Distory
Demir Kapının Ardında kapağı

Demir Kapının Ardında

Uygulamada dinle

Telefonunla tarat

Telefonda uygulama yüklüyse doğrudan açılır; değilse mağazaya gider.

distory.co/oyku/demir-kapinin-ardinda

Tanıtım

Gece çökerken üç çocuk, demir kapının ardındaki sırrı çözmek için depoya sızar. İçeride onları yüzlerce kafes ve acımasız kaçakçılar bekler. Karanlıkta cesaret, korku ve bir özgürlük kavgası başlar.

Öykünün başlangıcı

DEMİR KAPININ ARDINDABİRGÜL TEMURÇalıların arkasına sinmiş, depoyu seyrediyorlardı. Bu gece, demir kapının ardında ne olduğunu öğreneceklerdi. Akşam planı son kez gözden geçirmişlerdi.Üçünün arasında en kararlı olan, defteri cebinde taşıyan çocuktu. Bir haftadır neredeyse her gece aynı karanlığa bakıyordu. Sabah akşam kimin girip çıktığını, büyük demir kapının ne zaman açıldığını, içerideki cılız ışığın hangi saatte söndüğünü, köpeklerin ne vakit havladığını, birer birer yazmıştı. İlk başta neyin peşine düştüğünü kendisi de tam bilmiyordu. Geceleri evine kadar gelen, duvarların içinden geçip uykusuna karışan o boğuk sesi önceleri rüzgâr sandı. Sonra rüzgârın insanın içine böyle çökmeyeceğini anladı. İnsanın göğsüne taş gibi oturmazdı rüzgâr. Defter de o sesten sonra çıktı ortaya zaten. Korkusunu saatlere, rakamlara, kısa cümlelere bölünce biraz hafifleyeceğini sandı. Belki yazdıkça o sesten daha az korkardı.“Dikkatli olun,” dedi Çengel. Sesi alçak ama gecenin ayazı kadar sertti. “Bu gece giriyoruz. Bakalım ne saklıyorlar içeride.”Çocuk başını kaldırıp ona baktı, sonra gözünü yeniden depoya çevirdi. Öksüren çocuk boğazını tuttu, gelen öksürüğü bastırdı. Buraya ilk gelen de, sesi ilk duyan da, tel örgülerin ardından ilk bakmaya çalışan da defterli çocuktu. Çengel’i de öbürünü de günlerce sıkıştıran, kapının önüne sürükleyen onun inadıydı.“Dün niye kimse çıkmadı sence?” diye sordu öksüren.Çocuk, elini cebindeki deftere götürüp, “Bir ara tuvalete gittim izlerken. O ara çıktılar galiba.”“Onu da yazdın mı?”“Yazdım.”Çengel gözünü depodan ayırmadı. “Bu gece öğreniriz.”Hava sert ve ayazdı. Rüzgâr montlarını dinlemiyor, zaten gergin bedenlerini iyice katılaştırıyordu. Uzakta köpekler kısa kısa havladı; sonra o sesler de geceye karıştı. Ay tepedeydi ama ışığı yere pek inmiyordu. Sadece deponun büyük demir kapısının paslı yerleri parlıyordu. Çocuk o kapıya her baktığında aynı şeyi düşünüyordu: o paslı kapının ardındakini.Bir süre daha beklediler. Sonunda Çengel başını kaldırdı.“Hadi.”Çalılıktan eğilerek çıktılar. Mümkün olduğunca sessiz yürüdüler. Deponun önüne geldiklerinde kapı bir duvar gibi dikildi önlerinde. İki kanatlı, ağır bir kapıydı. Yukarısında, sacla duvarın birleştiği yerde telle kapatılmış dar havalandırma boşluğunu izlediler. İçeriye sızacakları yer orasıydı.Çocuk cebinden yağlı beze sarılmış paslı kargaburnunu çıkardı. Bezi açarken eli titredi. Soğuktan mı, korkudan mı belli değildi. Kargaburnunu cebine ilk koyduğu akşamı hatırladı. Annesi nereye gittiğini sormuş, o da “Çengel’in radyosunu tamir edeceğim,” deyip çıkmıştı. O küçük yalan boğazında kalmıştı o günden beri.“Yavaş,” dedi Çengel. “Ses çıkarma.”Çocuk cevap vermedi. Telleri eliyle yokladı. Gündüz gözüne ince görünen tel, gece olunca uğraştıracak gibiydi. Kargaburnunun ağzını demire geçirdiğinde üçü de nefeslerini tuttu. Küçük bir gıcırtı çıktı. O ses gecenin sessizliğinde büyüdü. Çocuk, kalbinin gümbürtüsünün bile duyulacağını sandı.Tel biraz gevşeyince Çengel elini aralıktan sokup boşluğu yokladı.“Olur,” dedi. “Buradan geçilir.”“Ben girerim,” dedi çocuk, tereddüt etmeden.Bir iki yeri daha gevşetti. Tel ellerini çize çize yana açıldı. Açılan boşluk yine de dardı. Çocuk havalandırmanın altına çömeldi, iki eliyle duvara tutundu. Çengel alttan itti. Öksürüklü çocuk omzundan destek verdi. Önce başını, sonra omzunu soktu. Bir an göğsü sıkıştı, nefesi kesildi, geri dönmeyi düşündü. Sonra günlerdir duyduğu o sesi hatırladı. Kendini zorladı ve bir hamlede içeri geçti.İçerisi kapkaranlıktı. Birkaç saniye hiçbir şey seçemedi. Rutubet ve yoğun bir hayvan kokusu karışımı burnuna vurdu. Sonra o sesi yine duydu. Çok hafif ama çok tanıdıktı.“Tamam,” diye fısıldadı. “İyiyim.”“Kapıyı bul,” dedi Çengel dışarıdan.Çocuk el yordamıyla ilerledi. Eli önce boşluğu yakaladı, sonra soğuk metale değdi. Elini hemen geri çekti. Gözleri karanlığa alıştıkça şekiller belirmeye başladı. Üst üste dizilmiş, içinde minik kuşlar olan yüzlerce kafesten olan bir duvar duruyordu önünde.“Ne var?” dedi Çengel.Çocuk, gözünü ayıramadan, “Çok,” dedi. Sonra yetmedi o kelime. “Çok fazla.”Yoklaya yoklaya kapıyı sonunda buldu. Elini aşağıda gezdirirken mandallı barele rastladı. İki eliyle çevirmeye çalıştı. İlkinde oynamadı. Bir daha asıldı. Bu kez metal metale sürttü. Sonunda barel ağır ağır döndü. Büyük demir kapının sağ kanadı inleyerek kıpırdadı.Çengel hemen araya elini sokup kapıyı biraz daha itti. Ardından öksüren çocukla birlikte içeri girdiler. Kapı açılır açılmaz ay ışığı da onlarla birlikte depoya doldu.Çengel içeri adımını atar atmaz küfretti. Öksüren çocuk olduğu yerde kala kaldı. Depo, dışarıdan göründüğünden büyüktü. Ortada, duvar diplerinde, üst üste, yan yana kafesler vardı. Her kafeste korkulu kıpırtılar görüyorlardı.Ay ışığı açık kapının arasından vurunca birkaç küçük gövdede sarı çizgiler parladı.Sakaydı bunlar.Yüzlercesi.“Demek mesele buymuş,” dedi Çengel öfkeyle. “Çabuk olun. Açabildiğinizi açın.”Çocuk ilk kafese yöneldi, mandala değen parmakları titriyordu. Küçük sürgü zor açıldı. Kapak açıldı ama kuş çıkmadı. Çocuk eğilip kafesin içine baktı.“Hadi,” dedi kısık sesle. “Çık.”Öksüren çocuk da gayretle çalışıyordu. Çengel üst sıradakilere uzanıyordu. Tam o anda arka taraftaki kontrplak bölmeden bir ses patladı.“N’apıyorsunuz lan siz burada?!” Üçü birden irkildi. Ses, levhaların arasından elinde sopayla dikilen iri yarı adamdan gelmişti. Üzerinde kalın bir hırka, ayağında lastik çizmeler vardı. Arkasından gelen daha zayıf, bıyıklı adam aralık kapıyı, açılan kafesleri görünce bağırdı: “Kaçırıyorlar lan! Saldır Adem!”Adamın sesiyle kuşlar topluca çırpınmaya başladı. Teller zangır zangır titredi.Çengel sopalı adamın üstüne atıldı. Boğuşma şiddetliydi. Çocuklar bir oraya bir oraya savrulsalar da var güçleriyle yeniden atağa geçiyordu. Bıyıklı Çengel’i kafeslere yapıştırınca beş on kafes gürültüyle yere devrildi. Açık kapaklardan bir kuş fırladı. Sonra bir tane daha.Çengel, adamın elinden sıyrılır sıyrılmaz kafes kapaklarını açmaya başladı. Emir veren adam, arkasından küfrederek yeniden üstüne yürüdü ama o sırada bir kuş yüzüne çarpınca sendeledi.“Kapakları açın!” diye bağırdı çocuk.Bu kez sesi kendisine bile yabancı geldi.Üç çocuk da tekmelere, yumruklara aldırmadan kapakları açıyordu.“Hadi!” dedi çocuk. “Hadi!”Orası artık depo gibi değildi. Gürültü, tel sesi, küfür, nefes, kanat, çarpışma… Her şey birbirine girmişti. Çocuk cebindeki defteri bir yük gibi hissediyordu. Günlerdir tuttuğu saatlerin, işaretlerin, notların artık hiçbir önemi kalmamıştı. Zaman dağılmıştı. Geriye sadece açılması gereken kafesler kalmıştı.Her taraftan çırpınışlar yükseldi. Kafesler devrildi, kafesler açıldı. Kuşlar artık tek tek değil, dalga dalga çıkıyordu. Az önce geçilmez gibi duran büyük demir kapı şimdi yalnızca bir kaçış yoluydu.Kaçakçılar donup kalmıştı. Gözleri görmüyormuş gibi ay ışığına bakıyorlardı. Hızla uzaklaşan silik karaltılara dönüşen kuşlar çıkmaya devam etti.Birer birer değil, topluca akarak.Deponun içindeki karanlık, kuşlarla birlikte dışarı taşmıştı. Ay ışığı demir kapının ardını tamamen ele geçirdiğinde çocuk defterini yere attı. Rüzgâr sayfaları merakla çevirirken koşan üç çocuk kuşların gittiği tarafta küçülmekteydi.

Uygulamada oku

Telefonunla tarat

Telefonda uygulama yüklüyse doğrudan açılır; değilse mağazaya gider.

distory.co/oyku/demir-kapinin-ardinda

Yazar

Birgül TemurYazar · 1 eser · distory.co/yazar/birgultemur
Sayfası

Keşfedebileceğin yazarlar

Demir Kapının Ardında kapağı
Demir Kapının ArdındaBirgül Temur · 8 dk
Uygulamada dinle

Telefonunla tarat

Telefonda uygulama yüklüyse doğrudan açılır; değilse mağazaya gider.

distory.co/oyku/demir-kapinin-ardinda