Distory
Plajdaki Fil kapağı

Plajdaki Fil

Uygulamada dinle

Telefonunla tarat

Telefonda uygulama yüklüyse doğrudan açılır; değilse mağazaya gider.

distory.co/oyku/plajdaki-fil

Tanıtım

Unutulmuş bir kanun, yasaklı sahiller ve tüm düzeni altüst eden üç firari sirk fili... Felaketlerle şekillenen sınıflı bir toplumda, dalgaların sesi özgürlük mü getirecek yoksa büyük bir kaos mu? Gerçeği keşfetmek için kemerlerinizi bağlayın! Buluntu dergisi 11. sayıda yayımlanmıştır.

Öykünün başlangıcı

W’nun en sevilen programı Zaman Makinesi’ne hoş geldiniz!Biliyorsunuz sizin en çok ilginizi çekecek konuları tespit edip tarihin derinliklerinden en ince detaylarına kadar bulmak ve sizi zamanda keyifli ve öğretici bir yolculuğa çıkarmak için ekipçe çok titiz çalışıyoruz.Fakat bu bölümün konusu için çok düşünmemize gerek kalmadı. Konuları nasıl belirlediğimizi soranlara konsepte uygun bir şekilde esprili bir dille eskilerden bir deyişle “kuşlar söyledi” diyorduk ya, bu sefer cevabımızı değiştiriyoruz. Bu kez konumuzu filler söyledi. Evet, dünyada yalnızca sekiz bin kadar kalan o ihtişamlı varlıklardan üçü geçen hafta bize unutulan bir kanunu hatırlattılar. Neydi bu kanun?Üç tarafı denizlerle, denizlerin dört tarafı çitlerle, otellerle ve beachlerle çevrili ülkemizde unutulan onlarca kanundan birisi de 3621 Sayılı Kıyı Kanunu idi. Hele beşinci maddesi, söylesen deli misin denilecek ifadeler barındırıyordu. Yani “Kıyılar, herkesin eşit ve serbest olarak yararlanmasına açıktır. Kıyı ve sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir. Kıyı, herkesin eşitlik ve serbestlikle yararlanmasına açık olup, buralarda hiçbir yapı yapılamaz; duvar, çit, parmaklık, tel örgü, hendek, kazık ve benzeri engeller oluşturulamaz.”Hemen burada bir anket yapalım. Herhangi biri, yine kanunlar doğrultusunda, kaçıncı dereceli vatandaş olduğuna bakılmaksızın istediği sahile gidebilir mi? Toplumsal huzur aynı düzeyde korunabilir mi? Evet diyenler başparmaklarını, hayır diyenler işaret parmaklarını tam şu noktaya gösterirlerse anketimizi tamamlayabiliriz. Evet, teşekkürler. Oooo… Program öncesindeki yüzde iki aykırı oya bakıp çok da bir şeyin değişmediğini düşünüyordum ama sanırım bu kez durum farklı. Neredeyse yüzde yirmilik bir orana ulaşmış bu kanunun saçma olmadığını düşünenlerin sayısı. Artık buna aykırı demek pek mümkün görünmüyor, belki birkaç bölümü daha bu konuya ayırmamız gerekebilir.Böyle bir kanun maddesinin varlığından haberdar olan kimsenin olmaması şaşırtmasın sizi. W-Net ağlarının tükettiği kaynaklar sebebiyle en fazla otuz yıl geriye dönük arşiv olması uygulamasına geçildiğinden beri yalnızca devlet kurumlarının tozlu raflarında, müzelerde ya da kişisel arşivlerde basılı olarak saklı kalan, unutulan o kadar çok bilgi var ki. İnternet altyapısını AI-Net’e, onu da W-Net’e çevirirken bu durumun ortaya çıkacağı belliydi, para kazanmak için umursamadılar diyen de var, hesaplardaki beklenmedik değişimler sebebiyle oldu diyen de. Sonuç itibariyle bildiğimiz şey W-Net’te herhangi bir bitlik verinin dahi otuz yıldan fazla orada kalamayacağı. Teknolojideki bu gerilemenin sebeplerini de bir başka zamana bırakalım ve eski zamanlardaki gibi emniyet kemerlerimizi bağlayalım. Hazır mıyız? Ekranıma bakıyorum: yüzde altmış, altmış bir, bir anda yetmiş dokuz, seksen üç, doksan sekiz, doksan dokuz ve yüz. Zaman Makinesi çalışmaya başlıyor!Önce bir ay önceki görüntülere bakalım. Yer Florya sahili. Tüm tepkilere rağmen hala gösterilerine devam eden üç sirkten en ünlüsü ve en eskisi Cirque Du Soleil’in çadırının arkasındaki hangardan üç fil kaçıyor. Hapishane kaçaklarına hiç yakışmayan bir sakinlikte elektro reaktif çitlerle kapatılan sahil yolunda yürüyorlar. Mükemmel bir akşam yürüyüşü. Hahaha. Ve o siren, Marmara’dan gelen kargo gemisinin sesiyle irkiliyorlar ve olan oluyor. Reaktif çitler aynı anda gelen darbelere dayanamadıkları gibi, fillere de herhangi bir akım gelmişe benzemiyor. Medeni insanların böyle bir şey yapacağına ihtimal vermediklerinden olacak, yıllar önce çitleri hazırlayan mühendis hepsinin birbirini sürüklemesine imkan tanıyacak bir tasarım yapmış. O da ne? Domino taşı gibi altı kilometrelik çitler yıkılıyor. Yıkılırken de tüm elektrik sistemi bozuluyor, kıvılcımlar çıkıyor.---Devam ediyoruz. Şimdiki görüntüler ise parça parça olaydan sonraki günleri gösteriyor. Önce on üçüncü dereceden aykırılar sahile gidiyor. Bir kısmı direkt kendini denize atıyor, bir kısmı kumlarla banyo yapıyor adeta. Günler geçtikçe ve yeni çitlerin üretilerek yerleştirilmesi geciktikçe on ikinci, dokuzuncu, dördüncü derecedeki sayılamayacak kadar çok vatandaş bir sahillerde serbestçe yürüyor ve denize giriyor. Birçoğu boğulma tehlikesi geçirse de hatta ölenler olsa kimse buna aldırmıyor gibi görünüyor. Hatta normalde de denize girebilen üçüncü dereceden vatandaşlardan bile bu coşkunun içinde yer almak isteyenlerin çıktığı söyleniyor.Bu görüntüler ise Antalya’dan. İstanbul’dan arkasına bakmadan turnenin bir sonraki durağına giden Cirque du Soleil ekibinin aynı manzaraya bilerek ya da bilmeyerek Konyaaltı plajında sebep oldukları görüntüleri görüyoruz. Bu sefer siren sesi olmadığı için filleri tetikleyen şeyin ne olduğunu tespit etmek de zorlaşacak gibi ama hükümetin önceliği şimdilik bu değil.Güvenlik güçlerinin müdahalelerini, genelde yanlarına destekçi bulamayan Aykırılar grubu önlüyor. Bu kez her dereceden vatandaş desteğinden dolayı yetkililer grup liderinin arşivinin derinliklerinden çıkardığı 3621 sayılı kanuna göre sahillerin herkese açık olduğunu bir süreliğine de olsa kabul etmek zorunda kalıyorlar. İşte kanun için yapılan bazı yorumlar. Destekleyen mesajlar sadece aykırılardan değil, her dereceden vatandaş yorum yapıyor. Yorum sayısı arttıkça kanunu saçma bulanların sayısı gittikçe azalıyor. Sahile girmekte zaten bir problem yaşamayan vatandaşlardan destekleyenlerin oldukça genç olduğu görülüyor. Yüksek dereceli ebeveynleri çocuklarının söylediklerini onaylamıyorlar. Neler olabileceğini ön göremeyen gençler diyorlar onlara. Aykırılar bu yorumlara ayrıca keyifleniyorlar.Evet, yakın zamanda olup sizin de bildiğiniz olaylar bunlar. Zaman makinemiz yeterince ısındıysa daha da ısınmak için şimdi yüz altmış dokuz yıl öncesine ışınlanabiliriz.Ülkemizden binlerce kilometre uzakta, Endonezya’da Sulawesi adasındaki Tongkoko yanardağının patladığı o günler… İşte sizin için tozlu arşivlerden bulduğumuz o günlerin basılı haberleri. Önce tahliye edilen yerleşim yerleri. Sonra iptal edilen uçuşlar. Daha sonra hayatın normale dönüşü. Ve bir anda hayatın aslında normale dönüşmediğinin, zor günlerin geldiğinin anlaşılması. Uzmanların neredeyse volkanik harekete başlar başlamaz yaptıkları uyarılar ancak olaydan altı ay sonra gelen sıcak hava dalgasıyla Avrupa’da ve tüm dünyada ciddiye alınmaya başlayacak. Volkanın çıkardığı gazlar rüzgarlarla batıya ilerlerken Moğolistandaki Khorgo Volkanının uyanışı dünyayı ikinci defa şok ediyor. Bu kadar kısa sürede iki uykulu devin uyanması hiç de iyi değil. Birçok kişi kıyametin yaklaştığını düşünüyor. Pek de yanıldıkları söylenemez. İki volkandan çıkan gazların ozon tabakasını inceltmesi cehennemi öbür dünyadan yeryüzüne indiriyor. Cehennem yılları başlıyor. Tam yedi yıl boyunca sıcaklık rekorları kırılıyor dünyada. Neredeyse her gün yeni bir rekor. Bu durum yedi yıl sürüyor ve üst üste Şili’deki El Mouerto ve Kanada’daki Edziza volkanlarının patlamasına kadar devam ediyor. Cehennem Yıllarının yedi yıl sürmesi de Tanrının insanların yapmaktan vazgeçmediği, her gün azgınlıklarını artırdığı her ölümcül günah için bir yıl olmak üzere uygun gördüğü ceza olduğu yıllarca konuşuluyor.Peki bu yedi yılda günler nasıl geçiyor? Ekstrem sıcaklar her gün başka bir felakete sebep oluyor. Yanan ekinler, beyin kanaması geçiren insanlar, orman yangınları, hatta ve hatta birkaç yerde neredeyse tamamen beton olan küçük de olsa yerleşim yerlerindeki şehir yangınları. Gözle görülen bu felaketlerin getirdiği çaresizlik ve umutsuzluk hislerinin insanların psikolojilerine etkileri de ayrıca bu sıcaklıkların uzantısı olarak gazetelerde kendilerine yer buluyor. Artan depresyon, intihar ve cinnet haberleri hiç de tiraj kaygısıyla ön plana çıkarılan şeyler değil. Özellikle sıcaklar sebebiyle iletişim hatlarında olan arızaların olduğu bölgelerde insanların psikolojik sıkıntıları çok daha fazla ortaya çıkıyor. Mecbur olmadan dışarı çıkamıyorlardı çünkü her an bayılabilir hatta bir anda ölebilirler. Savaş, salgın, volkanik kış ya da benzer (aslında hiç benzemiyormuş) sıcak hava dalgalarındaki gibi eş dost aile ile uzaktan iletişim mümkün olmayınca bu hiç de iyi sonuçlar vermemişti.---Cehennem yıllarında dışarıda vakit geçirenler ilk fırsatta kendilerini serinletecek bir su arıyor, bu ister çeşme, ister süs havuzu, ister nehir, ister deniz olsun, on saniye ya da bir dakikalığına bile olsun fark etmiyordu. Öte yandan yağmurlar neredeyse hiç yağmaz olmuş, hükümetler her damla suyun kontrol edilmesini sağlayacak tedbirler almaya başlıyorlar. İşte bizdeki çok da uygulanmayan kıyı kanununun tamamen iptal edilmesi de o döneme denk geliyor. Tuzlu tuzsuz her türlü kaynağın korunması için ülkede adeta seferberlik ilan edilmiş. Denizler dahil her su parçasının çevresi biraz da o dönem ilk versiyonları yeni çıkan elektro reaktif çitlerin hızlı kurulum kolaylığıyla kapatılmaya başlanıyor. Artık suya ulaşmak çok sıkı düzenlemelere tabi. Cehennem yılları devam ederken bu düzenlemeye karşı çıkan da çok olmamış gibi görünüyor. Görülen o ki herkes susuzluktan ölme korkusundansa bu sıkı kuralları tercih etmiş. Birçok hayat da böylece kurtulmuş.Şimdi de Cehennem Yıllarının sonrasına bakalım. İklim yavaş yavaş normale dönse de dünya eski dünya değildi. Birçok yeni yaşam alışkanlığı ortaya çıkmıştı. Toplam ömürde kısa bir süre de olsa yedi yıl önceki hayatını hatırlayan az sayıda kişi vardı. Elbette bunda toplu denebilecek şok ölümlerin de etkisi yok değildi. Her felaket dönemindeki gibi hayatta kalanların bazıları ne olanları ne gelecekte olacakları umursamadan kendilerine nasıl daha fazla kazanç sağlayacaklarını düşünüyorlardı. Yazılı bir kaynağa ulaşamamış olsak da cennet sahillerimiz de bu vicdan yoksunu çıkarcıların bir kısmının gözünden kaçmıyor. vatandaşların derecelendirilmesi sistemi ile birlikte kıyılara insan girmemesi uygulamasının ilk üç dereceye serbest geri kalanına yasak olarak düzenlenmiş gibi görünmesini sağlıyorlar. Şu şeytaniliği görüyor musunuz? Son günlerde olaylar deşilince anlaşıldı ki böyle bir düzenleme yasal olarak hiç yapılmamış. Çünkü yapılırsa insanlar unuttukları kıyı kanunu hatırlayıp itiraz edebilirlermiş. Ama bizde de suç var. Zaman zaman aykırılardan bu durumu dillendirenler olduysa da ses o kadar cılız çıkmış ki kimse umursamamış bile. Çoğunlukla dalga konusu olmuşlar hatta. Şu yorumlara bakar mısınız? Bunları yazanlar şimdi yaşamasalar da ruhları utanıyordur eminim.Programımızın sonuna gelirken Zaman Makinesi’nde sahillerin fil baskınlarından önceki görüntülerini görüyorsunuz. Doğrusunu söylemek gerekirse şu andaki görüntüden çok daha ışıltılı ve düzenli görünüyor ama ilk üç dereceden vatandaşların faydalanması gerçekten insanı düşündürüyor. Doğrusunu söylemek gerekirse programın konusunu belirlediğimizde bu düzensizliğin bir an önce bitmesini ve eski günlerimize dönmeyi dileyerek kapatmayı planlıyordum ama sanırım ben de fikrimi değiştirdim.Şu anda son görüntülerle birlikte zaman makinemiz günümüze dönüyor. Bir anda sahile akın eden her dereceden insanlardan yüzme bilmediği için boğulanları görüyorsunuz. Ve bu boğulanlara karşı ne yapacağını bilemeyen vatandaşları ve onları umursamadan yüzmeye devam edenleri. Kaotik mi? Evet. Bir süre daha birileri ölecek mi? Muhtemelen. Peki buna değer mi? Evet, cevaplarınızı bekliyorum.İlk cevap geldi bile “Zamanında odadaki fili görselerdi plajdaki file gerek kalmazdı” Doğrusu ne demek istediğini anlamadım. Yapımcı ve sunucu olsam da eski deyişlere o kadar aşina değilim. Bunu da bir aykırı yazmış olmalı. Yine de teşekkür ediyorum ve siz sonraki mesajları okurken bu programı hazırlarken bir aykırı formunda tesadüf ettiğim çooook eski bir şarkıyı açıyorum. Zamanında çok ünlü olduklarını zannettiğim Moğollar isimli bir grup söylüyor. Sesi açalım.Bir sonraki Zaman Makinesinde görüşmek üzere hoşça kalın.Zaman Makinesi, W-Net’in farklı sesi!

Uygulamada oku

Telefonunla tarat

Telefonda uygulama yüklüyse doğrudan açılır; değilse mağazaya gider.

distory.co/oyku/plajdaki-fil

Yazar

Hüseyin Kılıç
Hüseyin KılıçYazar · 2 eser · distory.co/yazar/huseyinkilic
Sayfası

Keşfedebileceğin yazarlar

Plajdaki Fil kapağı
Plajdaki FilHüseyin Kılıç · 13 dk
Uygulamada dinle

Telefonunla tarat

Telefonda uygulama yüklüyse doğrudan açılır; değilse mağazaya gider.

distory.co/oyku/plajdaki-fil