Tanıtım
“Ben senin gibi olamıyorum. Suya dâhil, insandan hariç.”
Öykünün başlangıcı
Altımızda yüzen balıkların bilgisiyle, denizin tenhalığını bir yerlerinden ikiye bölerek ilerliyorduk. Onlar, balıklar, hiç dokunmadan yüzüyorlardı suya; kıvrılarak, ona dahil olarak yüzüyorlardı. Su gibi olarak. Bizse köpükler çıkarıp suyu parçalarına ayırarak ilerliyorduk. Şimdiki zamana geçmek istiyorum. Balık... Söylediklerimi unut. Unuttuğunu söylüyorlar, olan biteni. Ben de çok unutuyorum. Bir tek bu yönden senin gibiyim. Belki bu yönden bile değilim. Şimdi aslında unutmayı dilediğim şeyler için köpürtüyorum sularını. Senin denizinin. Karadan uzaklaşıyorum. Unutmak için olan biteni. Balık. Ben senin gibi olamıyorum. Suya dâhil, insandan hariç. Olamıyorum. Beni kaldırıyor, ittiriyor senin denizin. Sen kaç kere bir kuyruk hamlesiyle geçmişini suya teslim ettin? Ya da bir yüzgeçle -belki iki- teslim oldun suya, su oldun? Bu mektubu sana unutacağını bildiğimden yazıyorum. Bilinen geçmiş zamanda, dümeni sağa kırıp hızlanıyorduk. Kıyı tamamen kaybolduğunda sağın, solun, aşağının ya da yukarının bir anlamı kalmıyordu. Pusulanın bir anlamı kalmıyordu. Kaptan bunun farkında mıydı bilmiyorum. Olanları unutacak kadar uzaktık kıyıya. Su boyuna yarılıyordu. Onlar daha fazlasını bekliyorlar benden. Daha fazlasını yazmayacağım. Neler olduğunu hep bilmek isterler. Zamanı ve mekânı, nesneleri ve özneleri. Onlar her şeyin hâkimi olmak istiyorlar. Balık. İnsanlar işte böyledir.