. Vakit öğleyi geçiyor. Açlıktan bahsettim ama pek de aç değilim. Bununla beraber, neden bilmem, etraftakilerden utanıyorum. Herkesin yemeğe gittiği bir saatte benim, parasız pulsuz buralarda dolaşmam bir suçmuş gibi geliyor bana. Boş sıralardan birine oturdum; düşünmeye başladım. Bereket versin cigaram var. O da olmasa felaket.Bilmem ne dağındaki petrol arama kampında bir iş teklif etmişlerdi. Gitseydim kötü mü olurdu sanki. Enayilik işte, parayla pulla değil ki! Bir odam olurdu hiç olmazsa, ev kirası düşünmezdim. Yemek parası düşünmezdim. Sabahları acı kahvemi içebilir, öğle akşam yemeklerini kampın tabildotundan yiyebilirdim. Tabildotu düşünür düşünmez karnım guruldamaya başladı. Demek acıkmışım. Şu yemek denilen şeyde tuhaf bir şey... İnsanlar neler icat etmişler! Düpedüz ot yemek yahut çiğ çiğ et yemek dururken neler çıkarmışlar ortaya! Balığı denizden tutacaksın. Başka çeşidi olursa olmaz, levrek olacak. Ateşi yakacaksın, suyu kaynatacaksın, levreği içine atacaksın, haşlandıktan sonra çıkaracaksın, bir tabağa koyacaksın, soğutacaksın. Başka bir kabın içine tavuktan çıkan yumurtayı kıracaksın, başlayacaksın çalkalamaya, yumurta hep aynı tarafa doğru çalkalanacak, bir yandan ince ince zeytinyağı dökeceksin, zeytinyağı iplik gibi dökülecek. Zeytinyağının da hikâyesi ayrı: Zeytini daldan koparacaksın, ezeceksin, yağını alacaksın. Mutlaka zeytin olacak. Fındık olsa olmaz, susam olsa olmaz, pamuk olsa olmaz, zeytin... Zeytinyağı iplik gibi dökülecek. Yumurtayla zeytinyağı koyulaştı mı biraz, limon damlatacaksın. Onunda kararı var. Fazla damlatırsan kesiliverir. Yumurtayla zeytinyağı kıvamını bulunca bir kaşıkla onu soğumuş levreğin üstüne gezdireceksin. Oldu mu sana mayonezli levrek! Kim bilir belki de olmadı. Olmazsa olmasın, aşçı değilim ya!Mayonezli levreğin de ne hoş bir kokusu vardır. Acı cevize benzer. Lezzetle kokunun birbirine benzediğini de ilk defa düşünüyorum. Hem birader, neyine lazım senin mayonezli levrek? Onu düşüneceğine ekmek düşünsene! Oh, canım ekmek! Sıcak ekmek! Taze ekmek! Yeni çıkarken ne güzel kokar fırınların önü! Fırından yeni çıkmış ekmek, ne güzel yakar insanın elini!Evet, petrol kampına gitmeliydim. Gerçi şehirden, tanıdıklardan uzak kalacaktım. Ama ne çıkar? Orada da ahbaplar bulamaz mıydım? Bir petrol kampında ne gibi ahbaplar bulunabilir, şimdi de onu düşünüyorum. Mesela Amerikalı bir mühendis bulunabilir. Mesela Teksaslı’dır. Macera dolu bir hayatı vardır. Petrol işi macera işidir. Nereden ne çıkacağını kimse bilmez. Jeoloji kaidelerine göre bir yerde petrol damarına rastlamak gerekir; araştırmalara girişilir, yıllarca uğraşılır, bir şey çıkmaz. Petrol, yüzyıllarca evvel, oradan kaçmış, başka yere gitmiştir. Buna karşılık, hiç umulmadık bir yerden de günün birinde petrol çıkıverir. İnsan bütün ömrünü bir hayal peşinde tüketebilir yahut bir anda zengin olabilir. Petrol, büyük bir at yarışıdır. Macera işidir, kumar işidir. Hayatı macerayla dolu Teksaslı da bir kumarbazdır. Bir ihtimal içkide içer, güzel bir karısı vardır. İçki ile kumara fazla düşkün insanların karıları biraz uçarı olur. İhtimal... Neyse, geçelim bunları. Ağzı içki kokan, tütün kokan, günün birinde bir kumar masasından milyonlar vurarak kalkacak bir erkeğinde, bir kadın için çekici tarafı yok mu? Ama Teksaslı kimden vuracak milyonu? Bizden mi? Kondu öyleyse yağlı kuyruğa. "Ulan, a kerata! Kumar düşüneceğine karnını doyur." dese haksız mı?Bir kundura boyacısı geldi, gözü ayakkabılarımda: "Boyayalım, beyim!" dedi. "Eşşoğlu eşek! Ben şimdi boya mı düşünüyorum? Çek bakalım arabanı şuradan." diyecektim diyemedim. Kibarlığım bırakmadı. "Hayır, kardeşim, istemez," diye tatlıya bağladım.İhtimal başka ahbaplarda bulurdum petrol kampında. Mesela, yaşlı bir muhasebeci. Biraz alaturka biraz ehlikeyif, hayvan meraklısı bir adam. Mesela kedi besler. Kedisinin bir adı vardır. Mesela Pamuk. Ya kendi adı? Kendi adı Ethem Bey olmalı. Ethem Bey'in aksine pek alafranga bir de genç bulunmalı kampta. Mevkisi şef olmalı. İngilizce bilmeli. Ethem Bey'e inat, Erdoğan köpek beslemeli. Erdoğan da kim? Ha! Erdoğan da işte o gencin adı. Köpeğinin de bir adı olmalı. Ne olmalı? Ethem Bey'e inat, alafranga bir isim. Mesela Robinson. Gerçi petrol kampından deniz görünmez. Ama ne çıkar, köpeğin adı Robinson olsun.Erdoğan biraz şiirle uğraşmalı. Yazmamalı da, konuşmalı. Ara sıra mısralar okumalı. Ne iyi olurdu! Onunla hep şiirden söz açardık. O ihtimal, giyimi kuşamıyla modern bir genç olmasına rağmen, kafasıyla bir hayli eski olacaktı. Mesela şair olarak Haşim'i severdi. Hatta Haşim'i sevmeyi bir ilerilik bile sayabilirdi. Bense Nazım Hikmet'i severim; bir türlü anlaşamazdık. O bana: "Şiirle maddenin bağdaşamayacağını, şiirin görünmez parmaklarının içimizdeki tellerden çıkardığı ilahi nağmeler” olduğunu söylerdi. Zavallı ben, bu sözlerle ne demek istediğini sormaya bile cesaret edemezdim. Onun inancını sarsmaya gücüm yetmezdi ki! Ama ne olursa olsun, bütün softalar gibi, bu delikanlının da sevimli tarafları olabilirdi. Kendisini öğrendiklerinden geçirmeye gücüm yetmeyeceğini bildiğim halde onunla şiir tartışmalarına tutulmaktan da kendimi alamazdım. Benim şair Orhan Veli olduğumu da herhalde öğrenmemeliydi. Gözünden fena düşerdim yoksa. Hatta aleyhimde atıp tuttuğunu bile duysam kendimi tanıtmamalıydım. Varsın o rahat konuşsun. Desin ki: "Orhan Veli mi? Onlar da mı şair? Bırak şu bopstilleri Allah aşkına! Bu türlü maskaralıklar Avrupa'da çoktan geçti. Yazsalar ya vezinli, kafiyeli doğru dürüst şiir. Yazsalar ya! Sıkı mı? Yazamayınca ne yapacaklar? Tabii böyle bin bir şaklabanlıkla dikkatli bakışları celbetmeye çalışacaklar. Kolay iş bunlar kardeşim, kolay iş. Hâlbuki sanat o kadar kolay değil." Varsın söylesin Erdoğan. Söylesin. Boşaltsın içini. Tutup ona şiir nazariyeleri döktürecek değilim ya! Hem ne işe yarar zaten? Karşı gelebilir miyim peşin hükümlere?Önümden, temiz pak giyinmiş bir kızla, kıl pranga kızıl çengi bir delikanlı geçiyor. Ellerinde küçük bir kese kâğıdı var. Şam fıstığı yiyorlar! Ekmek yiyin be, ekmek! Şam fıstığının sırası mı şimdi?Odamız yaz günleri, çinkodan damınaltında yanar durur. Havada bir petrol kokusu vardır. Akşamüzerleri, kulelerde çalışan işçilerin gündeliklerini dağıtırım. Gün battıktan sonra ortalık biraz serinler. Kül rengi dağlara karşı düşüncelere dalmak hoş olabilir. Geceleri portatif karyolamda huzur içinde yatarım. Sabahları Şehmuz'un beyaz dişli kızı Meryemke süt getirir. Kirli çamaşırlar varsa alıp yıkamaya götürür. Aylarca kadınsız yaşamışızdır. Meryemke'nin göğsüne, kalçalarına baktıkça aklımdan kötü kötü şeyler geçer. Ama tutarım kendimi. Tutarım, elimden bir kaza çıkmasın diye.Ara sıra vilayet merkezinden kamyon gelir. Kamyoncuya mektup sorarız: "Yok!" der. "İyi su geldi mi?" deriz. "Gelmedi!" der. İshal oluruz. İlaç ısmarlarız. İlaç gelinceye kadar iyileşemeyiz. Abdesthaneler bir hayli uzaktadır. Veca ansızın bastırır. Koşup abdesthaneye gitmek bir meseledir. Onun için odalarda oturak bulundururuz. Ben Erdoğan'la aynı odada yatarım. Akşamları ya kâğıt oynarız, ya şiirden bahsederiz. O yine Haşim'i tutturur. Ben kabul etmek istemem; o kızar. "Haşim, Haşim!" derken birdenbire karnı ağrımaya başlar. Oturduğu yerden "oturak" diye bağırarak dar atar kendini. Telaştan yüzü mosmor kesilmiştir. Karyolanın altından oturağı çeker; oturur üstüne. Yüzüne hemen bir sükûnet gelir. Rahatlar. Biraz evvelki karın ağrısını bir anda unutur. Gözleri, uzak bir noktada, dalgın, düşünür. Sonra bana döner; bütün fikirlerini özetleyen bir mısra mırıldanır:Melâli anlamayan nesle aşina değiliz. Oturduğum sıradan kalktım. Bahçe biraz daha kalabalıklaşmıştı. Başkalarının oturduğu sıraların önünden geçerek kapıya doğru yürüdüm. Herkes başka bir şey konuşuyor. Her önünden geçtiğim insanın söylediklerine kulak misafiri oluyorum. Söylenenlerin pek azını duyabiliyorum. Biri şey diyor: "... Ben malımı bilirim. Onun yiyeceği halt..." Geçiyorum. Yaklaştığım sıradan başka kelimeler duyuyorum: "... tayin emri imzadan çıkıncaya kadar biçare..." Geçiyorum. Her geçtiğim sıradan kulağımda birkaç kelime kalıyor. Bir filmi orta yerinden ve gözlerim kapalı seyreder gibiyim:“…Sultan Hamit devri daha iyiymiş…” “…ceketi tersyüz ettirmeden önce bizim biradere…” “…kadar döviz getirir. Vakıa hariciyede…” “…ikinci penaltı haksızdı ama…” “…burada da sivil memurlar ürkütmeden sayılmıyor…” “…yemek üstüne hazmettirir…”Burnuma esaslı bir et kokusu geldi. Hayal filan değil, sahici kokuydu. Bir yerde köfte filan kızartılıyordu herhalde. Birden, sesleri duymaz oldum. Sağa sola bakınmaya başladım. Bu kokunun bir de dumanı olacaktı elbet.

Uygulamada oku

Telefonunla tarat

Telefonda uygulama yüklüyse doğrudan açılır; değilse mağazaya gider.

distory.co/oyku/issizlik

Yazar

Orhan Veli Kanık
Orhan Veli KanıkYazar · 7 eser · distory.co/yazar/orhanvelikanik
Sayfası

Benzer öyküler

Komedi / Mizah

Keşfedebileceğin yazarlar

İşsizlik kapağı
İşsizlikOrhan Veli Kanık · 12 dk
Uygulamada dinle

Telefonunla tarat

Telefonda uygulama yüklüyse doğrudan açılır; değilse mağazaya gider.

distory.co/oyku/issizlik