Distory
Poğaça Masalı kapağı

Poğaça Masalı

Uygulamada dinle

Telefonunla tarat

Telefonda uygulama yüklüyse doğrudan açılır; değilse mağazaya gider.

distory.co/oyku/pogaca-masali

Tanıtım

Merhaba, poğaçacı! Bir ömür aynı sokaklarda, aynı seyyarın başında geçti. Derken bir sabah gerçeklikle masal birbirine karıştı. Sıcacık, hüzünlü bir İstanbul öyküsü.

Öykünün başlangıcı

Poğaça MasalıTurhan YıldırımSıcacık sabah poğaçasının içindeki yağın eriyişi gibi seyyarın başında yıllarını bir lokmada yiyip bitirdin. Hangi ara çocuk oldun, ne vakit böyle kocadın, bilmiyorsun. Sanki akşama eriştiğinde otomobilin farlarını yaktın ve gün aydınlanınca da söndürdün. Daha dün hiçbir çizgi yoktu yüzünde, bugünse alabildiğine kâğıt kesikleriyle dolu olduğunu görüyorsun. Neyse ki yanında seni hiç yalnız bırakmayan emektar dostun el arabası var. Yoldaşına nedense bir isim takmadın. Ama herhalde adını koymaya kalksan masal derdin ona. Beş altı yaşlarındayken sıcak sobanın yanı başında ninenin karnına yatardın. O da nice efsaneyi usul usul anlatır, yüzlerce âlemi sözcükleriyle armağan ederdi sana. Devamındaysa ağırlaşan gözlerin kapanır, bir güzel serçe uykusuna yatardın.Aydınlıkla yeni buluşan kentin geçmişle kaplı sokaklarında dolaşıyorsun. Arabanla yürüdüğün Arnavut kaldırımları buram buram tarih kokuyor. Nice medeniyetler gelip geçmiş buradan. Her birinin izleri görebilen gözler için ayan beyan ortada. Camiler, kiliseler, sinagoglar, çeşmeler, mezar taşları, köhnemiş ahşap yapılar. Göçüp geldiğinden beri koca şehir çok değişse bile yine de aynı kalabilenlerin hürmetine seviyorsun onu. Zaten sen de kentin eskisinden pek dışarı çıkmıyorsun. Varsa yoksa bu semtin kadir kıymet bilen insanları. Onlar müşterin değil de sanki dostların. Her sabah bir tane de olsa poğaça sardırmadan geçip gitmezler, iki çift lafın belini illa kırarlar. Bilirler ki senden almazlarsa o gün yedikleri içtikleri haram olur.Elinin emeği gözünün nuru poğaçalarının lezzeti yiyenleri hep geçmişe götürür. Çocukken dört gözle beklenen ve sonrasında da büyük bir iştahla hızla bitirilen annelerinin, ninelerinin yaptığı gibidir. Bundandır ki seyyarınla çok fazla dolaşmadan saatler içinde bitirirsin elindekileri. Gün öğlenine kavuşmadan senin de alışverişin bitmiştir. Tabii ki her sabah yola koyulmak hiç de kolay iş değil. Hamurunu akşamdan yapar, saat dördü gösterdiğindeyse yatağının sıcaklığından kalkıp pişirirsin onları. Bismillah deyip başlarsın devasa şehrin sokaklarında, caddelerinde dolaşmaya. Siftah ettiğin her kimse, onunla muhabbetin en güzelini eder, poğaçaların da içlerinden en nefis olanlarını verirsin. Sonra bir bakmışsın göz açıp kapanıncaya kadar hepsi satılmış. O sabahın şanslı mideleri düğün bayram eder, tamamı sana duacıdır.Daha on iki yaşlarındaydın ama nedense ruhun akranların gibi değildi. Doğup büyüdüğün bu küçük kasabaya sığamıyordun. Çorbası yeterince kaynamadığından rızkını taşı toprağı altın, zümrüt ve belki de elmas şehirde arayan nice büyüğünün hikâyesini dinlemiştin. Çoğu memleketiyle ilişiğini toptan kesmişti. Arada bir gelenlerse anlata anlata bitiremiyordu orayı. Sanki Kaf Dağı’nın ardında bir masal ülkesi seni bekliyordu. Bugünden geçmişe bakınca hâlâ nasıl başardığını bilemiyorsun ama terk edebildin doğduğun toprakları. Bir daha da geri dönmedin kasabana, ailene. Gerçekten iyi mi yaptın, doğrusu bu muydu? Bu soruların cevabı yok sende. Sevabıyla günahıyla yaşamının büyük bir kısmını ardında bıraktın.Koca şehre geldiğinde sen de diğerleri gibi buranın zenginliklerle dolu bir yer olmadığını çabucak anladın. Fakat binlerce fırsatı da içinde barındırıyordu. Sürüsüne bereket değişik işe girip çıktın. Tekstil atölyeleri, kahvehaneler, pastaneler, fırınlar, dolmuşlar, inşaatlar, fabrikalar… Son durak olaraksa seyyarda karar kıldın. O gün bugündür yediğin ekmek daha bir güzel gelir sana. Sanki bu dünyaya poğaça yapıp satmak için gelmişsin. Yıllardır da Allah için yüzünü kara çıkarmadı. Bir gün bile elinin lezzeti bozulmadı, en ufak kötü söz bile işitmedin. Zaten poğaçalarının tadına vâkıf olanlar, adeta oynaya zıplaya sana gelirler. İlk kez alacaklarsa namını çoktan duymuşlardır, neyle karşılaşacaklarını gayet iyi bilirler.Gençliğinde güzel saz çalardın. Muhabbetin eskiden beri güzel gelir insanlara. Çehren de fena sayılmaz, güldün mü etrafını neşeye boğardın. Böyle olunca da sana âşık olan ve senin de gönül verdiğin nice kadınlar oldu hayatında. Cesaretsizlikten mi yoksa ayran gönüllü olduğundan mı bilinmez, hiçbiriyle yuva kuramadın. Ne bir eşin ne de çocuğun oldu. Hayatı hep yalnız başına göğüsledin. Neyse ki kendin gibi köhnemiş de olsa evin, bir de ekmek teknen var. Bazen tek başına kalmanın pişmanlığını alabildiğine yaşarsın. Geçmişe dönüp yaşamının kimi yerlerini tamir etmeyi istersin. Ama sonrasında bu düşünceden süratle kurtulur, hâline vaktine şükredersin.Havanın serinliği bu sabah iyiden iyiye hissediliyor. Cemrelerin düşmesine az kalmışken soğuk son kozlarını oynuyor. İhtiyar bedeninin içi titriyor. Kelleşen başında beren, üstünde palton olmasına rağmen üşüyorsun. Yarın daha sıkı giyinmeye karar veriyorsun. Ama önce bugünü hastalanmadan geçirmelisin. Neyse ki ilk müşterin geldiğinde kendiliğinden ısınıveriyorsun. Bundan sonrası kolay, poyraz istediği kadar essin. Hoş sohbetin sıcaklığı vücuduna yeter de artar bile. Zaman aheste aheste ilerlerken her zaman olduğu gibi poğaçaların birer ikişer sahiplerine gidiyor. Özene bezene pişirdiklerin birkaç saat sonra tamamen bitecek. Sona kalan nazlıyı da sattın mı bugüne elveda, yenisineyse merhaba.Karşıdan hiç tanımadığın çehresi gülmeyen bir adam geliyor. Arkasında da kamerayla birileri. Herhalde bunlar televizyoncu ya da belki de sinemacılardır. Yine de belki karşısındakinin yüzü yumuşar diye ona gülümsüyorsun. Suratında herhangi bir değişiklik olmadan “Merhaba, poğaçacı,” diye sesleniyor sana. Bu laf yabancı geliyor, daha önce hiçbir müşterinden duymadığın hitap seni biraz olsun kızdırıyor. Yine de hiç belli etmeyip içinden şöyle bir lahavle çekiyorsun. Akabinde, “Şuradan ver iki tane. Biri kaşarlı, biri de sade olsun,” diyor. Poğaçaları tam verecekken “Onları ayrı kâğıtlara sar” sözünü duyuyorsun. Bu sefer daha kuvvetlice lahavle çekiyor, adamın arzusunu ne de olsa velinimettir diyerek yerine getiriyorsun. Devamındaysa bu işi yaptığın ilk günden beri hiç denk gelmediğin bir âna şahit oluyorsun.Poğaçalar için bir masal yazılsa yaşanılan an herhalde yaldızlı harflerle kitaba işlenirdi. İstenene göre ayrı ayrı kâğıda sardığın elinin emeği gözünün nuru fakat öfkenin de tıpkı içerisinde eriyen yağ gibi sirayet ettiği poğaçaların kaşarlı olanı, adam onu tam ısıracakken elinden sıyrılıp yere atlıyor. Sadesi de durur mu? Hiç vakit kaybetmeden o da arkadaşının peşinden gidiyor. Sanki ayakları varmış ve içlerine efsanelerdeki ruhlardan birkaçı üflenmişçesine koşarak uzaklaşıyorlar. Her şey göz açıp kapanıncaya kadar olup bitiyor. Sen de etrafındakiler de ne olduğunu anlayamıyorsunuz. Bedenleriniz tansık karşısında adeta donup kalıyor. Kısa bir süre geçtikten sonraysa adamla yanındakiler hortlak görmüşlerin korku dolu gözleriyle bir şey demeden hızlıca gidiyorlar. Geçip giden dakikalarla birlikte şaşkınlığını üzerinden atıyorsun. Çocukluğundaki neşe zaman tünelinden gelerek bulaşıyor çehrene. Ve kendini durduramayıp katıla katıla gülmeye başlıyorsun.Masal bu ya…

Uygulamada oku

Telefonunla tarat

Telefonda uygulama yüklüyse doğrudan açılır; değilse mağazaya gider.

distory.co/oyku/pogaca-masali

Yazar

Turhan YıldırımYazar · 1 eser · distory.co/yazar/turhanyildirim
Sayfası

Benzer öyküler

Büyülü Gerçekçilik

Keşfedebileceğin yazarlar

Poğaça Masalı kapağı
Poğaça MasalıTurhan Yıldırım · 9 dk
Uygulamada dinle

Telefonunla tarat

Telefonda uygulama yüklüyse doğrudan açılır; değilse mağazaya gider.

distory.co/oyku/pogaca-masali