Distory
Dalgalar ve Gözyaşları kapağı

Dalgalar ve Gözyaşları

Uygulamada dinle

Telefonunla tarat

Telefonda uygulama yüklüyse doğrudan açılır; değilse mağazaya gider.

distory.co/oyku/dalgalar-ve-gozyaslari

Tanıtım

Bale okulunun yaşlı sahibi Menekşe’nin geçmişi, denizden kopup sahneye çıkan bir kızın, hocası Omay’a ve dansa âşık oluşuyla örülüyor. Yıllar sonra torunu Derya’nın dünyaya açılma eşiğinde, iki yuva arasında kalmış bir kadın, denize ve hayata geri dönüşünü anlatıyor.

Öykünün başlangıcı

Kadının henüz gençken denizden geldiğini söylüyorlardı. Kendi hür iradesiyle çıkıp gelmişti. Ve diyorlardı ki, yıllar sonra geri dönmeye çalıştığında başaramamıştı. Yıllarını kıyıda geçirmiş, geceler boyu denize onu geri alması için yalvarmıştı. Su, bir göl gibi durulduğunda ve ay, bir kez daha tıpkı gittiği gece olduğu gibi menekşe renginde parıldadığında, artık yaşlı bir kadındı. Yaşlanmış ve bir aile sahibi olmuş, yaşamını başka hayatların rengi ve sesleriyle doldurmuştu. Yeni yuvasından eski yuvasına bakarak kahvesini içiyor, geceleri ağlıyor, kitaplarını okuyor ve geri dönme umudu olmadan suyu düşlüyordu.Yaşlı balerin, bu hikâyeyi yalnızca Derya istediği için anlattığını söylüyor olsa da içten içe, bir zamanlar bildiği tek gerçek olan eski hayatının bir hayalden ibaret olmadığına kendini ikna etmek için anlatıyordu. Yıpranmış elleriyle porselen fincanını kavrarken her seferinde aynı sözleri söylüyor, bazen boğazını temizlemek ya da içine yosun yerleştirilmiş bir cam olan bileziğine dokunmak için duraklıyordu. Çay fincanı her zaman sabah kahvesinin tortusunu taşırdı ve hikâyenin sonunda, ertesi sabah tekrar kullanılmak üzere mutfağa götürülürdü.“Bu hikâye, doğru olup olmaması veya kadının kim olduğuyla ilgili değil,” dedi balerin, esnekliğini tamamen kaybetmemiş vücudunu daha rahat bir pozisyona getirerek. Derya bu sırada başını anneannesinin kolundan kaldırıp tekrar yerine oturdu. “Bir kadının eve dönüş yolunu bulmasıyla ilgili. Denizin tekrar kendini açıp açmayacağı ve bunu yaptığında kadının teklifi kabul etmeye hazır olup olmayacağıyla ilgili.”Çocuklar bu “eğer”ler, “ne zaman”lar ve “pişmanlık”lar silsilesini sindirmeye çalışırken, hepsinden daha uzun boylu, neredeyse deniz kızı hikayelerine hayranlığını kaybedecek kadar büyümüş olan Derya tekrar soruyordu, “Ama o kadın kim, anneanne?”Balerin sanki acı çekiyormuş gibi gözlerini kapattı, oysa Derya her seferinde bu soruyu sorardı. “Canikom, bunun bir önemi yok. Git ve denizde oyna. Yalvar ona. Kadına hediyesini vermesi için dokun ona.”Kadın seçimini yapmıştı. Yine de bunu bilerek dalgaların kıyısına kadar yürür, hatta vücudu izin verirse biraz yüzer, dalgaların kollarında dinlenir ve annesinin onu affedip geri alması için hıçkıra hıçkıra ağlardı.Balerin de bir zamanlar gençti. Dalgaların arasında uyuyordu. Gençliğinin tüm saflığıyla, bir yuva arayışıyla bale okulunun kapısında durduğu zaman on altı yaşındaydı. Dalgaların hareketleri olmadan kendini çıplak hissediyordu. Dans okuluna girdiği anda içini uzun süredir hissetmediği bir huzur dalgasının kapladığını hissediyordu. Sert ayakkabıları ve kıvrak, dökümlü beyaz kostümleriyle dans eden kızları izliyor, onlar gibi olmak, zarafet ve güçle, denizin dalgaları gibi dans etmek istiyordu. Sekreter, onun çalıntı yırtık pırtık kıyafetlerine, deniz yosunu bileziklerine ve umutsuz ifadesine bir bakış attı. Ancak gerçek yeteneğin kimden veya ne zaman ortaya çıkacağının asla bilinemeyeceğini kabullenmiş olan eğitmen, kızın dansını izledi. Yüzmekten uzuvları güçlenmiş, dalgaların kucaklayışlarıyla zarafetin zirvesine erişmişti ancak yine de amaçsız hareketlere sahipti.“Kalacak yerin var mı?” diye sordu adam. Tek bir bakışla kızın kimsesizliği anlaşılıyordu.Kafasını iki yana salladı. “Evim… şey… hayır, yok.”“Bale okulu bünyesinde bir yatılı okul programımız var. Yüksek yetenekli, motivasyonu yüksek öğrenciler için. Onlardan biri olduğunu düşünüyor musun??”Kız gözlerini kapattı. Buradan denizi duyamıyordu ama dansın hareketleri, o beyaz giysili ve sert ayakkabılı zarif kızların varlığı, onu haftalardır hissetmediği kadar denize yakın hissettiriyordu. Eğer deniz onu geri kabul etmezse, bedenini müzik eşliğinde hareket ettirdiği bu garip ritüel belki de onun yerini tutabilirdi. Gözlerini açtı ve sadece kendi türünün en yaşlılarında gördüğü bir zarafetle, küçük ve sessiz olsa da hareketleri üstüne tam bir kontrol sahibi olduğu belli olan adama baktı. Adam da ona bakıyordu. Kız gözlerinin ne kadar çarpıcı olduğunu biliyordu. Gözleri hem fırtınayı hem de durgunluğu tanıyan bir yüze yerleşmiş, denizin dalgalarıyla dans ettiği, flört ettiği tek sevgilisi olan ayın ışığından alınmış güzel iki parçaydı. Genç kız, adamın gözlerini de bir kum yığınının üzerindeki suyun zümrüt rengiyle, huzur ve güvenin görüntüsüyle karşılaştırmaktan kendini alamıyordu. Sorusuna cevap olarak başını salladı. Adamın gözlerine bakarken sahip olabileceği bir yuva ihtimalini ve kesinlikle bu adama aşık olacağını görüyordu.Adını sorduğunda nasıl cevap vereceğini bilemedi. Denizin ona verdiği ismi ancak en vahşi dalgalar, denizin dibindeki canlılar ve kendi insanları duyabilirdi. Sekreter masasının üzerindeki küçük kahverengi saksıyı işaret etti ve başparmağının ucunun nazikçe beyaz-mor çiçeğe dokunmasına izin verdi.“Bu?” diye sordu, adama bakmadan.“Şakayık mı? Yoksa menekşe rengini mi kastediyorsun?”Evi olan topraktan uzakta, bir resepsiyon masasının üstüne yerleştirilmiş bu küçük, güzel çiçek kendisine hem kendi kederini hem de yuvasını hatırlatıyordu.Hem menekşe kelimesini şakayıktan daha çok sevmişti. “Evet, benim adım Menekşe” dedi.“Menekşe,” diye tekrarladı adam. Kızın elini tuttu ve gülümsedi. “Benim adım da Omay. Tanıştığımıza memnun oldum.”“Omay,” dedi kız. “Sevilen kişi.”Adam kaşlarını kaldırdı ve tekrar gülümsedi. “Evet, o anlama geliyor. Bir tek ben biliyorum sanıyordum.”“Benim geldiğim yerde,” dedi Menekşe, “isimlerin anlamı neredeyse ismin sesinden daha önemlidir. Çok güzel bir adın var.”“Teşekkür ederim.”Bu tanışmayı sık sık aklına getiriyor, en karanlık ve yalnız anlarında küçük bir inci tanesi gibi zihninin derinliklerinden çekip çıkarıyor, bağrına basıyordu. Okulda birkaç hafta geçirdikten sonra hırslı bir öğrenciden ziyade doğal yetenekli biri olarak tanınmaya başlamıştı. Omay, akıllılık ederek temel bilgilerden ötesini öğretmeyip, onu gençlerden çok daha iyi dans eden yaşlı bir kadın olan Melek’e yönlendirdi.“Sırt düz, kollar yukarıda, parmaklar uzanacak. Sanki ulaşamadığın bir şeye uzanıyormuş gibi yapacaksın. Hadi. Tekrar. Tekrar.”Menekşe hareketleri tekrar tekrar yapıyor, her başarısız oluşunda Melek’in sesi kulaklarında çınlıyordu. Melek’ten tutkuyu ve zarafeti nasıl disipline edeceğini, gece geç saatlere kadar dans etmeyi, erken kalkmayı ve uykulu gözleri uykunun ellerinden sıyrılır sıyrılmaz dans etmeyi öğrenmişti. Melek ile dans ettiği anlarda etrafını serin sular sarmalıyor, küçük bir kızken suların kollarında süzülüşünü, kız kardeşleriyle oynadığı oyunları hatırlıyordu.Dört yıl geçmiş, binlerce, milyonlarca dalgalar gelgit yapmış ve binlerce, milyonlarca göz yaşı akmıştı. Omay’ı neredeyse her gün görmeye başlamıştı. Rüzgârlı bir Mart sabahında, adam kızın gerinme hareketleri yapmakta olduğu küçük odasının kapısını çaldı.Kapı açıldığında, koridorun ışığı odaya yayıldı, ikisinin de etrafını sararak yerde bir desen oluşturdu. Odanın diğer tarafındaki penceresi açıktı ve beyaz sabah güneşi çıplak ama artık tanıdık hale gelmiş odasındaki tek ışıktı. İnce pamuklu perdeler denizden esen rüzgârla dalgalanıyordu. Pencerenin hemen önünde beyaz metal bir karyola, uyurken bedeninin şeklini alan bir şilte ve birkaç mor battaniye ile duruyor, yatağın hemen yanında küçük pikabı ve bir yığın Dickens, Plath ve Woolf kitapları eski yuvasındaki kayalıklar gibi etrafa yayılmış halde etrafını sarıyordu. Bir de deniz eskizlerinden oluşan defteri.Omay sanki bir onu izni olmadan buraya sihirle getirmiş ve bir şey söylemesini istemiş gibi kilitlenmiş halde duruyordu. Elinde bir şey tutuyordu. Menekşe ona bakmak istiyordu ancak adamın gözleri onun başka bir şeye bakmasını engelliyordu. Çiçek olduğunu, odayı canlandıracak bir şey olduğunu umuyor; bir yandan da elindekilerin çiçek olmadığını umarak, bu koşullarda bunun sıradan bir şey olacağını ve sıradan bir şey istemediğini düşünüyordu.Adam elindekini uzattığında gözlerini gözlerinden ayırıp bakmak zorunda kaldı. Bir kitaptı bu. Sirenlerin Çağrısı ve Diğer Mitler. Önce kitaba, sonra ona baktı ve gülümsedi.“Senin için,” dedi. “Ama aynı zamanda benimle sahile gelmeni istemeye geldim. Bu gelmen için bir rüşvet değil, istersen hayır diyebilirsin sadece oraya yürümenin güzel olacağını düşündüm, ama istemezsen sorun değil…” Döndü ve elinde kitap olduğu halde uzaklaşmaya başladı.Menekşe, Melek’in ona böyle bir durumda ne yapması gerektiğini söylediğini hatırlamadan önce bir anlığına onun gidişini şaşkınlıkla izledi. “Hayır! Bekle! Omay, dur.”Dönerken ayağı takıldı, kendini dengeledi ve kendini neredeyse kıza doğru fırlatıyordu. “Evet mi yani?”Kız, tüm ciddiyetiyle adamın yüzüne, altın sarısı saçına, zümrüt gözlerine ve kızaran yanaklarına baktı. “Sahile geleceğim Omay.” Nedense adamın kendisiyle aynı boyda, belki daha da uzun olduğunu bilmesine rağmen, kendisine aşağıdan bakıyormuş gibi görünüyordu.O da fark etmişti. “Uzunmuşsun!”Menekşe, gülerek adamın elindeki kitabı yatağına fırlattı ve onu koridora kadar takip etti. “Mutluyum. Sanırım bu yüzden.”“Umarım kitabı beğenirsin. Denizi ve onunla ilgili her şeyi sevdiğini fark ettim, bu yüzden denizkızları ve sirenler hakkında bir şeyler okumak isteyebileceğini düşündüm.”Menekşe düşünceli bir ifadeyle ona baktı. “Onlara inanıyor musun?”Adamın gözleri gülümsüyordu. “Sen de onlardan biri misin?”“Sanmıyorum.” Kız, merdivenlerden inip bulutlu sabaha çıktıklarında kolunu adamın kolunun arasına sıkıştırdı. Buradan denizi görebiliyor, duyabiliyor.Islak tuz kokusu onu sarıp sarmalıyordu. Adam gülmeye başladı ama kızın ciddi olduğunu anladı.“Ne kadardı, dört yıl önce mi? O zaman okula girdiğinde, nereden geldiğini merak ediyordum.”“Denizden,” dedi dikkatle. Artık başkalarının onun hakkında ne düşündüğünü umursamıyordu. Melek ona özgüveni ve zarif bir soğukluğu öğretmişti. Ancak yıllar geçtikçe Omay’ı sevmeye ve onu bir zamanlar olduğu, olmak istediği ve şimdi olduğu haliyle gerçekten sevmeye başlamıştı. Onun da kendisini sevmesini istiyordu. Onun da kendisine inanmasını istiyordu. “Dört yıl önce, okula gelmeden birkaç hafta önce denizden çıktım. Gençtim, dik başlıydım ve annemden, denizden, ailemden bıkmıştım. Uzakta, manzaraları göreceğim, sesleri dinleyeceğim ve belki de sihirli bir şekilde aşkı bulacağım bir gün geçirmek istiyordum.”Menekşe, Omay’a bakmayı ve onun bu konuda ne düşündüğünü görmek istiyordu. Cesaret verici bir yüz, ona karşı sevgi dolu bir çift göz görmek istiyordu ama bir yandan da hiçbir şey görememekten korkuyordu. Midesi yanıyordu. “O gece geri döndüm, karanlıkta tek başıma, dalgaların arasına daldım. Suya olan özel sevgimi hissedeceğimi, dalgaların beni kucağına alacağını ve annemin beni karşılayacağını düşünmüştüm. Ama ben gittiğimde suyun bir göl kadar durgun olduğunu ve ayın menekşe rengi olduğunu unutmuştum.”Sözünü bitirdiğinde adama baktı. Önlerindeki kuma bakarak, “Demek adın buradan geliyor,” dedi. Kadın bir kez daha önüne baktı.Sahil girişindeki kayalıklara yaklaşıyorlardı. Soğuktan içi sızlamaya başlamıştı ve bu konuşmanın iyi gitmeyeceğini hissediyordu. “Evet. Uzun kelimelerle açıklanabilecek ismim, kumun deniz tabanında yaptığı dansı ifade ediyor.” Bunu sadece adamın duyması için, sessizce söylemişti. “Ama ayrılma kararımı verdiğimde, bu ayrılış sonsuza kadardı. Eğer öyle olacağını bilseydim…”“Neden bale o zaman?” diye sordu Omay. Kol kola, omuzları birbirine değecek ve birbirlerini ısıtacak kadar yakın, sarp siyah tepenin üstünde durdular.“Dalgaların hareketine en yakın şey oydu.”Adam kadına baktı. Hikâyeyi anlatırken küçülmüştü ve şimdi ondan birkaç santim daha kısaydı. “Şuna bak,” dedi adam gülümseyerek. “Sen daha kısasın.”Kadın da güldü. “Deniz mutlu olduğunda yükselir. Biz de öyle.”“Evinden iyi ki ayrıldın,” dedi. “Senin için, bir zamanlar sahip olduğun güzellikler için üzgünüm ama burada benimle olduğun için mutluyum.”Adama baktı. Kalbinde küçük bir kömür alevlenmeye başlamıştı. Alev içini sarmalamış, kalbini ısıtıyordu. “Bana inanıyorsun.”Rüzgârın hareket ettirdiği ve güneşin ısıttığı, kıpırdayan ve iç çeken denize baktı. Hiçbir insanın göremeyeceği gizli derinlikleri vardı. “Çocukken çok fazla fantastik hikâye ve Yunan mitolojisi okumuştum. Yıllardır denize aşığım. Sanırım kaderimde de onun kızlarından biri varmış.”Menekşe güldü ve başını omzuna yasladı. “Sanırım sana âşık oldum,” dedi.Yaşlı kadın arada bir incilerini incelemek ve tekrar deneyimlemek için ışığa tutuyordu. Anılar artık onun Omay’a ve denize dönmesinin tek yoluydu. Bir zamanlar Melek’in odası olan ve şimdi dans okulunun sahibi olarak kendisine ait olan odanın balkonundan deniz manzarası anlatılamayacak kadar güzeldi. Deniz ufkunun her noktasını görebiliyordu. İşte böyle anlarda, Derya ona yaslanmışken ve çocuklar şimdi kumsalda yüzüp deniz kızı taklidi yapmak için can atarken, Omay’ın düğün gününde ona, “Artık iki yuvan var,” derken haklı olup olmadığını düşünüyordu.“Canikom,” dedi Derya’ya, “fincanımı mutfağa götürüp benim için yıkar mısın? Sonra da bugün ısınma çalışmasından önce diğerleriyle birlikte yüzdüğünü görmek istiyorum. Bugün Paris’ten gelen beyefendiler en iyi öğrencilerimizi izleyip onları dünyayı gezmeleri için yanlarında götürecek.”Derya ona gülümsedi. “Anneanne,” dedi, “seni mutlu etmek için orada yüzeceğim. Ama dünyayı gezmek istemiyorum. Burada kalmak ve deniz gibi dans etmek istiyorum.”“Dünyanın tüm sahnelerinde deniz gibi dans et o zaman,” dedi Menekşe ona. Derya’nın gitmesini o da istemiyordu. Derya, orayı ev yapan şeylerden biriydi. Ancak Derya gidecek ve dünyayı şaşkına çevirecekti. Deniz gibi dans edecek ve herkesin gözlerini yaşartacaktı.Derya, Paris’ten gelen adamla ayrıldığında, gözyaşları, öpücükler ve sürekli ona yazacağına dair verdiği sözlerden sonra Menekşe, gıcırdayan merdivenlerden aşağıya, kıyıya, kayalıklarda Omay ile evlenirken yürüdüğü patikaya indi ve dalgalara karıştı. Hiç gücü kalmayana kadar güneşe doğru yüzdü. Batmayı bekliyordu ama onun yerine deniz Menekşe’yi kollarına aldı ve usulca eve taşıdı.

Uygulamada oku

Telefonunla tarat

Telefonda uygulama yüklüyse doğrudan açılır; değilse mağazaya gider.

distory.co/oyku/dalgalar-ve-gozyaslari

Yazar

Deniz Cansız
Deniz CansızYazar · 2 eser · distory.co/yazar/denizcansiz
Sayfası

Benzer öyküler

Dram / Duygusal

Keşfedebileceğin yazarlar

Dalgalar ve Gözyaşları kapağı
Dalgalar ve GözyaşlarıDeniz Cansız · 16 dk
Uygulamada dinle

Telefonunla tarat

Telefonda uygulama yüklüyse doğrudan açılır; değilse mağazaya gider.

distory.co/oyku/dalgalar-ve-gozyaslari