Tanıtım
Bir yazar, yarattığı kadın karakterle konuşurken ikisinin sesleri birbirine karışır. Rukiye, kendisine biçilen ismi ve hayatı sorgulamaya başlayınca, kurmaca ile gerçek arasındaki sınır belirsizleşir.
Öykünün başlangıcı
“Adın Rukiye. Elli altı yaşındasın.”“Sevmedim. Sonu "y" ile biten kadın adlarını sevmem. Hayriye, Şükriye, Fikriye. Erkek adları özenilmiş, kızlar için uğraşmaya gerek yok ucuna bir ye koyalım, olsun bitsin denilmiş gibi gelir. Kadının adı da Şükrü, Hayri, Fikri olamaz mı?”“Hop! Dur bakalım orada! Feminist değilsin sen.”“Kim karar veriyor buna? Yaşımı da sevmedim üstelik. İnsanın sadece gençken yapabileceği şeyler vardır. Altmışa merdiven dayamışken olamayacak şeyler.”“Uğraştırıyorsun beni.” Zaten dağınık olan saçlarını bir kez daha karıştırdı. “Neymiş onlar?”“Dünyayı değiştirebileceğine inanamazsın bu yaşta. İnsanlara en baştan güvenemezsin. Ölümü yadsıyamazsın.”“Hepsi bu mu? Bir hikâye kahramanı için sorun olmayacak ufak tefek şeyler, hallederiz.”“Hayata bu yaştan başlarsam hafızamdakiler kendi deneyimlerim olmaz. Hem hatıralar ne olacak? Bir geçmişim yok şimdi. Boynumda kalp şeklinde bir kolye, o kadar. Yeşilçam filmi mi çevireceğiz?”“Yeşilçam’ın tümünü aynı kefeye koymayın lütfen Rukiye Hanım,” dedi bir erkek sesi. “Bin dokuz yüz altmışlarda çektim ben yılanların öcünü, susuz yazı. Kastettiğiniz buysa eğer. Filmlerimizi biraz da arz talep yönlendiriyor. Siz de öğrencilerinizi daha az popülist yetiştirseniz keşke.”Akşam olmak üzereydi. Mutfak masasının üzerindeki bilgisayarın ekranı klavyeyi aydınlatmaz olunca ışıkları açtı. Kalkmışken kahve pişirdi. Kahvenin kokusunu içine çekti. O da elli üç yaşında, küçük şeylerle mutlu olabilmeyi önemsiyor, yerinden kalkarsa birkaç işi birden yapıyordu.“Değiştiremeyeceğimiz şeyler var,” dedi Rukiye’ye. Artık biz diye konuşuyordu. Takım olmuşlardı. “Evlisin, akademisyensin, sonradan görmesin.”“hahahahahaghjklşi… Çok komik, soğuttun beni benden.”“Haline şükret. Kel, kambur, şaşı, kıllı, bir doksan boyunda değilsin. Bipolar, alkol bağımlısı ve siyasi fırıldak olmaktan da son anda kurtuldun. Sadece yanağında bir doğum lekesi var. Ellerin de küçük ama o kusur sayılmaz.”Rukiye ellerine baktı. “Sahiden küçüklermiş.” Küçük elleriyle yanaklarına dokundu. Derisi incelmiş, hafifçe sarkmış. Aynada kendini süzdü.“Doğum lekesi. Ne işimize yarar ki! Yetimhanede mi büyümüşüm? Klişelere bu kadar takılırsan iyi bir yazar olamazsın. Hikayemizi okuyan olmaz.” O da biz diye konuşmaya başlamıştı.“Umurumda değil, öylesine yazıyorum ben.” Yalan söylediğinde sağ elinin kuş parmağı seğirirdi. “Bir arkadaşım vardı. Boynunda doğum lekesi olan. Hep fular bağlardı. Ama seninki yüzde. Gerçi artık lazerle solduruyorlar, fondötenle de kapanır. Kullanmak zorunda değiliz. Dinle. Birkaç özelliğin daha var. Hayvan seversin. Resimle ilgileniyorsun ve yemek yapmayı seviyorsun”“Bunları beğendim. Kendi hayvanlarını sevenlerden miyim yoksa vegan boyutuna geçmiş miyim?”“Detaylar bize kalmış. Aslında bana kalmış ama çok iyi yürekliyimdir. Kendiyle barışık, mutlu bir Rukiye olman için seni sürece dahil ediyorum.”“Oradan aptal gibi mi görünüyorum? Bence sen kendini dahil ediyorsun. Benim hikayeme başkahraman oldun şimdiden. Zengin bir koca, zeki öğrenciler, resim galerisinde tanışacağım bir ressam sevgili oluşturacağına hikayeme sızıyorsun. Metin Erksan’ın ne işi var ayrıca. Dikkatin dağınık.”“Aslında Hulusi Kentmen, Erol Taş olacaktı. Filiz Akın farklı peruklarla şarkı söyleyecekti ama darılttın onları. Her biri köşelerine çekildiler.”“Rukiye’ye geçsek diyorum.”“Sen istedin, artık uslu bir karakter gibi başına geleceklere razı olacaksın. Pasifsin.”Rukiye twitter hesabını nefesini tutarak inceleyip, seslendi:“Ahmet, bugün de Hamza’yla Zehra’yı tutuklamışlar. Sabaha karşı eş zamanlı yapılan operasyonda Adil Erdem Üniversitesi öğretim üyelerinden terör örgütü üyesi oldukları saptanan Hamza M. ve Zehra S. göz altına alınmışlardır.”“Hamza’yı anlarım ama Zehra bir iftiraya kurban gitmiş de olabilir. Öyle bir izlenim bırakmamıştı bende.”“Senden benden iyi mizansen çiziyorlar. Kimin nasıl göründüğüne kanma. Kedilerin mamasını sen verir misin? Hemen çıkmam lazım, dersim var.” Stilettolarını giyerken seslendi. “Akşama ne pişireyim?”“Unuttum söylemeyi, akşam yat kulübündeyiz.”Kulüpte yemek Rukiye için küçük bir meydan muharebesi demekti. Bu sınıfa sonradan dahil olmanın, her nasılsa hepsi doğal sarışın, kolejden çocukluk arkadaşı, yalı komşusu, kendilerine ait değer yargıları olan kadınlar arasında var olmanın mücadelesi. Allah’tan o da doğal komikti.“Hişt, ezdin beni.”“Şikâyet etme. Zengin kocan oldu işte. Akşam yemeği de kulüpte. Mis gibi şarabını içersin, balığını yersin. Aldırma o kadınlara.”Rukiye güldü. Gülünce yanağındaki doğum lekesi gamzesinin çukuruna karıştı. Boynundaki demode kolyenin kalbi açıldı. İçinde bir kadın ve bir erkeğin siyah beyaz fotoğrafları göründü.“Annemle babamın nikah fotoğrafları,” dedi yazar. Doktor veya öğretmen olmamı isterlerdi. Ne tuhaf birbirine hiç benzemeyen iki meslek.”“Biz böyle devam edelim,” dedi Rukiye. Kulübe gitmeyi canım hiç istemiyor.” Stilettoları sıyırdı ayağından. Ayakları da ufacıkmış. “Seninle sohbet etmek iyi geliyor bana. Ne çok ortak yanımız varmış meğer.”“Unutmadan, bir şey soracaktım sana. Ruki diye bir erkek adı var mı?”
Yazar
Benzer öyküler
Felsefi Kurgu